--°--:--
  • İMSAK--:--
  • GÜNEŞ--:--
  • ÖĞLE--:--
  • İKİNDİ--:--
  • AKŞAM--:--
  • YATSI--:--
  • --,--
  • --,--
  • --,--
Son Dakika
Köşe Yazısı

Enflasyonla adeta karı-koca gibiyiz!

Sedat Yılmaz
Sedat Yılmaz

Okuyucularımız, “Kur, faiz ve enflasyon yüksek seyrettiği zaman nasıl geçineceğiz, gelirlerimizi nasıl koruyacağız?” diye soruyor…

Sorunun cevabı çok açık… Cevap, yüzde 49 ekonomi, yüzde 51 hukuk ve siyasetin içinde. Yani sorunun cevabı yapısal… Yok, Merkez Bankası faiz indirsin, yükseltsin… Yok, bankalar kaldıraçlarına hakim olsun… Yok, gıdanın gıdasını keselim… Aracıları terbiye edelim… Yok, iş barışı ve iş güvenliğinde sabırlı olalım… Yok, vergi barışıyla düzlüğe çıkalım… Yok, tüketimi merkezi sistemle kontrol edelim, fiyat hareketlerini baskılayalım… Yok, emekliyi, işçiyi bir dahaki hesap dönemine bırakalım!.. Yok öyle… Yok şöyle!..

Olmaz! Olamaaz! Her alanda arlanmadan, paklanmadan, yenilenmeden olmaaz!..

Kimsenin gözünün yaşına bakmadan acilen pansuman tedbirlerin terk edilip, siyaset, hukuk ve ekonominin ülke gerçeklerine göre yeniden yapılandırılması, yeniden formatlanması şart!

Hakiki Yeni Türkiye modeline girmek artık elzem!

Sorunları aşmada anladığım çözüm yolu bu!

Eski elbiselerle, eskimiş mantalitelerle Hakiki Yeni Türkiye hayat bulmaz… Bulsa da bu görüntüden, gösterişten öteye geçmez!

VATANDAŞI 60 YILDIR EZİP GEÇİYOR

Sonra enflasyon belası… Yeni icat olmuş sorun değil… Türkiye’nin 60 yıllık kronik meselesi… Bir realite olmuş bizim için… Bu ülke yüzde 60 – 70 enflasyonları ve bunun üzerinde faizleri görmüş… 60 yıldır gazeteler, dergiler aynı derdi yazıp duruyor… Karikatürler çiziyor…

Makaleler dizip, haberler yapıyor… Ama nafile, netice yok!

Daha yakın tarih!.. 2001 ve 2002 yıllarındaki enflasyonlara bakıyorum…

Enflasyon verilerini açıklayan Türkiye İstatistik Kurumu’na (TÜİK) o zamanlar Devlet İstatistik Enstitüsü (DİE) diyorlardı… Kurumun açıkladığı enflasyon rakamlarına inanamazsınız!..

Söz konusu yıllardan birer ay örnek vereyim…

2001 Mart ayı enflasyonu tüketici fiyatları TÜFE’de yüzde 65,1… O zamanlar TEFE, bugün ÜFE denilen toptan eşya fiyatlarında enflasyon yüzde 77,5…

2002 yılı Nisan ayında da TÜFE’ye bakıyorum, yıllık yüzde 52,7… TEFE yüzde 58…

“Aman Allahım bu ne!”, demeyin… Çünkü o yıllarda enflasyon yüzde 70’lerden yüzde 60’lara ve hatta yüzde 60’ların altına düştü diye, göbekler atılıyordu! Tabi göstermelik!

Hey gidi günler hey!.. Çok neşeli günlermiş!

DÜN SORUN NEYSE BUGÜN DE AYNI

Neyse, aslında ben yüzde 60’lık 70’lik enflasyona takılmıyorum… Asıl baktığım nokta, yüzde 60-70 enflasyona sebep olan ne? Grafiklerde Everest Tepesi gibi görünen bu enflasyonu ne tetiklemiş?...

