Orta gelir tuzağından niçin kurtulamıyoruz?
2017 yılı Gayri Safi Yurtiçi Milli Hasıla (GSYH) yani büyüme rakamlarıyla ilgili resmi dataları bir önceki yazımda sizlerle paylaşmıştım... 2016 yılına göre geçen yıl 10 bin 597 dolar kişi başı milli gelirle; bırakın büyümeyi 2017’de dolar bazında 210 dolar küçüldüğümüzü ifade ederek orta gelir tuzağından çıkamadığımızı, değer kaybını önleyemediğimiz Türk Lirası bağlamında ise 5 bin 984 lira bir büyüme yakaladığımızı bilgilerinize sunmuştum.
Bugün sizleri fazlaca rakamlara boğmadan gerçek ve sürdürülebilir büyümenin esaslarını ve felsefesini anlatmaya çalışacağım…
Türkiye’de maalesef bizim de içinde bulunduğumuz medya dahil birçok sektörde nitelikli, ehliyetli, liyakatli iş yapabilen bir işgücünden bahsetmek zor. Sermaye tarafı, insan gücünü geri plana atıp makineleşerek büyümeyi hedeflediğinden ve çoğu zaman da ithalata dayalı makineleşmeye sermaye yetiremediğinden sürdürülebilir verimli üretimden giderek uzaklaşıyor.
Mevzuyu biraz daha açayım… Türkiye ekonomisinde büyüme, genel manada yatırımlar yoluyla gerçekleştiriliyor. Dolayısıyla kaliteli işgücü ve verimlilik artışları yetersiz kalıyor. Sermaye birikimi veya borca dayanan sermaye oluşturma yoluyla kalkınma eğilimi, olması gereken istihdam artışını sınırlıyor, verimli, nitelikli işgücü piyasasının oluşmasını engelliyor. Yani iş dünyası ucuz maliyetli kalitesiz, sınırlı istihdam ve emekle çok kazanma yolunu tercih ediyor. Bu da uzun dönemli sürdürülebilir büyüme performansının yollarını tıkıyor.
SÜRDÜRÜLEBİLİR BÜYÜMENİN
FORMÜLÜ NE?
İstikrarlı ve sürdürülebilir büyümenin ekonomiyi sağlıklı hale getireceğini hep söyler, dururuz…
Peki, sürdürülebilir büyümenin formülü nedir, diye sorduğumuzda karşımıza cevap olarak “verimlilik” çıkıyor. O zaman verimliliği nasıl sağlayacağız, sorusuna da, “Fiziki yatırımlardaki azalan verimi telafi edecek nitelikli insan gücünün oluşturulması, işletmelerde yenilik faaliyetlerinin geliştirilmesi ve verimliliğin sürekli kılacak yapısal değişimlerin oluşturulması lazım” cevabını vermek gerekiyor.
Türkiye ekonomisi olarak verimlilik konusunda bahsettiğim formülü hayata geçiremezsek giderek yükselen vahşi uluslararası rekabet ortamında ya yerimizde sayarız, ya da gerilerde kalırız. Uzun zamandır düştüğümüz orta gelir tuzağından çıkamamak da bahsettiğim verimlilik formülünün göz ardı edilmesinden kaynaklanıyor.
Türkiye’nin verimlilikte istikrar sağlayamamasının ana nedeni; büyüme, üretim, tüketim, dış ticaret, ödemeler dengesi, borçlanma, tasarruflar, yatırım, gelir - gider, istihdam, enflasyon ve faiz gibi alanları içine alan makroekonomideki istikrarsızlık. Ekonomide bir alanı toparlarken, diğer taraftan açık veriyoruz…
DAHA FAZLA TEKNOLOJİ,
DAHA NİTELİKLİ İŞGÜCÜ
Ekonomide “Toplam Faktör Verimliliği” diye bir tanım var. Bu tanım mikro iktisatta ve KOBİ’ler için kullanılan bir kavram olsa da, makroekonominin de vazgeçilmez temellerini teşkil ediyor.
