--°--:--
  • İMSAK--:--
  • GÜNEŞ--:--
  • ÖĞLE--:--
  • İKİNDİ--:--
  • AKŞAM--:--
  • YATSI--:--
  • --,--
  • --,--
  • --,--
Son Dakika
Köşe Yazısı

Kamu kesimi tasarrufa kemer sıkmaya hazır mı?

Sedat Yılmaz
Sedat Yılmaz

Türkiye’nin sadece ekonomik değil, siyasi, askeri, kültürel, ahlâki birçok alanda saldırı altında olmadığını söylemek abesle iştigal olur... Elbette saldırı var, olacak da! Dünya kurulduğundan bu yana devletlere ve milletlere yönelik tehditlerin, saldırıların ardı arası kesilmiş mi, hayır!

Yalnızca Türkiye değil, dünya üzerinde bugün her ülke saldırı ve tehdit altında... Azerbaycan’ı, Çin’i, Rusya’sı, Japonya’sı, Irak’ı, Brezilya’sı, Pakistan’ı, Filistin’i, Gana’sı, Kongo’su, Güney Afrika’sı, Venezüella’sı, Meksika’sı, Kanada’sı, Suriye’si, Avrupa’sı, Körfez’i… Saldırı altında olmayan yok!

Devletler boşuna mı asker besliyor… Ülkeler boşuna mı birlikler ve bloklar oluşturuyor… Hep kendilerini korumak için! Zaten devlet olmanın, olabilmenin gereği bu!

Şayet biz her olumsuzluğun, saldırının ve tehdidin kaynağını, içeride, dışarıda, siyasette, politikada orada burada arayacaksak, sebebini araştırıp çaresine bakmayacaksak o zaman oturup ağlayalım! Elbette ağlamayacağız! Diplomatik ve politik bir sorun varsa, onu çözme yoluna gideceğiz… Savunmada sıkıntılar varsa hal çaresine bakacağız… Ekonomide meseleler oluşmuşsa yeni formüller üreteceğiz… Ekonomi için farklı kaynaklar bulacağız… Onu bunu suçlamadan medenice tartışacağız, konuşacağız, birbirimizi kırmadan, dökmeden, sansürlemeden meselelere çözüm arayacağız…

***

Tamam sorunları görmezden gelelim… Büyümeyi, bütçeyi, vergileri, enflasyonu, faiz dışı dengeyi, cari açığı, istihdamı, üretim ve ticareti konuşmayalım… Millet sus pus otursun… Her şeyi politikacılara bırakalım… Ama devletlü olmanın gereği bu değil ki!

Bir kere ekonomiyi hükümet işletmiyor… Üretim, alım, satım hâlâ milletin elinde... Yani para halkta… Modern devlet düzeni; idarenin milleti, milletin idareyi denetlediği sistem değil mi? Devlet, sistemini ve kuralını koyar… Savunma tedbirlerini alır, plânlamasını yapar, vergisini toplar ve denetler… Ticareti, parayı, kazancı, eğitimi, sağlığı, sanatı, kültürü millete bırakır…

Burada sözü, 1332 – 1406 yılları arasında yaşamış ünlü tarihçi, filozof, İslam âlimi İbn Haldun’a bırakmak zorundayım… Ona göre, “Cemiyet, insanların birbirine muhtaç olması gibi, doğal bir zorunluluktan doğar. Devlet de, insanları saldırı ve zulümlerden korumak için tesis edilmiştir…”

Evet, Merkez Bankası’nın birinci görevi nasıl ki fiyat istikrarı, enflasyon ise, devletin de ilk görevi vatandaşını her türlü saldırı, tehdit ve zulümden korumaktır… Vatandaşın görevi ise devlet yetersiz kalıyorsa ona destek olmaktır…