Tuttum, 2001 yılını masaya yatırdım, hadi daha yakın diye 2002 yılı Nisan ayı enflasyon datasını ince ince analiz ettim… Enflasyonun nedensel olarak bugünkü durumdan hiçbir farkı olmadığını gördüm… Sadece rakamlar yüksek…

Gıda yine baş belası… Yıllık gıda fiyatları yüzde 69,3 artmış… Enerji, gaz ve su fiyatları da yüzde 62… İmalat sanayinde fiyatlar gıdadan, enerjiden, gazdan, sudan aşağı kalır mı? Tamı tamına yüzde 54,3 olmuş… Patates yüzde 136,4 ile zam şampiyonu…

Tekrar ediyorum, enflasyonu körükleyen sebepler o gün de aynı bugün de! Bir seferinde gıda bahane edilmiş, çoğu kez dövize suç atılmış, başka zaman kredi derecelendirme kuruluşları “keçi” yapılmış… Ama olan hep millete olmuş… Vatandaş alenen ayakta soyulmuş!

Demek ki sistem sıkıntılı, arızalı!

Yahu 60 yıldır çektiğimiz bu enflasyon belasını defetmek için üniversitenin birinde bir enflasyon kürsüsü veya bir enflasyon fakültesi kursaydık, vallahi bugün ne enflasyon kalırdı, ne dert, ne kasavet!

Demek ki enflasyonu seviyoruz! Enflasyonsuz yaşayamıyoruz! Enflasyon gıdamız! Enflasyonla adeta karı – koca gibiyiz!

ENFLASYON KOLAY PARA KAZANMA YOLU

İşin şakası bir yana, olayın perde arkası başka…

Her şeyden önce enflasyon birilerinin kolay para kazanma aracı… Toplum kesimleri arasında en kolay servet transferi yağdan kıl çeker gibi enflasyonla yapılıyor… Enflasyon yüksek kalsın, faizler zirve yapsın… Birileri de ülke kaynaklarını, kaymaklarını vatandaşın cebinden çeksin alsın!

Haydi soruyorum sizlere!.. Ekonominin yükünü çeken orta direk nerede? Yok edildi… Sürdürülebilir sağlıklı, istikrarlı ekonomi; nüfusun yüzde 5’i zengin, yüzde 5’i fakir, yüzde 90’ı orta gelirli insanların oluşturduğu ekonomiler değil mi?

Senelerdir enflasyon belası ülkenin başından neden defedilemedi? Bundan sonra gelecekler enflasyona çare olabilecek mi, bu gidişle hayır!

Niçin, çünkü gerek kamu ve gerekse özel kesimde ekonomi “enflasyon ve borçlanma” üzerine kurulmuş… Sistem katma değer değil, enflasyon, yüksek faiz ve borç üretiyor…

Hangi kesimden olursa olsun, bir Allah kulu, şu memlekette borçlanmadan hayatını idame ettirebiliyor mu? Hayır! “Dünyaya, OECD, G20 ülkelerine göre borç oranımız düşük, daha gidilecek çok yol var”diyenlere kanmayın, kamu kesimi de tasarruf eksikliği ve vergilerden gereken verimi sağlayamadığından açıklarını finanse edebilmek uğruna, daha fazla tahvil ihalesi, özelleştirme, portföy yatırımları, yastık altı ve kısa vadeli para stoklarına ulaşmanın peşinde…

Özel kesim dediğimiz şirketler de kamudan farklı değil… İşlerini borçla, krediyle, faizle yürütüyor. Vatandaş da aynı… 1 liralık geliri var, 3 lira harcıyor! Daha doğrusu 1 lira geliri var 3 dolar tüketiyor!

Belki de bu sistemde en karlı çıkan kesim finansçılar…

Bu araba nereye kadar gider? Tabi ki borçlanabilme gücü tükeninceye kadar… Sonra bakmışsın elde avuçta bir şey yok, ama uçan kuşa borcun var!

 

Sedat Yılmaz Diğer Yazıları

Hepsini Görüntüle