Hukuk çalışırsa Türkiye ceza almaz!
Öncelikle ABD’de Halk Bank davası ile ilgili yalanlar üzerinde yürütülmeye çalışılan mahkeme saçmalığından söz edip arkasından kredi büyümesi ve etkilerine değineceğim yazıma başlamak istiyorum…
Yalancı şahit ve sahte belgeler dahil her şeyin kullanıldığı ABD’deki Halk Bank davasında, gelişmeler giderek Türkiye lehinde ağırlık kazanıyor.
Halk Bank Genel Müdür Yardımcısı Hakan Atilla’nın yargılandığı davada tanıklık yapan ve FETÖ soruşturmaları kapsamında firari olan eski polis Hüseyin Korkmaz’ın Türkiye tarafından iadesi talebine ABD yönetiminin tepkisi aslında bir suçluluk psikozu!
Yine, bankanın dış ticaret işlemleri ve para transferlerinin açık, şeffaf ve otoriteler tarafından izlenebilir olmasına rağmen mahkeme jürisinin uluslararası bankacılık kanunlarının çiğneyerek Türkiye hakkındaki suçlamaları da mahkemeye siyasetin bulaştığının açık bir göstergesi.
ABD’de evrensel hukuk çalışırsa Türkiye ceza almaz…
FED FIRSATI
DEĞERLENDİRİLEBİLECEK Mİ?
Dolar, Aralık ayı ABD Merkez Bankası (Fed) toplantı tutanaklarının politika yapıcıların faiz artırımında kademeli yaklaşımı desteklemeye devam ettiklerini açıklamalarının ardından düşmeye devam ederken, ABD Hazine tahvilleri de değer kaybediyor. Dolar endeksinin Eylül 2017’den bu yana 91 ile en düşük seviyesine inmesi, gelişmekte olan ülkelerin merkez bankalarını elbette rahatlatıyor. Daha doğrusu giderek zayıflayan dolar, küresel bankaların işini de kolaylaştırıyor ve gelişen ülke merkez bankalarına nefes alma ve kayıplarını düzeltme fırsatı veriyor…
Tabii anlatacağım konu doların zayıflığı, ABD tahvil faizlerinin gerilemesi değil, böyle bir ortamda Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası’nın (TCMB) ne yapacağı, kayıplarını nasıl telafi edeceği, Türkiye’yi nasıl rahatlatacağı?.. TCMB’nin 2017 yılında yüzde 20’leri aşan ve bu yıl da yüzde 15’ten aşağı düşmeyeceği tahmin edilen kredi büyümesi karşısında hangi projeksiyonlarla politikalar üreteceği?.. Daha anlaşılır dille, para politikalarının, maliye politikalarına, dolayısıyla ekonomik büyümeye ne şekilde yön vereceği?.. Kredi büyümesiyle yükselecek enflasyon ve faizlere nasıl mani olacağı?..
TÜRKİYE BORÇLANARAK MI BÜYÜYOR?
Tabii sorular bitmiyor… Niçin kendi dinamiklerimizle büyümeyi değil de yurtdışı finansmanla büyümeye çalışıyoruz?.. Riski pek sevmeyen bankaları risk almaya teşvik eden Kredi Garanti Fonu (KGF) ile büyüme ve istihdam sürdürülebilir hale getirilebilir mi?.. Türkiye borçlanarak mı büyüyor? 2017 bütçesinde 57 milyar lira olan faiz ödemeleri, yeni bütçede niçin 71 milyar liraya yükseltildi?.. Bütçede ek borçlanma kalemleri oluşturulacak mı? Bu büyüme modelinde bütçe açığı, bütçe açığının yükselteceği faizler, beraberinde bütçede artan faiz ödemeleri nasıl karşılanacak? Bütçede 69 milyar liralık yatırım harcamaları niçin faiz ödemelerinin altında kaldı?.. Son nokta... Bu işin ceremesini vatandaş mı çekecek?..
BÜYÜME DEMEK İSTİHDAM DEMEK
Daha geçenlerde KGF yöneticilerinden Mehmet Aysal, fonun büyümeye etkisinin 2017 için yüzde 2 civarında olacağını, bunun yıllık karşılığının da yüzde 6.5’lara kadar dayanacağını tahmin ettiklerini söylemişti.
Tabii büyüme demek, her şeyden önce istihdam demek… İşsizlik oranlarını aşağı çekemeyen büyümeden de korkmak gerek… Türkiye yüzde 7’lere dayanacak büyüme karşılığında 2017 itibariyle zorlamayla da olsa 1,5 milyon istihdam sağladı. KGF ile bu yıl da istihdamın biraz daha yukarı taşınması yolunda adımlar atılacağı, söyleniyor…
Ancak sürdürülebilir bir büyüme ve istihdam için kredi büyümesinin oranı oldukça önemli… Türkiye Bankalar Birliği’nin Ekim ayı bülteninde, Türkiye’de geçen bir yıl içinde nakit 2 trilyon 173 milyar lira kredi kullandırıldığı ve bu büyümenin geçen yılın aynı dönemine göre yüzde 25 arttığını haber verdi. Yani Türkiye son bir yıl içinde tüketici, kredi kartı, ticari ve diğer alanlarda tamı tamına nakit olarak 2,2 trilyon liralık kredi kullandı, 1,5 milyon istihdam üretti ama, bu rakamın kullanılan kredilere ne kadar bağlı olduğuna bakmak lazım!
TİCARİ KREDİLERDE
DÖNÜŞLERE DİKKAT!
Merak ettiğim; 2,2 trilyon liralık nakit kredi nereye gitmiş?.. Bakıyoruz… Paranın 1 trilyon 654 milyar liralık kısmı yüzde 28 büyüyen ticari kredilere yönelmiş… Ticari kredilerin yüzde 26’sını da imalat sanayi kullanmış. Aynı nakit paranın yüzde 18,5’u toptan perakende ticarete ve yüzde 12,6’sı da inşaat sektörüne nasip olmuş… Enflasyonu aşağı çekecek tarım ise çok gerilerde… Kredi kullananlar bu sektöre hiç ilgi göstermemiş!
Nakit krediler içinde bireysel kredi tutarı da azımsanmayacak derecede… Vatandaş bankalar kanalıyla İstanbul’da 179 milyar lira, Ankara’da 50 milyar lira, İzmir’de 34 milyar lira olmak üzere sadece bu 3 vilayette 263 milyar liralık bireysel krediyi cebine koymuş... Gerisini siz hesap edin!
Türkiye ekonomisi yüzde 15-20’lik kredi büyümesini kaldırabiliyorsa sorun yok ama, 2017 yılındaki kredi genişlemesinin büyüklüğü tam yüzde 25 seviyesinde. Bunun normal olacağını zannetmiyorum... 2,2 trilyon liralık toplam kredi stokunun 1,7 trilyon liralık kısmı bir kısmının borç kapatma olarak kullanıldığı ticari kredilere yönelmiş de, ticari kredilerdeki bugünkü faiz oranı yüzde 18… Bir de bunun geri ödemeleri olacak!
Fakat beni en fazla düşündüren, kredi büyümesiyle yükselen faizleri aşağı baskılamada faizsiz finans sistemi katılım bankacılığı niçin düşünülmez, bunu anlayamıyorum!


