--°--:--
  • İMSAK--:--
  • GÜNEŞ--:--
  • ÖĞLE--:--
  • İKİNDİ--:--
  • AKŞAM--:--
  • YATSI--:--
  • --,--
  • --,--
  • --,--
Son Dakika
Köşe Yazısı

Enerji bizde, yol bizde mal bizde, arz bizde!..

Sedat Yılmaz
Sedat Yılmaz

Dünya konjonktürel bir değişim tüneline girmiş görünüyor. Önümüzdeki 5-10 yıla varmadan siyasi ve ekonomik çok farklı manzaralarla karşılaşabiliriz. Zirâ değişimin doğum sancıları olarak tahmin ettiğimiz son gelişmeler, ekonomilerde de kendini iyice belirginleştiriyor. Uluslararası ticaret savaşları söz konusu değişimin bugünkü fotoğraflarından sâdece biri. Yakın gelecekte ülkelerin yeni bloklar oluşturma konusunda birbirlerine daha sıcak bakacakları tahminlerden kaçmıyor.

Dolayısıyla doğunun artan zenginliği, batının elinden kayan zenginliğe karşı hırçınlığı, yerkürede epeyi dalgalanmalara ve yeni yeni angajmanlara sebep olacak gibi… Tabi böyle bir konjonktürde “Türkiye’yi neler bekliyor? Ülkemizin böyle bir değişime yönelik ne tür hazırlıkları var?” şeklindeki sorular zihinleri daha fazla düşünmeye sevkediyor. Siyasiler, ekonomistler, stratejistler, gazeteciler ve ilgili her kesim geleceği tahmin etmede en doğruyu bulmak için çabalıyor.

Dedim ya, dünya ticaret savaşları söz konusu değişimin gürültüleri… Ardından şimşek çakacak, yağış başlayacak, ortalık olması gereken hâle bürünecek… Yağış sonunda açacak güneş altında nasıl bir manzara ortaya çıkacak, işte orasını henüz kestiremiyoruz.

Bu yıl resmen başlayan mezkûr ticaret savaşlarının izlerini aslında çok önceki yıllarda aramak lâzım! Her döneme göre kurtulmak için renk değiştiren, ancak kriz üretme hastalığını bir türlü üzerinden atamayan kapitalizmin bu defa nasıl bir seyir içine gireceği merak konusu!

***

Evet, fiili olarak bu yıl başlasa da ticaret savaşlarını Türkiye penceresinden ele alırsak, ülkemizin çok önceki yıllarda üstü örtülü olarak bu savaşın içine çekilmek istendiği gözleniyor. Yani Türkiye’nin bu savaşlara dâhil olması Çin’den çok önce! Demek istediğim şu ki, ABD Başkanı Donald Trump mevcut hazırlanmış bombayı ateşleyen kişi, o kadar!

Türkiye cephesinden analiz edildiğinde ticaret savaşları, aslında iki Körfez Savaşı ile başlayan ve ardından PKK, FETÖ, DEAŞ gibi terör örgütleri eylemleriyle devam eden, ekonomide olmadık engelleri önümüze yığan ABD merkezli baskıların son halkası. Önceki yıllara bakmıyorum, son 30 yılımız ABD operasyonlarına karşılık vermekle geçmiş!

ABD şimdi Çin, Avrupa Birliği, Kanada, Meksika, Rusya, Türkiye ve ekonomisine açık verdiren diğer ülkeleri paçal olarak bir torbaya koymuş, ticaret savaşlarıyla kendine göre adam etme peşinde! “Ayrı ayrı uğraşacağıma bir noktadan girip politikama ters gelen ülkeleri sindirip işime bakayım” diyor.

Nitekim ABD’nin bu yıl ticaret savaşı başlattığı ülkelerle birlikte bize de ayrı bir cephe açtığında dayanamadık, karşı hamleye geçtik. ABD’ye ihraç ettiğimiz çelik ve alüminyum ürünlerine ek gümrük vergileri konulması üzerine ABD’den ithal ettiğimiz 1,8 milyar dolarlık kömür, kâğıt, ceviz-badem, tütün, çeltik, otomobil, kozmetik, makine teçhizat ve petro-kimya ürünlerine aynı şekilde yani aynı oranda 266,5 milyon dolarlık ek vergi uyguladık.

Evet, bugün itibariyle zâten yıllardır bize hasmâne tavır içinde olan ABD’ye karşı Çin, Avrupa Birliği, Rusya ve diğer ticaret savaşıyla mağduriyet yaşayan ülkeler bloğunda yer alıyoruz. En azından yerimiz belli!

***

“Peki, bu davranış Türkiye’ye ne fayda sağlayacak? Daha doğrusu ülke bu hamleyle ne kazanacak?” İşte asıl soru bu…

Ticarette dünya birinciliği savaşı verilirken ve diğer taraftan onca bâdireye rağmen Türkiye olarak “Bu savaş bizim savaşımız değil” diyemeyiz. Nitekim ABD’nin ithal mallarına gümrük vergileri uygulamaya başladığımızı unutmadan tarafımızı seçmede erken davranmamız ülkemizin ve ekonomimizin geleceği açısından hayırlara vesile olabilir.

Siyasi yönden müttefik dediğimiz ABD ile sıkıntılar yaşasak da ticaret savaşlarında Okyanus ötesiyle karşı karşıya gelmek öncelikle ekonomik yönden Türkiye’nin yararına olur diye düşünüyorum. Bizim zaten aman aman ABD ile fazla bir ticaretimiz yok. Dolayısıyla krizden fazla etkilenmemiz söz konusu değil. Fakat ticaret savaşlarını lehimize çevirmek mümkün. 1,5 milyarlık nüfusuyla büyük gıda tüketicisi Çin’e cazip ürünler sunabilirsek tarımımızı da diriltmiş oluruz. En azından Çin ile aramızdaki dış ticaret açığını kapatırız.

Ticaret savaşlarının en bariz etkisi doların dolaşımdaki payının azalması şeklinde kendini göstereceği kesin. Tabi o zaman dolara erişim zorlaşabilir. Bu da döviz açığı olan ve dövize mutlak ihtiyacı olan gelişen ülkeleri zora sokabilir. Türkiye de gelişen ülkeler grubunda ama avantajlarımız diğerlerinden çok daha fazla.

Rezerv para olarak dolar bölgesinde olabiliriz, ancak ticaret açısından euro bölgesinde olduğumuzu unutmamamız gerekiyor. Dikkat edilirse ticaret hacmimiz ABD ile daralıyor belki ama Avrupa Birliği ile sürekli artıyor. ABD ile sorunlar yaşadığımız bu dönemde ABD’ye karşı ticaret savaşı veren en büyük ticari ortağımız Avrupa Birliği ile yürümek ve Gümrük Birliği müzakerelerini âcilen başlatmak bence en akıllıca hareket. Avrupa Birliği ile birlikte Çin, Rusya, Hindistan ve diğer Asya ülkeleri bir araya geldiğinde yeni bir lider ekonominin doğuşunu kim engelleyebilir?

Sanki konjonktür, Pekin’den başlayıp Türkiye’den geçerek Londra’da biten modern İpek Yolu Projesi’nin hayata geçirilmesini zorluyor. Enerji bizde, yol bizde, mal bizde, arz bizde, tüketim bizde… Daha ne olsun ki! 

 

Sedat Yılmaz Diğer Yazıları

Hepsini Görüntüle