***

Bugün İbn Haldun günü… Yine onun ekonomiyle ilgili bilgilerine müracaat edeceğim… Mukaddimesi’nde diyor ki, “Devlet ekonomisi iki temele dayanır… Asker ve para… Devlet büyüyüp geliştikçe paraya ihtiyaç duyar. Asker ile yönetim arasında ücretlerin ve ihtiyaçların karşılanmasına yönelik bir hoşnutluk ilkesi vardır... Vergilerin aksamaması için sağlam ve gelişen bir ekonomik yapı gerekir. Ekonominin kendine has kanunları, prensipleri, formülleri vardır. Herhangi bir zorlama ekonomiyi bozabilir... Ekonomik gelişmenin bir üst sınırı vardır ve ondan sonra duraklama ve gerileme başlar… Tahrik edilen insani ihtiyaçların artma hızı, bunları karşılayacak kazanç ve gelirlerin artış hızından fazla olursa ekonomide yetersizlikler oluşur. Bu noktada devlet ya giderlerini kısmak ya da mevcut vergi veya yeni vergi ihdaslarıyla gelirlerini artırmak şeklinde iki yoldan birini kullanmak zorunda kalır. Vergilerde aşırı gitmek ekonomiyi daraltır ve bozar. Devlet ve halk tüketime alışmışsa tasarruf etmesi zorlaşır…” Gerisini anlatmaya gerek yok zaten!

İbn Haldun, devlette 5 evrenin olduğunu haber veriyor ve sıralıyor: Zafer (devletin kuruluşu), istibdat (sistem, kural ve kurumların oluşturulması), ferağ (rahatlık dönemi), musalemet (huzur, barış) ve israf (harcama ve sefahat dönemi)… İsraf devletin sonu demektir… İbn Haldun’a göre devletin ömrünü uzatmanın yolu, israfa düşmeden, birlik ve dirlik içinde huzur ve barışı tesis ederek Kur’an-ı Kerim’de de buyrulduğu üzere “(Allah muhakkak ki adaletli olmayı....emrediyor. Nahl: 90)” emri mucibince âdil bir yönetim…

İşte iyi bir idareci olmanın cüz’ün la yetecezza formülü!

***

Evet bunlar esâtirül evvelin değil, ders alınması ve uygulanması gereken hikmetler… Nitekim, piyasaların alabora olduğu böyle dönemde emekli kardeşlerime çağrıda bulunarak ihtiyaçları yoksa Ramazan ve Kurban Bayramı ikramiyelerini hesaplarından çekmemelerini veya devlete geri iade etmelerini tavsiye etmiştim …

Okuyucularımızdan bu konuda çok sayıda mesaj geldi. Kendi yorumlarımı da katarak mesajları özetlemek istiyorum…

“Devlete canımız fedâ… Ancak öncelikle hükümet erkânı başta olmak üzere tüm milletvekilleri, bürokratlar, daire başkanları, devlet kademesinde üst seviye çalışanlar, siyasi partiler, belediyeler, devletin kaymağını yiyen ne kadar kurum, kuruluş ve insan varsa önce en az 1 yıllık maaşlarını, gelirlerini, fazladan duran gayrimenkul ve arabalarını da satarak birikimlerinin önemli bir kısmını gidip devlete bağışlasınlar… Lojmanlarını, makam araçlarını terk etsinler… Onlar bir adım atsın… Millet koşa koşa devletinin yardımına gider… Devlet için her gün 2 saat fazladan çalışmaya râzıyız… Son dönemde dövizden kazananlar tespit edilip, kazançları oranında gelirlerine el konulsun… Kamuda, belediyelerde lüks, konfor, israfa son verilsin… Dövizle fasulye, nohut, mercimek, ceviz, badem ithal edilmesin… Madem ekonomik bir savaş var… Tasarruftan başka çare yok… Millet olarak biz hazırız… Peki yöneticilerimiz tasarrufa, kemer sıkmaya ne kadar hazır?..”

Millet böyle diyor, ya siz!

 

Sedat Yılmaz Diğer Yazıları

Hepsini Görüntüle