--°--:--
  • İMSAK--:--
  • GÜNEŞ--:--
  • ÖĞLE--:--
  • İKİNDİ--:--
  • AKŞAM--:--
  • YATSI--:--
  • --,--
  • --,--
  • --,--
Son Dakika
Köşe Yazısı

Halkın elindeki avucundaki yabancılara kaptırılmasın!

Sedat Yılmaz
Sedat Yılmaz

Hükümetin “100 Günlük İcraat Programı”nı en azından kafa karışıklığını giderme açısından olumlu adım olarak değerlendirmek lâzım. Türkiye, kısa ve orta vadede kaynak sıkıntısını çözüp enflasyon, faiz ve borçlanmaya dâir çareler üretebilirse ilk etapta ekonominin gidişâtında önemli mesafeler alacak.

Evet, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, geçen Cuma 100 günlük eylem planlarını özet de olsa tüm yönleriyle açıklamaya çalıştı. Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın, dış politikadan savunmaya, eğitimden sağlığa, turizmden spora, çalışma hayatından dış ticarete, ekonomiden enerji ve sanayiye, tarımdan teknolojiye kadar mesajlar dolu konuşması, zannederim birçok konuya da açıklık getirdi. Ayrıca Orta Vadeli Program’ın (OVP) Eylül ayı yerine bu ayın sonuna doğru açıklanacak olması, sistemin hızlı çalışacağına yönelik diğer bir gösterge.

Özellikle en çok şikâyet edilenlerin başında gelen tarım politikasında mesajlar nispeten iç soğutucu. Kırsal kalkınmaya dâir 7 proje… Çiftçiye 108 milyar liralık destek sözü, 189 milyar liralık tarımsal milli gelir, 17,4 milyon hektarlık yeni alanların sulamaya açılması, üretime dönük kurulacak örnek ve özel çiftlikler, hatta Ergene nehrinin temizlenmesi bugün için duyabileceğimiz en güzel haberler. Tabi hayvancılık ve tarımsal üretime yönelik nasıl bir politika izlenecek? İşte burası fazla açılmamış, henüz kapalı bir alan.

***

“Finansman maliyetlerini düşürmemiz, dış açığımızı ‘pahada ağır’ ihracatla iyileştirmemiz lazım. Bu plan, kur-faiz sarmalına itilmek istenen Türkiye’nin kendi geleceğini somut projelerle kuracağını gösteriyor” diyen İstanbul Ticaret Odası (İTO) Başkanımız Sayın Şekip Avdagiç’in temennilerine katılmamak mümkün mü?

Yine İstanbul Sanayi Odası (İSO) Başkanımız Sayın Erdal Bahçıvan’ın, sanayinin ucuz finansmana erişim noktasında yıllardır önerileri olan Kalkınma Bankası’nın yeniden yapılandırılmasına dâir konunun eylem planı kapsamında ele alınmasını takdirle karşıladıklarını belirtmesi de sanayicinin 100 Günlük İcraat Programı’na verdiği desteği gösteriyor.

Diğer taraftan Türk Sanayicileri ve İş İnsanları Derneği (TÜSİAD) Başkanımız Erol Bilecik’in “Hepimizin ortak bir şekilde kabul edeceği ve elini taşın altına koyabileceği bir hikâyeye ihtiyaç var. Hükümetin motivasyonunu yüksek görüyoruz” ifadeleri de güven ortamının sağlanmasında yabana atılır sözler değil…

***

400 projeyi ihtiva eden eylem planının 100 gün içinde aksamadan işletilmesi durumunda ekonomide bazı iyileşmelerin meydana geleceği kuşkusuz… Söz konusu 400 projenin 48’inin savunma sanayine ait olması da oldukça dikkat çekici! 46 milyar liralık kamu kaynağını tek hesapta yönetecek mezkûr projelerin, yılda elde edilecek 4 milyar liralık geliri, aslında kamu tarafında tasarrufa ve kazanca açılan bir kapı, aynı zamanda sürdürülebilir görmek istiyoruz.

Dolayısıyla mali politikalarda sıkılaştırmanın bugünden başlatılması, tasarrufa gidilmesi dış kaynağa ihtiyacı olan ekonomiye yeni bir ivme katacak diye düşünüyorum. Vatandaş elbette tasarruf yapmalı, yapabilmeli. Fakat gerçek tasarrufun kamu tarafında olmasının gerekliliği hiç unutulmamalı…

Geçen ay Çinli finans kuruluşlarından Yuan üzerinden sağlanan 3,6 milyar dolarlık kredi paketi belki batı sermayesine karşı bir tepki olarak ilk etapta küçük bir mesaj olsa da, hâli hazırda batıdan para gelmeden ekonomiyi yürütmenin güçlüğü ortada! Milli ekonomi direnişimiz psikolojik olarak sevindirici belki fakat bugün itibariyle 470 milyar dolara ulaşan brüt dış borç stoku, ekonominin üzerinde kara bir bulut olarak hâlâ varlığını sürdürüyor.

O kadar borçlanmaya rağmen diğer taraftan ekonominin finans sorunu bitmek bilmiyor. Yurt içi kaynakların ekonomiye kazandırılması da zaman ve güven isteyen bir süreç… Türkiye’de bankalarda 190 milyar dolara ulaşan döviz mevduatı bir yana, altına dayalı yastık altı tutar 120 milyar dolar civarında. Ekonominin olumsuz gidişi dolayısıyla yastık altındaki bu kadar altın veya döviz varlığının Türk Lirası’na dönüşebilmesi o kadar kolay bir iş değil.

***

Bu süreçte, halktan beklenen fedakârlıktan ziyâde Hükümet’in Türk Lirası’nın değerini koruma konusunda yapacağı adımların mühim olduğu kanaatini taşıyorum. TL’nin değeri diğer yabancı paralara veya altına karşı korunduğunda ilgi elbette TL’ye olacak… Milli paranın cazibesi ve kıymeti artacak.

İşte TCMB’nin yürüttüğü para politikalarının önemi burada ortaya çıkıyor. Türk Lirası’na yatırım yapanlar kazanıyorsa, adam niçin diğer para birimlerine gitsin ki? Halk bir - iki destek verir, üç destek verir… Ancak ekonomi süreklilik isteyen bir proses yani süreç. Taşıma suyla değirmenin dönmediği bir gerçek… Geçen yıllarda dövizlerini, altınlarını bozduranların bugün dizini dövmediğini kimse söyleyemez!

Yastık altının ekonomiye kazandırılması noktasında halkı kırmadan, dökmeden dikkatli gitme zorunluluğu bu dönemde daha önem kazanmış durumda. Kanaatimce, fedakârlık çift taraflı olmalı. Vatandaş altınını, dövizini, varlığını TL’ye dönüştürürken büyük zararlara uğramamalı… Bu süreçte “enflasyon-faiz-borç” sarmalını çözecek yeni âcil politikalar üretilmeli! Mesela katılım bankalarının işlevleri ve kapsama alanları genişletilmeli!

Daha doğrusu, hükümet halkın elindeki avucundaki döviz ve altın varlığını yabancının kapsamına fırsat vermemeli! Yabancıların Türkiye’deki yastık altına uzanmasını önleyen tedbirler bugünden uygulamaya geçmeli! 

 

Sedat Yılmaz Diğer Yazıları

Hepsini Görüntüle