--°--:--
  • İMSAK--:--
  • GÜNEŞ--:--
  • ÖĞLE--:--
  • İKİNDİ--:--
  • AKŞAM--:--
  • YATSI--:--
  • --,--
  • --,--
  • --,--
Son Dakika
Köşe Yazısı

Merkez Bankası artık ses vermeli!

Sedat Yılmaz
Sedat Yılmaz

İşte yeni büyüme fotoğrafımız…

Türkiye ekonomisi yani Gayrisafi Yurtiçi Hasıla (GSYH) 2017 yılında yüzde 7,4 büyüdü. Aynı yılın son çeyreğinde büyüme oranı yüzde 7,3…

GSYH cari fiyatlarla bir önceki yıla göre yüzde 19 artışla 3 trilyon 104,9 milyar lira olarak gerçekleşti. Kişi başı milli gelir cari fiyatlarla 10 bin 597 dolar(38 bin 660 lira) oldu. 2016 yılında GSYİH yüzde 10,8 artışla 2 trilyon 590,5 milyar lira, kişi başı milli gelir de 10 bin 807 dolar (32 bin 676 lira) şeklinde oluşmuştu. Yani kişi başı gelirde bir önceki yıla göre 210 dolar fakirleşirken, Türk Lirası bazında 5 bin 894 lira zenginleştik…

GSYH içinde özellikle hizmetler sektörünün yüzde 10,7, sanayi sektörünün yüzde 9,2, diğer taraftan inşaatın yüzde 8,9, tarım sektörünün de yüzde 4,7 büyümesi önemli noktalar... GSYH içinde mal ve hizmet ihracatı yüzde 12 artarken, ithalatın son çeyrekte yüzde 22,7 yıllık yüzde 10,3 yükselmesi, iç tüketimin yüzde 6,1, hane halkı tüketim harcamalarının GSYİH içindeki payının yüzde 59,1, devlet harcamalarının yüzde 5 artması, Kredi Garanti Fonu’nun (KGF) GSYH’e yüzde 2’ye yakın destek vermesi büyüme performansında önemli detaylar...

Özetlersek, sanayi ve ihracatta olumlu atılımlar yaparken, tüketim ve ithalatta sınırları zorladık… Pozitif gelişmelerin yanı sıra enflasyonda devam eden artışlar ve kurda yaşanan yükselişler risk oluşturmaya devam ediyor. Şimdi haydi hayırlısı diyerek 25 Nisan’da gerçekleştirilecek Merkez Bankası toplantısına odaklandık…

BÜYÜMELER ÜLKEYE NASIL YANSIYOR?

Geçen Çarşamba günkü yazımda, açıklanmadan 2017 yılında gerçekleşen büyüme performansını ayrıntılı yorumlamıştım... Bugün “Şöyle büyüdük, böyle genişledik… G20, Ekonomik İşbirliği ve Kalkınma Teşkilatı (OECD) ve Avrupa Birliği ülkelerini geçtik… Çin ve Hindistan’ı geride bıraktık... Dünyada güçlü büyümede üzerimize yok”, demeyeceğim…

Ülkeler genellikle büyümede; üretim ve tüketimlerini, enflasyonlarını, faizlerini, yurtdışı fon girişlerini, doğrudan yatırımlarını hesap ederek istikrarlı, dengeli ve sürdürülebilir bir yol çizmek ister.

Belki tekrar olacak ama, büyürken yüksek enflasyon üretiyorsanız, kuru ve faizleri tutamıyorsanız, ithalatınız, ihracatınızdan önde koşuyorsa, yüksek cari açık veriyorsanız, nitelikli istihdam ve katma değerli üretim yerinde sayıyorsa, sürekli borçlanırız artıyorsa, tüketim ağırlıklı bir ekonomi modelini seçmişseniz, değirmenin suyu nereden geliyor diye, bin düşünüp bir konuşmanız gerekiyor! 

Arkadaşlar, tek geliri faiz olan bankaların bile Ocak – Şubat âarı şimdiden 8,4 milyar liraya ulaştı. Bankalar yıl sonu için bugünden 60 milyar liralara selam veriyor… 2017 toplam banka kârları 49,1 milyar lira seviyesinde gerçekleşmişti… Ekonomi bu kadar faize batırılabilir mi?

ENFLASYON NEREYE GİDECEK BİLEN YOK!

Diğer taraftan bankalardaki döviz mevduatı toplamı 170 milyar liraya dayandı. Halk enflasyonun nereye gideceğini bilemediğinden bankalardaki TL mevduatlarını bozdurup dövize geçiyor veya döviz varlıklarını artırıyor, ya da altın alıyor. Dövizin son bir ayda ortalama artış oranı yüzde 5 – 6…

Söz konusu artışlar bu şekilde devam ederse, Merkez Bankası dahil yıl sonundaki enflasyonu hesap edebilecek kimse çıkmaz diye düşünüyorum…

Diğer taraftan döviz yükümlülükleri ve açığı her geçen yıl artan şirketler de döviz alma yarışında. Finans sektörü hariç, reel sektör döviz yükümlülükleri ve açığını söyleyeyim mi!…

Halen Türk şirketlerinin 120 milyar dolara ulaşan döviz varlıklarına karşılık döviz yükümlülüğü 320 milyar dolar. Yani şirketler bugün için 210 milyar dolara varan bir döviz pozisyon açığı ile karşı karşıya. Geçmiş yıllarda da farklı bir durum söz konusu değildi…

Reel sektör şirketlerinin 2010 yılında 88,7 milyar dolar olan döviz pozisyon açığı hemen bir yıl sonra 118 milyar dolara yükseliyor… Ardından 2012 yılında 136,3 milyar dolar, 2013’te 170,7 milyar dolar, 2014 yılında 178,8 milyar dolar, 2015 yılında 189,4 milyar dolar ve 2016 yılında 205,1 milyar dolara çıkmış vaziyette.

Bakınız şirketlerin 2010 yılından bu yana verdikleri döviz açıkları zaten, kurun niçin düşmediğini ve sürekli yukarı tırmandığını ayan beyan gösteriyor… Dolayısıyla açık pozisyon, susamış insanın kısır döngüde deniz suyu içmesine benziyor. Şirketler içtikçe susuyor, susadıkça içiyorlar…

MENFİ ALGI SUYUN RENGİNİ BOZUYOR

Ettekraru ahsen derler ya; enflasyona karşı bir şeyler yapılıyor ama vatandaş enflasyonla mücadele edildiğine ve gelecekte de edileceğine inanmıyor… İşin temelinde yatan en büyük sorun da bu! Yıllardır tutturulamayan enflasyon tahminleri ve enflasyon beklentilerine artık bakan da yok… İnsanlar ayakta kalabilmek ve ekonomik durumunu kurtarabilmek için kendi yöntemleriyle hareket ediyor. İşte psikolojik bu kötü algı ekonomideki dengeleri bozuyor…

Söz konusu hassas nokta mutlaka istikrara kavuşturulup sağlıklı hale getirilmesi, ekonomi için hayat memat meselesi gibi görünüyor. Merkez Bankası artık ses vermeli… Büyümeden tutun, asli görevi enflasyona kadar alanına ait her detayı vatandaşla sağlıklı ve apaçık bir şekilde paylaşmalı.

Kurun ve faizin niçin tutulamadığını, TL’nin dengi para birimlerinden niçin negatif ayrıştığına dair hususun anlattıklarımdan sonra daha iyi anlaşılmış olduğunu tahmin ediyorum…

 

Sedat Yılmaz Diğer Yazıları

Hepsini Görüntüle