Merkez’e yakın olan istikrara yakın olur!
2008 yılı küresel kriziyle ilgili yorumlarımı daha sonraki yazılara bırakarak, bugün önemine binaen Merkez Bankası’nın 1 Haziran itibariyle yürürlüğe girecek “sadeleşme” diye adlandırdığı operasyonuna değineceğim.
Geçmiş zaman… Tarih 20 Kasım 2017... Dövizde yurtdışı kaynaklı ateş yine yüksek. Bu defa da Almanya’daki koalisyon krizi ve buna bağlı ABD faizlerindeki yükselişler devreye girmiş… Dolar 3,92 lirayı aşmış, avro 4,63’ü geçerek rekor kırmış…
Merkez Bankası önce faiz artırmamak için her yolu denemiş, vadeli döviz satım ihaleleriyle işe başlamış… Ve demiş ki, “Yıl sonuna yani 2018 yılı başına kadar 3 milyar dolar piyasaya döviz vereceğim… Canınız yanabilir!”
Tabii, piyasa Merkez Bankası’na aldırış etmemiş… 21 Kasım’da dolar 3,98 lira, avro 4,67 lira ile rekor kırmış. İnatlaşma devam ederken Merkez Bankası bu defa politik silahlarına sarılmış… Fonlamaların, yüzde 12,24’e yükseltilen geç likidite penceresinden yapılacağı duyurulmuş… Merkez Bankası hamlesi ve FED tutanaklarıyla döviz bir miktar geri çekilse de istenilen gerçekleştirilememiş…
O günlerde arkasında durmak yerine Merkez Bankası politikalarına yönelik farklı cephelerden olumsuz söylemler, eleştiriler had safhaya ulaşmış… Piyasalar, dövizde yurtdışı fiyatlamaları yetmiyormuş gibi içeriyi de fiyatlar olmuş… Açıkçası döviz, zirveler yaparak almış başını gitmiş… Dolar o günlerde 3.94 liralarda direnirken avro 4,70 lira ile rekorunu tazelemiş…
***
Bunun üzerine ben de 22 Kasım 2017’de “Merkez Bankası istikrarın manivelası” başlıklı yazımı kaleme almışım… Ve demişim ki: “Merkez Bankası’nı karşımıza alırsak, merkezimizi kaybederiz. Çünkü Merkez Bankası hem ekonomi hem de siyasi istikrarın manivelası… Benden hatırlatması!”
Piyasa şartlarına göre doğru mu demişim? Bugüne bakarsak çok doğru…
***
Evet, ABD ve İngiltere piyasalarının kapalı olduğu ancak dolar endeksinin yükseldiği sadeleşme gününde yüzde 3 düşüşle dolar 4,56 liranın altına, avro da 5,28 liraya indi…
Bugünden itibaren artık “Sadeleşme adımıyla faizleri artırdık, gelsin paralar!” deme lüksümüz yok. Öncelikle yükselen enflasyonu ıskalamadan cari açığı artıran ithalata bir fren, ihracata tarımın tam kapasite monte edilmesi ve turizme çekidüzen verilmesi gerekiyor.
Çünkü dünyada yaklaşık 10 yıldır süren zayıf dolar, düşük enflasyon ve küresel büyüme rüzgârını arkasına alan pembe dönem bitti. Yeni dönem, gelişen piyasalar için çok sıkıntılı… Türkiye için borç çevirmede belki bir sıkıntı yok ama borçlanma maliyetleri giderek katlanıyor.
Diğer yandan “Dövize operasyon” diyoruz ya, elbette var… Hem de bizim dahi tahmin edemediğimiz irili ufaklı her türlü araçla saldırıyorlar. Fakat bütün dünya böyle… Piyasanın kuralı bu! Paranın dini, imanı, vicdanı yok! Sıcak paraya yelken açılmışsa fırtınaları beklemek lazım!
Burada saldırılara karşı; şikayetten ziyade maliye politikalarıyla sağlam durabilmek ve Merkez Bankası ile erken davranıp operasyonlara karşı operasyon çekebilmek önemlidir…
***
Gelelim, Merkez Bankası’nın son “Sadeleşme süreci tamamlandı” açıklamasına…
Yeni faiz koridoru 1 Haziran itibarıyla gecelik borç alma faizi yüzde 15 (alt bant- önceki yüzde 7,25), haftalık repo faizi yüzde 16,5 (politika faizi – önceki yüzde 8), gecelik borç verme faizi yüzde 18 (üst bant – önceki yüzde 9,25) ve geç likidite penceresi faizi yüzde 19,5 (GLP – önceki yüzde 13,50) şeklinde uygulanacak.
Peki bu uygulama sadeleşme mi, bence hayır… Yani hiçbir şey değişmemiş… Değişen şey sadece faizlerdeki belirsizlik kalkmış! Bu olsa olsa dövizdeki ateşi soğutmak için faizlerin ikiye katlanarak yeniden tesisi…
Ya sadeleşme? O başka bahara!
Yine sadeleştirmenin sıkça konuşulduğu bir ay önce kaleme aldığım yazımda (28 Nisan) Merkez Bankası’nın 2015 yılında yaptığı “Küresel para politikalarındaki normalleşmenin başlamasıyla birlikte oynaklıklarda gözlenen düşüşün kalıcı olması halinde para politikasındaki sadeleşme adımlarına başlanabilecek…” açıklamasına dayanarak sadeleşmenin yani tek faiz uygulamasının ancak ekonominin normalleştiği ortamlarda uygulanabileceğini belirtmiştim.
Yine aynı yazıda, “Buyurun! Bugün sadeleştirme var mı, hayır… Sıkılaştırma alt bant, üst bant ve diğer enstrümanlarla hâlâ devam ediyor…” diyerek gerçek sadeleşmeyi kısa da olsa anlatırken faiz koridoru politikasının sadeleşmeden uzak olduğunu dile getirmiştim.
Bütün bunlara rağmen ekonominin istikrarı için her an Merkez Bankası’nın yanında durulmasını ve bankanın bağımsızlığından asla taviz verilmemesini tavsiye etmiştim.
Bugün yine aynı şeyi vurguluyorum… Merkez Bankası istikrarın manivelasıdır… Merkez Bankası’na yakın olan istikrara yakın olur!