Evet, daha düşük maliyetle daha fazla üretim yapabilmek olarak tarif edilen verimlilik sürdürülebilir büyümenin olmazsa olmazı. Verimlilik üzerine dünya oldukça fazla çalışıyor. Daha fazla teknoloji ve nitelikli işgücü üretiyor.
Kalkınmanın, zenginleşmenin, sürdürülebilir büyümenin yolu olarak gösterilen “Toplam Faktör Verimliliği” (TFV), bir üretim faaliyeti sonucu elde edilen değerin, bu üretim faaliyetinde kullanılan girdilere, maliyetlere oranlaması olarak tarif ediliyor. Tam anlamıyla TFV (İngilizcesi Total Factor Productivity – TFP), büyüme içindeki istihdam ve sermaye artışları dışındaki sebeplerin birleşik etkisi.
Ülkelerin daha yüksek TFV değerlerine sahip olması, aynı miktarda sermaye ile daha fazla üretim yaptıklarını ve daha yüksek gelir elde ettiklerini gösteriyor.
TFV, BÜYÜMEDE YÜKSEK
CARİ AÇIĞIN FRENİ
Ekonomik büyümeler, ağırlıklı olarak fiziki sermaye birikiminin arttırılması veya borçlanma yoluyla gerçekleştirilirse cari işlemler açığı bundan olumsuz etkileniyor. Böyle durumlarda ülkeler cari açıktan kaçamıyor. İşte TFV’nin önemi de burada ortaya çıkıyor. Yani Toplam Faktör Verimliliği artışı üzerinden takip edilen büyüme stratejisi, dış kaynak bağımlılığını daha aza indirgiyor.
TFV dinamikleri yeni bulunmuş, Amerika’nın yeniden keşfi de değil. Ekonomi literatürüne bakıldığında rahatlıkla görülebiliyor…
Siz TFV’ye göre büyümenizi, ekonominizin dışa açıklığına, bilişim teknolojilerine, Ar-Ge ve yenilik faaliyetleriyle bilgi sermayesine yapılan yatırımlara, işgücünün eğitim ve becerisinin geliştirilmesine, beşeri sermayenin kazandırılmasına, ölçek ekonomisine, kaynakların daha verimli sektör ve şirketlere yönlendirilmesine, etkin yönetim ve organizasyon yapıları oluşturulmasına, finansal gelişmişlik düzeyine, kurumsal yapının kalitesine ve özümseme performansı gibi unsurlara kendinizi rabıtalayabiliyorsanız Toplam Faktör Verimliliği’ni sağlamış ve sürdürülebilir büyümenin kapılarını aralamış oluyorsunuz…
HEDEF DIŞ KAYNAĞA BAĞIMLI
OLMAYAN BÜYÜME
Türkiye de baktı gördü, Toplam Faktör Verimliliği’ni ekonomisinin içine almak zorunda kaldı. TFV ile ilgili 2015 yılında başlatılan Kalkınma Bakanlığı ve BM Kalkınma Programı (UNDP) tarafından yürütülen, AB ve Türkiye tarafından finanse edilen TFV’nin Artırılması Politika Çerçevesi Geliştirme Projesi bu sene üçüncü yılında. Hatta TFV ile ilgili bu hafta içinde İstanbul’da bir konferans dahi düzenlendi. Projenin hedefi TFV’nin istenilen oranda artmamasındaki engellerin belirlenerek ortadan kaldırılması ve pilot uygulamaların başlatılması… Planda bu yılın sonunda TFV’nin GSYH içindeki payının yüzde 20 artırılması da var. Nihai hedef ise TFV’nin devreye alınmasıyla sürdürülebilir büyümeye tam destek verilmesi…
Büyümenin yol açtığı dış kaynak bağımlılığına son verecek olan TFV’yle elde edilecek kazanımlar, inşallah ekonomik büyüme hızını daha da yükseltir, kaliteli ve nitelikli büyüme, Türkiye’nin bir gerçeği haline gelir…


