Ne oldu da, kur ve faizi tutamaz hale geldik?
Enflasyon, cari açık, faiz, kur, üretim açığı gibi olumsuzluklarımızın yanına dün de bahsettiğim dolarizasyonu eklemek gerekiyor. Saydıklarım ekonomide ayağımızın altındaki kaygan zeminler...
Ülkeye dövizin girmesi iyi ama, mevcut ekonomik gidişat sebebiyle kamu – özel giderek artan dolarizasyon eğilimi oldukça düşündürücü! İhalelerin dahi dövizle yapıldığı bir yerde ekonomik durumu, artık siz yorumlayın! Bu kötü algının mutlaka izale edilmesi ve Türk Lirası’na karşı güvenin yeniden tesisi şart!
Dolarizasyonla ilgili son gelen veriyi sizinle paylaşayım... Yurt içi yerleşiklerin döviz mevduatı 27 Nisan ile biten işlem haftasında 499 milyon dolar artarak 167 milyar 168 milyon dolara yükseldi.
Evet, datalar ülkede artan bir döviz alma ve tasarrufları dövize yönlendirme eğilimi olduğunu gösteriyor. Böyle dönemlerde elbette kuru ve beraberinde faizleri tutmak kolay olmaz... Kur ve faiz baskısı en küçük kötü bir ortamda misliyle yukarı yönlü kendini gösterir!
Mesela dolar, 2018 Ocak başından bu yana yüzde 13, yıllık bazda yüzde 20’nin üzerinde değer kazanmış... Yani paramız söz konusu oranlarda devalüe olmuş... Sadece 4 ay önce “3,70 lira seviyelerinde seyreden dolar 3,81 lira olur mu?” diye sorulurken dün 4,29 lira ile rekor kırmış...
Yine Türkiye’nin 10 yıllık tahvil faizi yüzde 13,64’le tarihi zirve yapmış... 2 yıl vadeli tahvillerin faizi ise yüzde 15,24...
“Ne oldu da, kur ve faizler böyle yükseliyor?” sorularının altında yatan en büyük sebep enflasyon...
Türkiye’de Standard and Poor’s’un not indirimi ile başlayıp yüksek gelen Nisan ayı enflasyonuyla devam eden ve yurt dışı piyasaların desteklediği kötü algı etkisini sürdürüyor ama ekonomiye yön verenlerin “Ne oluyoruz, yahu!” demesinin de zamanı geçiyor!
Diğer taraftan “Sen nasıl emekliye 2 bin lira ikramiye verirsin, yaşlı maaşını 500 lira yaparsın?” diyerek piyasa maharetiyle devlete ders vermeye çalışan ve parmak oynatanların da kötü algıda payları olduğu unutulmamalı...
Demek istediğim, enflasyonu azdırarak faiz artışlarına, sonra da kurun yükselmesine davetiye çıkaracak etkenlerden uzak durmak gerekiyor.
Kuralı şu: Piyasada kötü niyetlilere fırsat vermeyeceksin! Bünyeni sağlam tutacaksın! Sağlıksız bünyenin her türlü hastalığa açık olacağını düşünerek kötü algı oluşturacak her menfezi kapatacaksın!
***
Bundan önceki yazılarımda da ifade etmiştim... Ekonominin kurallarından bahsettim... Bir ülkede potansiyelden fazla büyümeler zorlanırsa, ekonomi yüksek derecede ısınır...
Sürdürülebilir ekonomi politikaları yerine agresif yaklaşımlara tevessül edilirse makro dengelerde hasarlar oluşur...
Nitekim sürdürülemez yüksek büyümelerin karşılığı, düşmeyen ve yükseliş arzeden enflasyon ve giderek artan cari açık... Zaten ikisi ekonomide tek başına bütün kötülükleri çağıran etkenler...
Enflasyonu azdıran ikinci husus ise, para ve maliye politikalarının uyumsuzluğu... Merkez Bankası sıkı para politikası uygularken, maliye politikaları genişlemeci hareket ederse, siz istediğiniz kadar sıkın, enflasyona engel olamazsınız...
Üçüncüsü de dolarizasyon... Yani alışverişte, hesapta, tasarruflarda yerli para yerine yabancı para ikame edilmesi, kullanılması... Hastalık derecesinde dövize yüksek ilgi...
Dolarizasyon ortamında, enflasyon ve cari açık kaynaklı bozulan kur dengesinin yanına bir de kredi derecelendirme kuruluşlarının not indirimleri eklenince işte ortalık toz duman oluyor!
Bakınız aylardır yüzde 10’un altına düşürülemeyen bir enflasyonla yaşıyoruz... Bu yıl enflasyonun artık tek hanelere düşme ihtimali de çok zayıf!
İşte Nisan ayı enflasyonunu hep birlikte gördük...
Aylık bazda dahi enflasyon beklentilerin üzerinde yüzde 2’lere dayandı. Yüzde 12,98’lik 2017 Kasım ayı rakamından sonra düşüşe geçen ve yüzde 10,2’lerde gezinen manşet enflasyon yönünü yukarı tekrar çevirerek yüzde 10,85’e çıktı.
Manşet ve üretici enflasyonunu sürükleyen çekirdek enflasyon da şaşırtan bir şekilde aylık bazda yüzde 2,63’e, yıllık yüzde 12,24’e atladı...
Bazı yorumcular yaz aylarında enflasyon daha kalıcı bir düşüş trendi izleyebilir şeklinde görüş bildirebilir. Mümkün değil... Çünkü enflasyonda baz etkisi avantajının sonuna geldik. Enerji fiyatlarının arttığı, yurt dışında enflasyona karşılık faizlerin yükseldiği, para bulma maliyetlerinin ekonomileri daralttığı dönemde enflasyonu aşağı baskılayacak bir etki şu anda görünmüyor.
Aylar süren enflasyonla yaşama bir zaman sonra o kadar kesifleşiyor, derinleşiyor ki, Merkez Bankası’nın faiz artırmasından başka çıkış yolu kalmıyor... Ama unutulmasın, faiz artırımı da tek başına sorunları çözmeye kifayet etmiyor. Çünkü faiz artırımı bir noktadan sonra ekonomide ciddi tahribatlara yol açıyor.
Elimizdeki kıt bilgi kaynaklarına rağmen biz bu kadar hesap edip yorumlar yapabiliyorsak, geniş imkânları olanlardan büyük başarılar beklemek hakkımız olmalı!
***
NOT: Bazı okurlarımız “Yazılarınızda hamaset yapıyorsunuz!” şeklinde bizleri uyarıyor. Öncelikle teşekkür ediyoruz... Eleştiriler bizlere kuvvet ve sinerji veriyor... Gereği kadar tarafsız olmaya gayret ediyoruz... Hamaseti aklımızın ucundan bile geçirmiyoruz... Ancak okuyucularımıza da tavsiyelerimiz var... Yazılara art niyetle yaklaşmamaları onlardan en büyük isteğimiz...
Selamlarımı iletiyorum.


