Oruç mevsimine ihtiyaç var!
Ekonomide başımıza gelen belaların temel sebebi, talebi karşılayamayan üretim, yıllardır çözüme kavuşturamadığımız kayıtdışılık ve gerçekleştiremediğimiz yapısal reformlar…
Şu ülkeyi anlayamıyorum…
Birçok kere düzlüğe çıktığımız halde… Ki son örneği 2010 – 2013 yılları… Ekonomik istikrar sağlanmış… Müreffeh toplum olma yolunda yön aranırken sular birden bulanmış!
Ne oluyor da dikiş tutturamıyoruz?
Çözemiyorum!..
Ülkemizde en kısa 10, en uzun 20 yıl süren dönemlerde ekonomik darboğazlarla karşılaşıyoruz.
Araları saymıyorum, 1960, 1980, 2001 yıllarında olduğu gibi… Ama gelen yönetimler yapısal reformları hayata geçiremiyor…
Peki yapısal reformlardan daha ne kadar kaçacağız?
Ekonomiyi çevirmek için yine, “Sıcak paranın sıcaklığı aldatıyor, ne yapalım… Nefsimiz ağır basıyor… Üretmek zor… Ver dövizi al malı… Böyle gelmiş böyle gider… Duvara dayandık ama, bir çaresi bulunur, herhalde! Bak turizm mevsimi de başladı…” mı diyeceğiz?
***
Kalkmış bir de soruyorlar… “Döviz niye artıyor? Faizler neden yükseliyor? Cari açık niçin tutulmuyor?” diye…
Haa, bir de kendilerine göre kılıflar da uyduruyorlar…
Soruların cevabını başka mecralarda, başka başka lobilerde arayanlar da var…
Arkadaş, çalışmıyorsun bu bir… Çalışsan da üretmiyorsun, üretemiyorsun bu da iki… Vücudun yağ bağlamış, belin giderek kalınlaşıyor! Sağlıklı vücuttan giderek uzaklaşıyorsun! Al sana bu da üç…
İşsizlik oranlarını boş ver… İstihdam oranın yüzde 46,6’ya, istihdam edilenlerin sayısı 28 milyonu aşmış… Ancak bu istihdam, nitelikten midir, nicelikten midir bilinmez, ekonomiyi yükseltecek, borçtan, borçlanmadan arındıracak, ithalatı kesecek yapıda değil!
Çünkü ekonomi hala “araz ve maraz” üretiyor… “Katma değer” ise hala üretmiyor!
Niye mi, onu da söyleyeyim…
Büyümelerin yüzde 70’inden fazlasının tüketimle sağlandığı, üretim açığının bariz ortaya çıktığı ve ekonomisinin yüzde 30’unun kayıtdışı olduğu bir ülkede – ki 34 ülkeli OECD’de kayıtdışılıkta birinci sıradayız - enflasyon da olur, faizler de yükselir, kur da tutulmaz, cari açık da, bütçe açığı da artar… Böyle bir yapıda yüksek nitelikteki borçlanmaları, ithalatı ve cari açığı engellemeniz mümkün mü?..
Elbette ki hayır!
***
Eskiler derler ki, “Kalburda su durmaz!”
Hâlâ bu ülkede üretilebilecek ürünler dışarıdan ithal ediliyorsa… İthalat yapmadan ihracat gerçekleştirilemiyorsa… İhracat dediğimiz birçok önde giden kaleme yabancılar hakimse… Sermayenin dümeni yabancı ellerdeyse… Dünya sıkı para politikalarına sarılırken biz hâlâ genişlemeci politikaların sihrinden kurtulamamışsak ve bunda ısrar ediyorsak… Kredi, kredi kartı gibi enstrümanlarla borca dayalı tüketimin dibine vuruyorsak…
Daha ne diyeyim!.. O zaman hep birlikte buyrun cenaze namazına!
Birikmeyen ve ekonomiye zarar veren tasarruflar, bireysel emeklilikler, altın hesapları gibi yamalar, atılım bekleyen Türkiye ekonomisini sadece oyalar!
***
Ekonomi sınırsız ihtiyaçlarla, sınırlı imkanları kurgulama işidir… Ama şu millet, özellikle son yıllarda bir türlü kazancı kadar, harcamayı beceremediği gibi, kazandığını da nasıl harcayacağını öğrenemedi! Ekonomiyi “maksimum kâr, rekabet, ihtiras ve tatmin” olarak benimsedi ama asıl bilmesi gereken, ekonominin “hayatı idame ettirmede zaruri ihtiyaçların giderilmesi, kanaat ve şükür” olduğunu kavrayamadı. Özellikle “Azıcık aşım, ağrısız başım!” diyemedi…
Şu bir gerçek, millet olarak zihinsel ekonomiyi kuramadığımız, kurgulayamadığımız yani müesseseleştiremediğimiz için makus talihimize razı olmak zorundayız.
Son söz…
Ekonomiyi, sanayiyi, tarımı, reel ve finans sektörünü, iş ve emek piyasasını, hatta tüm piyasaları yeniden formatlamak gerekiyor! Yani yeniden büyük Türkiye… Velhasıl, yeni dönemde ekonomiye, ekonomi dünyasına çekidüzen verecek bir oruç mevsimine ihtiyaç var!


