OVP döviz üretebilecek güce ne kadar sahip?
Türk Lirası’nın istikrarı açısından ülkeye döviz giriş ve çıkışlarında her kalemi ayrı ayrı analiz edip yabancı para politikamızı faydaya, üretime ve istihdama dönüşür hâle getirmemiz bugün için yapılabilecek en iyi iş!
Gümrüklerden başlayıp turizmle devam edip, yeme – içme ve tüketim alanlarıyla birlikte sokaktaki döviz büfelerine kadar mal ve hizmet faaliyetlerine bağlı tüm döviz hareketlerinin itina ile takibi, gözetim ve denetimi günümüz şartlarında artık olmazsa olmaz!
80 milyon vatan evladı iş, aş ve istikbâl beklerken birilerinin Türkiye kaynaklarını keyfe mâyeşa eritmesine fırsat vermemek lâzım! Kamu veya özel kesimde 1 TL veya 1 doların dâhi hesâbının sorulması vaktidir, demek istiyorum!
Dost olarak algıladığımız JCR’nin uyarılarına biraz kulak vermek sanırım menfaatimize… Japon Derecelendirme Kuruluşu JCR Başkanı Orhan Ökmen yarın açıklanması beklenen Orta Vadeli Program’a (OVP) dikkat çekiyor ve diyor ki, “Türkiye’de temel sorun Türk Lirası’nın giderek değersizleşmesi… 2006 yılından bu yana Türkiye’nin döviz üretim kabiliyeti zayıfladı. 2000’li yılların başında milli gelir içinde sanayinin payı yüzde 24’lerdeydi, şu anda yüzde 12’lerde. OVP’den beklenilen tek şey Türkiye’ye döviz üretme gücü kazandırılması…”
JCR Başkanı Ökmen, Türk Lirası’nda istikrarın; ancak uzun soluklu yabancı yatırımlarla sağlanabileceğini, ayrıca yerli üretime de ağırlık verilerek mal, ürün veya hizmetleri dövize tahvil eden politikaların ortaya konulmasının gereğini dile getirmeye çalışıyor.
Merkez Bankası’nın swap veya munzam karşılıklarda faiz artırımı gibi tedbirleri içine alan para politikaları uzun vadede TL’ye gerçek gücünü vermede yaya kalabilir… Ökmen de asıl, üretimi dövize çevirebilecek ve istihdamı artıracak politikaların geliştirilmesini tavsiye ediyor.
***
Belki seçim öncesi sanayide yeni beklentilerden kaynaklı bir duraksamaya tepki olsa da, bir önceki senenin Temmuz’una göre arındırılmamış sanayi üretimi verisinin yüzde 7,8 oranında gelmesi sanayinin üretmedeki gayretini gösteriyor. Söz konusu çabayı daha ileri seviyeye taşımak için desteklemek ise siyasi iradeye düşüyor. Büyümede sanayi ve tarımın payını yükselterek ihracat yapıp ithalatı frenlediğimizde ve iç talep taşkınlığını törpüleyebildiğimizde, işte o zaman kaliteli büyümeden bahsedebileceğiz!
Kaliteli büyümenin istihdama da ciddi katkılar sağlayacağı kanaatindeyim... Ancak işi kuralına göre uygulamak şartıyla! Bu yılın Mayıs, Haziran ve Temmuz aylarını kapsayan Haziran dönemine ait işsizlik rakamlarına bakıldığında 75 bin kişilik istihdam artışının en azından rakamsal olarak derde derman olmadığı, bu yılın bir önceki dönemine göre işsizlik oranının yine yüzde 10,2 (Mart ayı yüzde 10,1) ile aynı kaldığı gerçeğini yaşıyoruz.
Mevsimsellikten arındırılmış işsizlik oranının geçen aya göre 0,3 puanlık bir yükselişle yüzde 10,9’a çıkması da işsizlikte canlılığın hâlâ var olduğunun göstergesi…
Haziran dönemi işsizlik oranlarındaki artışın en büyük nedenlerinden biri elbette işgücüne katılım oranının yüzde 52,7’den yüzde 53,2’ye yükselmesi… Tabii ki, genç bir nüfusa sahibiz… Her yıl en az 700 bin kişiye iş bulmak zorundayız! Diğer taraftan kayıt dışı istihdam da yükselmiş!.. Tamı tamına yüzde 34 (bir önceki yüzde 32)…
Haziran dönemindeki işsizlik verilerinde sevindiren; istihdamda sanayi ve hizmet sektörlerindeki payın artışı… Üzen tarım ve inşaatta istihdamın düşmesi ve işsizlere 64 bin kişinin daha katılması! Korkum ise 3’üncü çeyrekten itibaren daralması muhtemel büyüme ile işsizlik rakamlarının yeniden tırmanışa geçmesi!
***
Son istihdam verilerine göre Türkiye’de çalışan sayısı 29,3 milyon… İstihdamın yüzde 38’i tarım ve sanayide, yüzde 7’si inşaatta… İçinde turizmin de yer aldığı yüzde 54’ü hizmetlerde… Türkiye istihdamda hizmet ülkesi vesselam!. Turizm, otelcilik, lokantacılık, ulaştırma, eğitim, sağlık, medya gibi hizmet alanları oldukça istihdam kaldırıyor.
Turizm en dikkat çeken sektör… Halen 1,1 milyon istihdam barındırıyor. Sektörün ciddi bir gelir potansiyeli var... Ülkeye yüzde 85 net döviz girdisi sağlıyor… Geçen yıl 26 milyar dolarla cari açığın yüzde 35’ini karşıladı. Bu yıl da 32 milyar dolarla cari açığın yüzde 40’ını karşılama hedefiyle çalışıyor. İstihdamdaki 1,1 milyon kişiden her biri, sektöre yıllık 29 bin dolar kazandırıyor. Keşke bu rakam en az 5 katı olsaydı!
Turizmde, döviz kazandıran değil harcayanlar da var… Yurt dışı seyahatlerin yanında hac ve umre gibi… Mezkûr alanlar belki yastık altından para çekiyor ama neticede döviz yurt dışına gidiyor. Elçi Tour Yönetim Kurulu Başkanı Tahir Başarır’ın verdiği bilgiye göre, Türkiye’de hac ve umre turizminde 600 firma faaliyet gösteriyor ve 5 bin kişi çalışıyor. Hacda kotanın yüzde 60’ı Diyanet’in, gerisi özel şirketlerin… Umrede ise kota serbestiyeti var. Türkiye’nin yıllık hac ve umre gideri de 1,2 milyar dolar civarında… Ne yapalım harcanacak elbette… Keyfi bir iş değil ya! İbâdet!..
Tahir Başarır ayrıca hac ve umre ile ilgili bu yıl iyi bir mevsim yaşadıklarını, özellikle umre turizminden ümitli olduklarını söylerken bazı sorunların çözülmesi durumunda daha katma değerli hizmetler sunabileceklerini ifade ediyor.
Gelecek yazımıza hac ve umre konusuyla devam edelim, inşallah!


