--°--:--
  • İMSAK--:--
  • GÜNEŞ--:--
  • ÖĞLE--:--
  • İKİNDİ--:--
  • AKŞAM--:--
  • YATSI--:--
  • --,--
  • --,--
  • --,--
Son Dakika
Köşe Yazısı

Sadece şirketler değil ülkeler de batıyormuş!

Sedat Yılmaz
Sedat Yılmaz

Size acıklı bir Venezuela hikâyesi anlatmak istiyorum!

Belki küçük büyük hepimize ders olur!

Hani bir zamanlar petrol devi olarak bildiğimiz bir ülke vardı…

Ne zengindi, ne zengindi! Zenginlikte sınır tanımıyordu! Parasının haddini, hesabını bilmiyordu! Para çoktu, ama harcamalar daha çoktu! Ülkeye oluk oluk para akıyordu ama israf, gelen parayı ateşin odunu yediği gibi yiyip bitiriyordu…

1960 yılında içinde Venezuela ile birlikte İran, Irak, Kuveyt, Suudi Arabistan’ın da olduğu OPEC diye bilinen Petrol İhraç Eden Ülkeler Teşkilatı kuruldu… OPEC kurulduğunda bu beşli arasında günlük 2,8 milyon varil petrol üretimiyle Venezuela lider konumundaydı.

Bugün ise Suudi Arabistan 10 milyon, Irak 4,5 milyon, İran 3,8 milyon, Kuveyt 2,7 milyon, Venezuela ise 2 milyon varil petrol üretebiliyor.

Diyeceğim o ki, petrol üretimindeki kayıplar, düşük petrol fiyatları, Gayrisafi Milli Hasılası’nın yarısını, dış ticaret gelirlerinin yüzde 90’ından fazlasını altın yumurtlayan tavuğu petrolden kazanan Venezuela bugün zevku sefa içinde geçen israflı yılların sancılarını çekiyor.

Dev petrol ülkesi duvara toslamış, artık borçlarını dahi ödeyemez halde! Sancıların ne tür doğumlara sahne olacağı da meçhul!

VENEZUELA’NIN PETROLÜNE İYİCE ÇÖKECEKLER

Daha bir hafta önce, Venezuela’nın devlet kontrolündeki petrol şirketi PDVSA, kamu borçlarına karşılık 1,1 milyar dolarlık son ödemesini yaptı.

Müteakip Devlet Başkanı Nicolas Maduro televizyona çıktı ve hükümetin son ödediği borç taksidinin ardından devlet kasasında kuruş kalmadığını, Merkez Bankası’nda sadece 10 milyar dolarlık bir likiditenin bulunduğunu ve artık borçlarını ödeyemeyeceğini açıkladı…

Maduro, söz konusu 1,1 milyar dolarlık ödemeyle birlikte dış borçlar için elinde devlet tahvili bulunan şirketlerle yeniden yapılandırma yapıldığını duyurdu… Borçlarına karşılık tahvil sahipleriyle masaya oturan Venezuela mecburen katmerli faizlere imza atmak zorunda kaldı.

Tabiiki büyük bir ihtimalle dev şirketler Venezuela petrolüne iyice çökecek.

Evet, ülke derin bir finans krizi içinde perperişan!

O zengin, parasının hesabını bilmeyen Venezuela artık meteliğe kurşun atıyor… Aynı zamanda artan enflasyon ve yanlış tarım politikaları sebebiyle gıda kıtlığı yaşayan halk da mevcut durumun şaşkınlığını ve psikozuyla bir o yana bir bu yana savruluyor!

Vah ki vah, Venezuela halkının haline!

ÖDENEMEYECEK TEMERRÜTLER HALKIN SIRTINDA

Her neyse, Venezuela’nın zor gününde imdadına önceki senelerde olduğu gibi Rusya yetişti. Rusya Maliye Bakanı Anton Siluanov, ülkenin 3 milyar dolarlık borcunun yeniden yapılandırılmasına yönelik anlaşma sağladıklarını söyledi. Ancak anlaşmanın hangi şartlar altında yapıldığını açıklamaktan kaçındı.

