--°--:--
  • İMSAK--:--
  • GÜNEŞ--:--
  • ÖĞLE--:--
  • İKİNDİ--:--
  • AKŞAM--:--
  • YATSI--:--
  • --,--
  • --,--
  • --,--
Son Dakika
Köşe Yazısı

Onca alın terimizi ithalata mı verelim!

Sedat Yılmaz
Sedat Yılmaz

Sağlıklı büyüme, tüketimi değil üretimi artırarak sağlanır… Sağlıklı ve sürdürülebilir büyüme için sadece sanayide değil bugün geri plâna itilen tarımda da üretimdeki katma değerin yükseltilmesi gerekir. Katma değerin yükseltilmesi ise “yapısal reformlar”a bağlı… Yapısal reformların işlemesi de ancak bürokrasinin azaltılmasıyla gerçekleşebilir.

Liyâkat ve işi ehline vermek elbette önemli. Ama liyâkatli ve ehil insanları göreve getirmek de çoğu zaman çâre olmuyor... Yetki ve sorumlulukların tanımlanmadığı, bir kurumun diğer kurumun çalışmasına sekte vurduğu, hızlı işleyen bir bürokrasiye sahip olunmadığı ve her şeyin bir üst makamdan beklendiği bir yapıda kamu çarkını döndürmek zorlaşıyor…

Mukaddimedeki mezkûr öneriler inşallah kâle alınır!..

Yeri gelmişken alabalık üretiminde kamunun bir-iki eksiğini ve açığını daha anlatayım…

Balıkçılık sektörü görüntüde Tarım ve Orman Bakanlığı uhdesinde gibi görünüyor. Ama öyle değil! Bakanlık içinde Balıkçılık ve Su Ürünleri Genel Müdürlüğü (BSGM) olmasına rağmen Devlet Su İşleri (DSİ), Orman Genel Müdürlüğü, üniversiteler, il özel idareleri ve hatta belediyeler bile balık üretimiyle ilgili yetkilendirilmiş…

Meselâ DSİ’nin ülkede 7 adet balık üretme tesisi var… Ciddi masraflar yapan mâlum tesisler, tam çiftlik olmasına karşılık, üretimi çok cüzi ve zayıf kalıyor. Diğer kuruluşlara âit balık çiftlikleri de DSİ’den farklı değil.

DSİ’nin bizzat balık üretimiyle ne alâkası olabilir?.. İdare su işlerini hızlandırsın, zâten görevini yapmış olur… Hakkıyla balıkçılık icra edilecekse, balıkçılıkta katma değer oluşturulacaksa, ihracat büyütülecekse işin ehline verilmesi ve öncelikle de kamuda tek elden yürütülmesi gerekir.

BSGM’yi balıkçılıktan sorumlu tutarsın… Üretimle ilgili üniversiteleri dâhi BSGM’ye bağlarsın… Tarımsal Araştırmalar Genel Müdürlüğü’ne (TAGEM) de BSGM ile birlikte hareket etme zorunluluğu getirirsin… Üretimin önündeki engelleri kaldırırsın… Bürokrasiyi azaltıp hızlandırırsın… Böylece kamu tarafında işi çözmüş olursun…

Özel kesim de bir imza için aylarca, yıllarca beklememiş olur! Yatırımcı evrak, onay, imza takibi yerine yapacağı üretim, tesis ve kalite ile uğraşır! Yeni yatırımlarını ve inovasyonunu düşünür!

***

Hayvansal gıda üretiminde bir başka sorunumuz daha var… Hayvancılığın baş problemi… Yem ve yemcilik! Türkiye gereken yemi üretemediğinden hayvancılıkta ithalatçı oldu, çıktı!

1996 yılında kamuya âit Yem Sanayi Türk AŞ’ye bağlı bütün fabrikalar özelleştirilmiş, devlet yem üretiminden çekilmiş… Bugün milyar dolarlık yem ithalatına giden yol acaba o günlerde mi açıldı diye, insan ister istemez düşünmeden edemiyor!

Yemcilik özelleştirilmiş ama istenen büyük kapasitelere ulaşılamamış… Meselâ 2010 yılında faal yem fabrikaların yüzde 62’si 10 ton/saat kapasitenin altında, yüzde 26’sı ise 11-20 ton/saat kapasiteli işletmelerden oluşmuş… Gelecek yıllarda ise 10 ton/saat kapasitenin altındaki küçük fabrikaların yüzde 85’i kapanmış… Bugün sektöre yeni girenler yüksek kapasiteli fabrikaları tercih ediyor…

Türkiye Yem Sanayicileri Birliği’nin (TÜRKİYEM-BİR) son verilerine göre hâlen 550 fabrikada yıllık yem üretimimiz 25 milyon ton. Ancak yetersiz! En büyük yem açığımız kırmızı ette. Yem üretiminin 13 milyon tonu büyükbaş / küçükbaş hayvancılığında, 10 milyon tonu kanatlı sektöründe, geri kalanı ise balıkçılık gibi diğer alanlarda kullanılıyor. Ama 12 milyon ton yemi de 4 milyar dolar ödeyerek ithal ediyoruz… Ülkemizde yem ihtiyacı her yıl yaklaşık yarım milyon ton artıyor.

Dünya ile kıyaslama yapacak olursak; küresel yem üretiminde Çin (9 bin fabrika, 190 milyon ton), ABD (6 bin fabrika, 180 milyon ton) ve Brezilya (2 bin fabrika, 75 milyon ton) başı çekiyor. Açıkçası yemine sahip çıkanlar hayvancılıkta ilerliyor, sıkıntı yaşamıyor…

***

Yem, ülkemizdeki balıkçılıkta da büyük sorun… 2 bin 500 tonluk denizde kurulmuş bir tesiste yaklaşık 6 milyon balık bulunuyor. Balıklar 500 gram ağırlığa kadar günlük 12 ton yem tüketiyor. Balık 1 kilograma ulaşıncaya kadar da yediği yem miktarı 2 kilogram.

Yemin yüzde 45’i balık unu, yüzde 10’u balık yağı… Gerisi soya, mısır ve vitamin… İç piyasada bile balık yemi döviz üzerinden alınıp satılıyor. Balık yeminin 1 kilosu 1 avro. Yemde ithal oranı yüksek. Daha net söylersek balık üretiminde maliyetin yarısından fazlası yem kaynaklı. Bugün 1 milyar dolarlık balık ihracatının en az 500 milyon doları ithal yeme gidiyor.

Ege Üniversitesi’nde Türkiye’nin ilk yerli ve milli balık yemi üretildi ama derde derman değil. Dolayısıyla âcilen balık unu, balık yağı ve soya ununun yerlileştirilmesi gerekiyor…

Yapılacak şey aslında basit… Yalnızca iradeli idare istiyor… Şöyle ki, atıl durumda bekleyen baraj ve göletler balık yeminde kullanılan balık unu ve balık yağı üretimine hasredilebilir…

Buralarda ucuz ve hızlı yetişen balıklandırma çalışmalarının önü açılıp bu alana özel sektör de dâhil edilirse balık yemi tedariki konusunda önemli adım atılmış olur.

Hayvancılıkta olduğu gibi balıkçılığın gelişmesi için yem sorununun çözümü olmazsa olmaz! Yoksa onca emeğimizi ithalata yükleriz!

 

Sedat Yılmaz Diğer Yazıları

Hepsini Görüntüle