Ekonomi nasıl gidiyor, iyi mi, kötü mü, vasat mı?
Bir mecliste, arkadaşlar arasında veya toplantılarda konu ekonomi ise, “Ekonomi nasıl gidiyor?” sorusuna hep muhatap olmuşuzdur. Evet, “Ekonomi nasıl gidiyor? İyi mi, kötü mü, vasat mı, nedir?”…
Ekonomi kelimesi Yunanca’dan gelir. Oikia ve nomos kelimelerinden oluşur. Oikia “ev”, nomos ise “kural, kaide, düzen, yönetim” manalarını ihtiva eder. “Oikianomos”u bugünkü dilimize çevirdiğimizde “ev yönetimi” şeklinde anlayabiliriz. Ekonominin diğer adı da Arapça’dan Türkçe’ye geçen “iktisat” kelimesi ile de ifade edilir.
Ünlü ekonomist Adam Smith, ekonominin “servet bilimi” olduğunu söyler. Alfred Marshall ise, “Ekonomi sonsuz olan insan ihtiyaçlarını var olan kıt kaynaklarla karşılanmasıdır” der.
***
Ancak ekonominin tam olarak tarifi o kadar kolay bir şey değil. “İnsanların ihtiyaçları kapsamında arz ve talep oluşturmak” ekonominin en kısa tarifi şeklinde yapılabilir. Biraz daha genişletirsek, “Bir insan topluluğunun ya da bir ülkenin, yaşayabilmek için üretme ve bunları bölüşme biçimlerinin ve bu eylemlerden doğan ilişkilerinin tümü”nü ekonomi diye anlayabiliriz. Kapsamı biraz daha genişleterek buna tasarrufu da ekleyip aşırı ve gereksiz harcamalardan sakınmaya da ekonomi veya iktisat diyebiliriz.
***
Tabii, “Ekonomi nasıl gidiyor?” sorusunu birey olarak düşündüğümüzde, o kişinin gelirleriyle harcama giderleri arasında kuracağı dengeye bakmak gerekir. Harcama giderleri, gelirinden yüksek ise bu kişinin ekonomisi kötüdür. Bunu düzeltmenisin yolu, gelirlerini artırmasıdır. Gelir artırılamıyorsa, giderleri kanaat ölçüsünde kısmaktır. Eski tabirle “İktisat eden fakirlik çekmez”…
Bir işletme de bireyden veya aileden farklı değil. Gelirini artıramayan, harcama giderini dengeleyemeyen firmalar yok olup gider. Gelirlerini artırıp harcama giderlerini düzenleyen firmalar ise istihdamını, üretimini, satışlarını artırıp zenginleşir.
Zaten bir ülkenin zenginliği veya fakirliği de, bireylerin, ailelerin ve şirketlerin ekonomik yansımalarından başka bir şey değil.
***
Tarih boyunca insan ihtiyaçlarının karşılanmasında en verimli yollar aranırken ekonomik sistemler ortaya çıktı. İlk çağlarda sofistler konuyu gündeme getirirken Roma döneminde durum biraz daha sistemleşti. Orta çağlarda lonca, derebeylik, serflik iktisadi hayatın sistemleri oldu.
İslam Dini ile birlikte faiz, iktisadi hayattan çıkarıldı. Çalışanların sayısıyla birlikte üretim arttı, üretimin artmasıyla çalışanlar çoğaldı. Bireyler zenginleşirken devletler de her alanda güçlendiler.
Sonraki yıllarda batının sömürgeci, işgalci ve yok edici yaklaşımı yeniden dünyaya hakim olmaya başlayınca insanlar her alanda olduğu gibi iktisadi hayatta da krizlerle karşıya kaldı.
Krizler yeni iktisadi sistemleri gündeme getirdi. Batıda merkantilizm, liberalizm, materyalizm, sosyalizm, komünizm, ardından modern iktisat denilen Keynes yaklaşım, ekonomik sorunlara çare olmaya çalıştı. Ekonomide İngiliz, Alman, İsviçre, İspanyol okullarıyla yeni ekoller denendi.
Bugün insanlık sosyalizm ve kapitalizm uyumlu, kısmen devletçi veya kısmen özel sektöre dayalı, serbest piyasa veya merkezi planlamalı karma ekonomik sistem içinde çıkış yolları arıyor.
***
Ancak bu mezkur ekonomik yaklaşımların dışında dünyada önemli bir çoğunluk artık, “Allah alışverişi helal, faizi haram kıldı” (Bakara 275), “Yiyiniz içiniz, israf etmeyiniz” (Araf 31), “Namazı kılınız, zekâtı-vergiyi ve Allah’a güzel bir şekilde borç (karz-ı Hasen) veriniz” (Müzemmil 20), “İnsan için kendi çalışmasından başka bir şey yoktur” (Necm 39) ana çizgileriyle yeni bir ekonomik modeli hayata geçirmek için çalışıyor.
İslam iktisadının önemli düşünürlerinden Masudul Alam Choudhury’ye göre, İslami modelde belirlenen 3 temel prensip; çalışma ve verimlilik, gelir dağılımında eşitlik, birlik ve kardeşlik olarak sıralanıyor. Bu sistemde faiz yok, kâr – zarar ortaklığı var. İsraf yok, tüketimde mütevazılık var. Gelir dağılımında adaletsizlik yok, zekat kurumuyla sosyal dengenin korunması var. İslami model, diğer ekonomik modellerden işte bu noktalarda farklılaşıyor. Bu modelde üretim, tüketim, mübadele, tedavül ve vergi esasları arasında bir çelişki bulunmuyor. Ekonomi ile din, ahlak ve hukuk arasında da bir uyumsuzluk olmadığı ortaya konuyor…
Gelelim ekonominin gidişatına.. Yapısal reformlar yerine getirildiğinde, “Ekonomi nasıl gidiyor?” sorusunun daha anlam bulacağı kanaatindeyim.
***
İşte Önder Sanayici ve İş Adamları Derneği (ÖNSİAD), Türkiye’de bir ilke imza atarak Uluslararası İslam Ekonomisi, Finans ve Etik Kongresi (İSEFE’17) düzenliyor. Kongre, 29 - 30 Nisan tarihlerinde Hilton İstanbul Kozyatağı’nda gerçekleşecek. Kongrenin en çok reel sektöre katkı ve destek vereceği bir gerçek.
Reel sektörün talepleri ile bu taleplere karşılık verecek İslami finansal sistemlerin fon yönetme veya reel sektörü fonlama konusunda alternatifler ayrıntılı bir şekilde gündeme getirilecek.
York St. John Üniversitesi Öğretim Üyesi ve Cambridge Scholars Yayınevi ve International Journal of Islamic Finance Dergisi’nin Baş Editörü Prof. Dr. David Weir, Uluslararası İslami Finans Eğitim Merkezi (INCEIF) Yöneticisi Prof. Dr. Obiyathulla Ismath Bacha, INCEIF’de uzun yıllar çalışmalar yürüten Konya Karatay Üniversitesi Öğretim Üyesi Prof. Dr. Murat Çizakça, Malezya Kebangsaan Üniversitesi Öğretim Üyesi Doç. Dr. Rosmah Mat Isa İSEFE’17 Kongresi sempozyumlarında söz alıp görüşlerini aktaracaklar.
Özellikle İslami bankacılık yöntemini başarıyla uygulayan ülke deneyimleri masaya yatırılacak.


