En büyük çevreci kim?
Entel kesimin en fazla üzerinde durduğu ancak kılını bile kıpırdatmayıp tribünlere oynadığı ekolojik bozulmaya küçük de olsa bir projeksiyon yapalım diyorum…
Aslında bu yazım geçen ay Yörünge dergisinde yayımlanan makalemin bir nevi özeti… “Kentsel dönüşümde neredeyiz?” başlıklı yazımdan sonra böyle bir konuyu kaleme almak istedim.
Önünde diz kırdığım kıymetli Hocam Prof. Dr. İsmail Lütfi Çakan, “Son Peygamber.info”daki “Kıyâmet Kopsa da!” başlıklı yazısına, Peygamber Efendimiz Hazreti Muhammed Aleyhisselam’ın anlatmak istediğim konuyla alâkalı hadis-i şerifini almış… Rivâyet Enes Bin Mâlik’ten (Allah O’ndan râzı olsun)… İki cihan Serveri buyuruyor ki: “Herhangi birinizin elinde bir hurma fidanı varken, kıyâmet kopacak olsa, derhal onu diksin!” Kaynak Heysemî’nin Mecmeu’z-zevâid’i…
Hocam İsmail Lütfi Çakan hadisin şerhini yaparken yazısının dip notunda şu ifadeleri kullanıyor:
“Hadis-i şerif, kıyâmetin kopmasından maksadın, kıyâmet alâmetlerinin belirmesi olabileceğine dikkat çekmektedir. Hatta ‘Elinde bir hurma fidanı olanınız, Deccal’in çıktığını duysa bile onu diksin. Çünkü Deccal’den sonra insanların yaşama şansları olacaktır’ diye bir beyânın da olduğu kayıtlardadır…”
Hoca’yı fakültedeki derslerinden de hatırlıyorum… Kendisi râvileriyle birlikte bir hadis-i şerif okuyunca, bize hemen hadis metninin ne anlatmak istediğini ve hadisten ne hükümler çıkarılabileceğini sorardı… Allahu Teâlâ, Hocam’dan binlerce kere râzı olsun… O’ndan çok şey öğrendik… Üzerimizde büyük emeği var…
Hocam İsmail Lütfi Çakan yazısında, Enes Bin Mâlik’in (Allah O’ndan râzı olsun) söz konusu hadis rivayetini yorumlarken iki mânâya dikkat çekiyor…
Birincisi, kıyâmetin kopması o kadar süratli bir şekilde cereyan edecek ki elinde fidan bulunan kişi onu dikmeye bile imkân bulamayacak… İkinci mânâ ağaç dikmek ve yetiştirmek o kadar önemlidir ki büyüme imkânının tamamen ortadan kalktığı kıyâmet ortamında bile mümkünse ağaç dikilmeli…
İşte günümüzün en büyük meselelerinden küresel ısınma ve çevreye dâir İslam Dini’nin yaklaşımı! En büyük ve en gerçekçi çevreci de Hazreti Muhammed Mustafa Aleyhisselam… Bugün ekolojiye bu kadar ilgiyle yaklaşan İslam’dan başka hangi sistem var? Tabii ki yok!
***
İnsanlığın büyük bir bölümü bugün “Dünyayı kirletelim, denizler, yer ve gök yaşanmaz hâle gelsin ama çok para kazanalım… Zenginleşelim, ihtiyaçlarımızı en üst seviyede karşılayalım… Nefes alamasak da önemli değil!” düşüncesiyle hayatını idâme ettirmeye çabalıyor. Mezkûr öldürücü olgu, insanlığın zihnine nasıl kotlanmış çok yorum götürür, fakat maalesef dünyada genel hayat felsefesi bu… “Önce ekonomi, sonra ekoloji”…
Tabii ki insanı bütün varlığıyla homo economicus olarak tanımlayan, insanı üretim ve tüketim çarkları arasında gören, onu sadece ekonomik ilişkilerle tanımlamaya çalışan bir anlayış elbette bugünkü istenmeyen ortamları oluşturacak! Unutulan şey, Ademoğlunun, insani (homo socius) bir yapıya kavuştuğu zaman ancak hakiki ve kendine has bir çevrede yaşayabileceği gerçeği! Yani insanoğlu kapitalizmi sorgulamaya, İslam’ı öğrenmeye başladığı zaman gerçek hüviyetine dönecek!
Nerede olursa olsun, küresel ısınma veya iklim değişikliğinden daha doğrusu ekolojik bozulmadan bahsederken iş hafife alınıyorsa, orada çevre şuuru daha oluşmamış demektir.
İklim değişikliğinin tabii ki asıl nedeni küresel ısınma. Bunun sebebi atmosferde karbondioksit yoğunlukta sera gazlarının artması… Sera gazı da; fosil yakıtlara dayalı enerji tüketimi, ağaçların yok edilmesi, çevreyi kirleten sanayi yapılanması, yanlış toprak kullanımı, ticaret ve ulaşım faaliyetlerinden kaynaklanıyor.
Küresel ısınmanın sonucu ise, buzulların erimesi, yağmurlardaki artış, fırtına, tayfun ve sellerin çoğalması, denizlerin yükselmesi, küresel buharlaşmada artış ve geniş kuraklık vakıalarının ortaya çıkması…
***
Evreni en fazla kirleten ve ısınmasına sebep olan ABD, Çin, Japonya, Hindistan Kazakistan, İran, Suudi Arabistan, Rusya, Kanada, Körfez ve Avrupa ülkeleri… Dünya genelinde giderek artan tayfunlara, sel baskınlarına rağmen mezkûr ülkeler sera gazına sebebiyet veren faaliyetlerine sınırlama getireceklerine, daha da hız veriyor.
Dünya kavanozunu sürekli ısıtan söz konusu ülkelerin çevresel felâketlerine engel olunamazsa bir asır dolmadan küresel ısınmanın 2 derecenin üzerine çıkacağı ve dünyanın yaşanmaz bir yer hâle geleceği ilmi verilerle kanıtlanmış durumda.
Nitekim ABD San Francisco’da 12 – 14 Eylül 2018 tarihlerinde düzenlenen ve 150 ülkeden 1000’den fazla katılımcının yer aldığı Küresel İklim Hareketi Zirvesi, tehlikeyi ve tehdidi tüm dünyaya açıklaması açısından dikkat çekici. Zirvede, küresel ısınmanın artmaması için yeni tedbirler alınması, fosil yakıtların kademeli şekilde kullanımının azaltılmasına yönelik talepler oldukça sevindirici.
Ancak San Francisco zirvesinde özellikle temiz enerji kaynaklarına ulaşmada yatırımların hızlandırılmasına yönelik kararlar alınsa da maalesef tüm dünyada görülen pervâsızca tüketim, ekoloji adına olumsuz görüntüler sergiliyor.
Kültür ve Turizm Bakanlığı ile beraber başta THY, Kalebodur, Vitra, Kütahya Porselen ve DYO’nun sponsor olduğu Çırağan Palace Kempinski’de bugün gerçekleştirilecek Yeşil Gayrimenkul Yatırımları Archisections İstanbul konferansında da, ekolojinin gayrimenkul ayağına bakarak “şehir hayatını doğadaki yeşil ve mavinin sonsuz tonlarıyla yaşamanın” ne demek olduğunu zannederim daha iyi anlayacağız.
Gelecek yazımızda konuya devam edeceğiz.


