Enflasyonda suçu nerede arayalım?
Enflasyonun yüksek olduğu bir yerde denizin tatlı yeri yok! Ekonomi, siyaset, hukuk her şey enflasyona bağlı…
“Tavuk mu yumurtadan, yumurta mı tavuktan çıkar?” sözünü herkes bilir. “Faiz mi enflasyonun, enflasyon mu faizin sebebi?” diye sormak da tavuk-yumurta işine benziyor. Ancak enflasyon tavuk-yumurta kadar basit bir işlem değil.
Aynı konuyu geçen yıl yine bir Kasım günü kaleme almıştım. Şöyle demiştim: “Zannediyoruz ki, enflasyonun sebebi tek başına faiz… Böyle bir şey yok!”
Bugün de farklı bir şey söylemiyorum… Ekonomi bilimi ortada. Şayet enflasyon, mal ve hizmetlerde genele yayılan fiyatların sürekli artış haliyse, o zaman fiyatlardaki artışın sebebine derinlemesine inmek gerekir…
Mahfi Eğilmez Hocam’ın da ifade ettiği gibi “ekonomiyi siyaset karıştırmadan ekonomi ilmi içinde yorumlamanın” en doğru karar olacağını buradan iletiyorum. Hatta bir gerçeği daha kendi sözleriyle yazımın arasına almak istiyorum…
“Faiz mi enflasyonun, yoksa enflasyon mu faizin sebebi?” denklemine Mahfi Hoca diyor ki: “Eski bir tartışmadır: … İki tarafı da savunanlar var. İktisatçı olmayanların çoğu yüksek faizin enflasyonu yükselttiği görüşüne daha çok eğilim gösterirler. Enflasyonla faiz arasındaki ilişkiyi tam olarak yerli yerine oturtabilmek için her şeyden önce hangi tür enflasyonla karşı karşıya olduğumuzu anlamamız gerekir…”
***
O zaman Hocamız’ın projeksiyonundan bakalım, mal ve hizmet fiyatlarını artıran sebepler nelermiş…
Fiyatların artma sebeplerinden biri; hanehalkının veya vatandaşın yüksek talebine arzın yani üretimin karşılık verememesi… İkincisi ise üretimi gerçekleştirirken girdi maliyetlerindeki yükselmelerden doğan enflasyon… Birincisine talep, ikincisine maliyet veya arz enflasyonu deniyor… Üçüncüsü de… Arz-talep enflasyonu…
Üçünün de çâresi var…
Talep enflasyonunu önlemek için ya mal ve hizmetleri yani üretimi artıracaksınız ya da talebi engellemek için halkı çeşitli enstrümanlarla tasarrufa yönlendireceksiniz, vatandaşa harcama yaptırmayacaksınız… İktisatçılar tasarrufu artırmada genellikle faiz çubuğunu kullanıyor... Ardından, altın, döviz, emtia veya gayrimenkul alımlarını tavsiye ediyorlar.
Arz enflasyonundaki artışı durdurabilmenin yolu daha farklı.
Hane halkının baskın talebi olmadan mal ve hizmet fiyatlarında artış oluyorsa, bunun sebebi girdi maliyetlerindeki artışlar anlamına geliyor… Totalde girdi mallardaki fiyat artışları, enerji ve işçi ücretlerindeki yükselişler, arz enflasyonuna sebep oluyor.
Üretimde maliyet enflasyonunu düşürmek için; ithal girdilerin azaltılması veya daha ucuz yarı mamul mal bulunması, yerli üretime ağırlık verilmesi, borçlanma kaynaklarına başvurmadan, üretimin katma değerli hale getirilmesi, kazançlar nispetinde işçi ücretlerinde iyileştirmeler yapılması gerekiyor.
Burada önemli bir hatırlatma yapayım… Şayet maliyet enflasyonunu düşürmek için faiz yükseltirseniz, hem enflasyonun hem de faizin altında kalırsınız. Çünkü neticede üretimde faiz de bir girdi maliyeti. Demek istediğim, maliyet enflasyonunda faizler artırılırsa enflasyon daha fazla artar.
Maliyet enflasyonunu aşağı çekmenin yollarından biri faizleri düşürmektir ama borçlanma kapılarını da ardına kadar açmamak şartıyla! Söz konusu operasyon üretimin tamamen veya tamamına yakınının borçlanma ile gerçekleştirildiği enflasyonlarda gerçekleştirilebilir. Üretim maliyeti içinde borçlanma maliyetleri düşükse faizleri düşürmenin bir anlamı olmayacak, enflasyonda da hissedilir bir gerileme yaşanmayacaktır.
Üçüncü olarak ele aldığımız arz-talep enflasyonunu önlemede ise diğer enflasyon çeşitlerinden farklı bir yol izlenir… Önce mevcut enflasyon içinde talebin ve üretimin enflasyon ağırlığı hesaplanır. Enflasyonda hangi taraf ağır basıyorsa, ona göre çözüm oluşturulur… Meselâ talep ve üretim enflasyonda eşit ağırlıktaysa faiz artırmak işi daha da berbat edebilir.
***
Gelelim Türkiye’deki fotoğrafa… Talep mi, arz mı, yoksa hem talep hem arz enflasyonu mu yaşıyoruz? Maalesef bizde yok yok! Talebi de arzı da birbirine girmiş durumda!
Mâlumunuz ülkemiz ithalata dayalı tüketim ağırlıklı bir büyüme modeli izliyor. Bu zamana kadar çokça övündüğümüz büyümeler, enflasyonun en büyük dinamiği oldu. Neticede bugün Yeni Ekonomi Programı (YEP) çerçevesinde büyümeleri düşürüyoruz ve bir dengelenme süreci içindeyiz.
Bizdeki enflasyonun ikinci ve en ciddi ayağı yabancı sermayeye ihtiyacımızdan kaynaklı döviz kuru… Hem cari açığı çevirmek hem de ekonomiyi yürütmek için döviz bizde âdeta vücuttaki kan mesâbesinde. Dolayısıyla döviz bulabilmek için ya ihracatı artıracağız, ya doğrudan yabancı sermaye bulacağız ki bu hemen olabilecek bir gerçeklik değil, ya da kısa vadede faizleri yükseltip yabancı sermayenin ilgisini çekeceğiz. Son şık geçmiş yıllarda olduğu gibi bugün de en fazla uyguladığımız model.
Maamafih, iç ve dış talebe karşılık verebilme noktasında üretimin artırılması için ithal girdi kullanarak öncelikle döviz riskini alıyoruz. Müteakiben sermaye ihtiyacı dolayısıyla ister istemez faizleri yükselterek kur – faiz denkleminde çifte riskle ekonomiyi yürütmeye çabalıyoruz.
İşler normalken ekonomi iyi gidiyor gibi görünüyor. Ancak jeopolitik, küresel ve siyasete dâir olumsuzluklar ön plâna çıkınca âdeta şoka giriyoruz!
Şimdi enflasyonda suçlu kim haydi siz karar verin! Faizler mi, halkın talebi mi? Yoksa üretim modeli mi?