Ne açıklayacak ki, durum ortada… Ödenemeyecek temerrütler gelsin…

Sırtında borç kamburu taşıyan Venezuela halkının bir lokma ekmeğini leş kargaları yesin… Dünyanın halısı, kilimi, keçesi bu… Ne çekerse halk, vatandaş, mazlum insanlar çekiyor… Hakikaten yazık ki ne yazık!

Koca petrol ülkesi Venezuela’nın düştüğü duruma bakın!   

Demek ki yöneticiler hâlâ akıllanamamış!

KAMU HARCAMALARINI DİZGİNLEYEMEDİLER!

İşin Türkçesi şu:

Koca petrol ülkesi kamu harcamalarını frenleyemeyince Titanik gibi battı… “Sorunun boyutunu bugünlerde yaşanan iç savaşı andıran görüntülerde, yiyecek yemek bulamayanlarda, ilaç kıtlığındaki hastanelerde görmek mümkün.”

Hakikaten içler acısı bir durum…

1973 yılında petrol fiyatlarını zıplatan Arap petrol ambargosu akabinde paraya boğulan Venezuela, kamu harcamalarını fütursuzca yükseltince aslında bugünlerdeki çöküşün startını veriyordu.

1974 yılında 8 milyar dolar fazla veren cari işlemler dengeli Venezuela, ardından gelen 4 yıl içinde 6 milyar dolar açık vermeye başladı.

1975 yılında PDVSA’yı kurarak enerji sektörünü devletleştiren ülke, ancak kamu borçlanmasını bir türlü dengeye oturtamadı. Hele 1979 yılındaki İran devrimi ile petrol fiyatlarındaki yükseliş dünyada enerji talebini düşürünce yüksek harcamalara alışmış Venezuela devleti adeta şapa oturdu. Yıllar geçse de ekonomik ayarını kuramayan Venezuela, 1982 yılından 1989 yılına kadar sürecek uzun dönemli bir mali buhranın içinde kıvrandı durdu…

BİR MUSİBET, BİN NASİHATTAN EVLADIR

Venezuela’da 1989 yılındaki Perez’in Büyük Dönüşümü’nün fiyasko ile sonuçlanması, 1992 yılında Hugo Chavez’in darbesi, 1994 yılında yönetimi devralan Rafael Caldera’nın milli petrolü yabancı yatırımcılara peşkeş çekmesine rağmen 1998 – 2000 yıllarındaki global ekonomik krize yenilen Venezuela’da yeni Chavez dönemi de sonun başlangıcı oldu.

Chavez’in popülist politikaları, Venezuela ekonomisinin ana gelir kaynağı petrol üretiminin tekrar toparlanmasını imkânsız hale getirdi.

İşin ilginç yanı, “emperyalist batı” ve “devrim” söylemleri ile atılan bütün adımlar Venezuela’yı daha bağımsız bir ülke yapamadı. Tersine Venezuela iflas etmemek için batılı petrol firmalarından doğan boşluğu, daha kötü şartlarla Çinli ve Rus firmalarla doldurmaya çalıştı.

Çin’in en büyük petrol şirketi CNPC, ülkede dev aktörlerden biri haline geldi. Rusya, 2013 yılında ölen Chavez iktidarı boyunca Venezuela’ya 11 milyar dolarlık silah sattı. Venezuela milli petrol şirketi PDVSA, Rus petrol devi Rosneft ile ortaklık yaptı ve Rosneft’e ABD’deki rafineri firması CİTGO’yu ipotek olarak verdi.

Venezuela, “Petrol zengini bir ülke nasıl yönetilmemeli” başlığı altında, politikacıların sığındığı kısa vadeli hesapların ülkeleri uzun vadede nasıl felakete sürüklediği konusunda iyi bir ders olarak ortada…

Türk atasözünde, “Bir musibet, bin nasihatten evladır”, derler ya! Venezuela da öyle!

Tabi ki bilene, anlayana, ders alana!..

 

Sedat Yılmaz Diğer Yazıları

Hepsini Görüntüle