“Ne o zaman iyiydik, ne de bugün o kadar kötüyüz!”
İş Bankası Genel Müdürü Sayın Adnan Bali’nin baş konuşmacı olarak davet edildiği geçen haftaki İstanbul Sanayi Odası (İSO) Eylül ayı meclis toplantısında kıymetli Başkan Erdal Bahçıvan’ı dinlerken kalkınma esaslarına ve yeni nesil bir kalkınma bankasının kurulmasına dâir ifadeleri karşısında “Acaba Türkiye de, bir gün meselelerini çözmüş, kalkınmış, müreffeh bir ülke olarak ekonomik sürdürülebilirliğini dünyaya ilan edebilecek mi?” diye düşünmeden edemedim!..
Toplantıda konuşmaları not ederken, “Reel sektör, krediye ulaşmada kendine ait kalkınma bankası gibi bir kurumu, bir finans enstrümanını geliştirebilecek mi, yoksa katılımın yanında daha fazla konvansiyonel bankacılıkla mı ilgilenecek? Finans sektörü ve hükümet İSO’nun kalkınma bankası talebine nasıl bakacak?” soruları hep zihnimi kurcaladı!
Öncelikle ifade edeyim, sanayi kesiminin finansa o kadar ihtiyacı var ki, özellikle borçluluk, yatırım, üretim ve satışlarda... İşte gelinen noktada sanayinin son durumu… En az 50 olması gerekirken İSO Türkiye İmalat PMI geçen Eylül ayında 42,7 gerçekleşti… Endeks, reel sektöre el atılması gerektiğini bas bas bağırıyor.
Tabi bugün itibariyle ekonomide zorluklar yaşıyoruz. Yapısal sorunlarımız var elbette! Sayın Bahçıvan’ın ifadesiyle, “Türkiye âdeta Sırat Köprüsü’nden geçerken, ekonomideki yapısal sorunlar yalnızca iktisadi tedbirlerle sınırlı düşünülmemeli… Sorunlar kurumsal yapılara ilişkin iyileştirmeleri de ihtiva eden verimlilik, yüksek katma değer ve beşeri sermayenin geliştirilmesine odaklanan bir yaklaşımla çözülebilir. Yeni Ekonomi Programı’nda (YEP) hedeflenen perspektifin, ekonomik güveni kalıcı olarak destekleyen adımlarla pekiştirilmesi gerekiyor…”
Diğer yandan Sayın Başkan’ın, sürdürülebilirliğin kalkınmada en önemli işlevlerinden biri olduğuna vurgu yaparken üreten kesim için bankacılığın ve sermayenin rolünü ortaya koyması ve ardından da “Finansal istikrarı savunurken, reel sektörü istismar etmeyen bir finansal sistem istiyoruz” talebiyle bugünkü bankacılık sistemini eleştirmesi, Türk sanayicisinin mâkûs ahvâlini göstermeye yetiyor.
***
İş Bankası Genel Müdürü Sayın Adnan Bali de Başkan Erdal Bahçıvan’dan farklı bir şey söylemiyor aslında... Mâlumu ilân ediyor… Bankaların yüzde 3,5’luk kâr marjıyla çalıştıklarını belirtiyor ve faizlerin çok yüksek olduğundan, mutlaka düşmesi gerektiğinden şikâyet ederken finans sektörünün zorluklarından bahsediyor…
Adnan Bali, hem finans sektörü hem de makroekonomi ile ilgili bilgiler verirken, “Deve dişi gibi sorunlarımız var… Enflasyon, ödemeler dengesi, enerji fiyatları gibi… Ama yetmezlik hâli yok. Yönetilebilir bir durum var. İyi yönetilirse iyi, kötü yönetilirse kötü olur… 2001’i düşündüğümüzde ne o zaman iyiydik… Ne de bugün o kadar kötüyüz… Bugünkü sorunların daha çok uluslararası mutabakatsızlıklardan doğduğunu düşünüyorum. Müttefiklerimizle görüşlerimiz örtüşmüyor. Dolayısıyla kurda, enflasyonda ve faizde sorunlar yaşıyoruz. Mevcut durum sâdece ekonomik değil. Ama kadere keder olmaz derler. Sorunları birlikte oturup çözmeliyiz…” cümleleri elbette biraz içimizi soğutsa da, akabinde, “Yönetmeye dâir öngörümüz nedir? Teşviki geride kalana değil, koşana verebiliyor muyuz?” diyerek çözüme yönelik açık mesajlar da veriyor.
Peşinden de, “Ekonomide artılarımız da var... Bankaların döviz açık pozisyonu yok. Kamunun borç stoku yüzde 30’larda. Mali disipline bakıyoruz… Bütçe açığı yüzde 2,5’larda… Finans sektörü ile kamuda sıkıntı yok gibi. Ancak reel sektör ile hânehalkının yüksek borcu ekonomiyi kötü gösteriyor. Bu durum 2001 krizinde tam tersiydi… Kamu ve bankalar sıkıntıda… Reel sektör ve hânehalkı kamuya ve bankalara göre daha rahattı…” diyerek geçmişle bugünü kıyaslıyor ve şu çözümü öneriyor… “Reel sektör, bankalar ve hânehalkı el ele vermesi lâzım…”
***
Her neyse dün bu yılki bankacılık genel verilerini gördük… Türk Lirası’ndaki değer kayıplarıyla kalitesinin bozulmasına rağmen yüzde 17,3 sermaye yeterlilik rasyosu (SYR) ve yüzde 13,8’lik ana sermaye oranlarıyla finansal istikrarda kuvvetli duruşlarını sürdüren bankacılık sektörü Ağustos’ta aylık 4,5 milyar lira ile net kârlılıklarını hânelerine yazdırmış. Bankalar bu yıl geçen yıla göre 1,2 trilyon lira daha büyüyüp 4,5 trilyon liralık aktif büyüklüğe ulaşmışlar. Açıkçası bankacılık sektörünün bu yılki dönemsel net kârı 38 milyar lira… Geçen yılın tamamında bu rakam 49 milyar lira olarak gerçekleşmişti… Takibe düşen kredi oranı ise yüzde 2,9.
Rakamların anlattığı şu: Halk bankalara borcunu ödeyebilmek için varını yoğunu satmış, olmazları başarmış! Bankalar ise, faaliyet giderlerini enflasyon altında yüzde 12’de tutmuş… Komisyon gelirlerini enflasyonun üzerinde yüzde 20 artışmışlar ve aktiflerini büyütmüşler…
Bankalar böyle küçücük kâr marjlarıyla devâsa kârlar elde edebiliyorlarsa, borç içinde yüzen reel sektör ve hânehalkının borç ödeme sadâkatine çok şey borçlu olduklarını iyi bilmeleri lâzım! Vatandaşın da finans sektörüne bakışı “Keyifler kekâ! Bizi düşünen yok!” şeklinde.
İSO’nun yeni nesil kalkınma bankası talebine dâir mevzuyla son noktayı koyayım… Şu anda teklif TBMM’de… Ancak bu İSO’nun talebi mi, yoksa başka bir şey mi orasını bilemiyorum. Mevcut Türkiye Kalkınma Bankası AŞ; merkezi, amacı, kaynakları, sermaye yapısı, organları, hesapları, faaliyet konuları ile kârının dağıtımına kadar yeniden yapılandırılıyor. Meclise teklifi veren de AK Parti…


