Durgunluğu aşmanın yolu mikro ekonomi!
Son yazılarımda mikro ekonomik gerçekleri gözlerinizin önüne sermeye çalıştım. Mikrodaki canlılığın makro ekonomiye de yansıması için, icracıların reel kapsayıcılığa ne kadar sahip olması gerektiğini ifade ettim.
Öncelikle dünkü yazımda bazı okuyucularımızın “Ülkeyi sorunlardan çekip çıkaracak hap öneriler göremedik” demelerini pek anlamış değilim! Her şey ortada! Sâdece ikiz açıkları kapatmak ve her alanda mevcut kapasiteleri kullanabilmek bile birer hap öneri… Bu durumu da su ürünleri sektörüyle günlerce örnekledim…
Anlamayanlara bir kez daha söylüyorum… Yiğit düştüğü yerden kalkar! Üretimsizlik, yüksek ithalat ve iç tüketimle bu hâle geldik… Üretimi artıracağız… İhracat ile büyüyeceğiz… İç tüketimi frenleyeceğiz… İthalatı ve beraberinde enflasyon ile işsizliği düşüreceğiz… Sözünü ettiğim hap önerilerin özetle hepsi bu… Var mı itiraz?
Fakat bu işin başı da mikro ekonomi… Hücre sağlıklıysa doku da sağlıklı olur. Ekonomideki durgunluğu giderecek, reel büyümeyi sağlayacak mikrodaki canlılık! Toplantılar, konferanslar ve zirveler de canlılığı artıracak faaliyetler…
Binâenaleyh, İstanbul’da hafta içinde düzenlenen birçok aktiviteye şâhit oldum. Meselâ bunlardan biri 2. Uluslararası Ekonomi Zirvesi’ydi. 10 ülkeden 500 yatırımcı bir araya geldi… Küresel ticaret savaşları ortamında Türkiye’deki iş fırsatlarını müzakere ettiler.
***
Belki yatırımcılara çizilen toplam iş hacmi sınırlı… 4 milyar lira!.. Yani 750 milyon dolar!.. “10 ülke, 500 yatırımcı Türkiye’ye sâdece 750 milyon dolarlık iş için mi gelmiş?” diye ister istemez kendinize soruyorsunuz! Ülke başı 75 milyon… Yatırımcı başı da 1,5 milyon dolarlık bir arama konferansı! 10 tane fabrika açılacakmış! Olsuun!.. Yine de hayırlı işler!
Elbette insanlar imkânsızlıklarını Türkiye gibi potansiyeli yüksek bir ülkede imkâna çevirmenin arayışında… Ne kadar güzel! En azından zirveye katılanların samimiyet ve gayreti ölçeğinde seviniyorum... Türk Hava Yolları (THY) başta verilen üst düzey sponsor destekleri kapsamında da içim umutla doluyor!
Demek istediğim; yapısal reformlarla birlikte ülke PR’si iyi yapılabilse gelecek doğrudan yatırımcılar ceplerine daha fazla davranacak! Maamafih, büyümelerin giderek düştüğü, stagflasyon ihtimalinin yükseldiği bir gidişâtta doğrudan yatırımlara ihtiyaç var.
Ülkemizin dünya mal ihracatından aldığı pay yüzde 0,89… İthalattaki payı yüzde 1,3… Dünyada 17’nci büyük ekonomi olan Türkiye, küresel ticaretten yüzde 2’ye yakın pay alabiliyor… İhracatın öne çıktığı bir ticaret yapısıyla mevcut payı yüzde 3’lere çıkarabilsek ülkenin rengi değişir!
Zâten İstanbul Ekonomi Zirvesi İcra Kurulu Başkanı Abdullah Değer de, Türkiye’nin dünya ticaretinden aldığı payı artırmak ve tüm sektörlerde yeni yatırım ve işbirliği imkânlarını geliştirmek için seferber olduklarını söylüyor.
***
Yatırımlar açısından Türkiye Genç İşadamları Derneği’nin (TÜGİAD) dün gerçekleştirdiği 17. Olağan Genel Kurulu’ndan da bahsetmemek olmaz. Her alanda olduğu gibi ekonomide de gençlerin ve içinde gençliği hissedenlerin sinerjisiyle yürümek tabii ki önemli.
Bu manada Başkan Dr. Ali Yücelen’in şahsında ülkeye yatırımcı kazandırma gayretindeki TÜGİAD’ın genel kurul çalışmalarını takdirle anıyorum. Kurul sonunda alınan kararlarla ülke menfaatine dâir hayırlı gelişmelerin gerçekleşeceğini görür gibi oluyorum.
Biliyoruz ki, vatan sevgisi lafla olmuyor… “İşini en iyi yapan insan, ülkesini en iyi sevendir” düsturuyla bakıldığında yükselen memleket aşkının ülkeyi er-geç bir gün düzlüğe çıkaracağından emin olduğumu söylemek istiyorum.
Bu doğrultuda diğer yandan son yıllarda “İş dünyasında ihmâl edilen değerler… Dürüstlük, güven ve itibarın kaybolması… Haksız rekabet uygulamalarının yaygınlaşması… Çalışan haklarının görmezden gelinmesi… Ayrımcılık…” gibi ekonomiyi temelden sarsan gelişmeleri de göz ardı etmemek gerekiyor, diyorum.
İşte, 18 Aralık Salı günü İstanbul Ticaret Odası’nda (İTO), Türkiye İktisadi Girişim ve İş Ahlâkı Derneği (İGİAD) 2018 yılının iş ahlâkı araştırmasını açıklayacak. Mevcut ekonomiyle iş ahlâkı araştırmasının nasıl bir korelasyon oluşturduğunu hep birlikte göreceğiz!
***
Makro ve mikro datalara bakıştan sonra Merkez Bankası’nın (TCMB) son toplantısından çıkan sonuçlara da biraz dokunayım…
Kötü bir yaz yaşadık ama şu anda biraz daha iyimserlik havası var. Maliye politikalarına pek akıl ermese de TCMB’de sıkı para politikasına dâir süreç anlaşılan “enflasyon görünümü belirgin bir iyileşme gösterene kadar” devam edecek.
Ödemeler dengesi son 3 aydır fazla veriyor… Yılsonu açık beklentisi 36 milyar dolar. Bu taraftaki gelişme iyi fakat yıllık açık henüz sıfıra inmiş değil. Bütçe tarafı ise ödemeler dengesi kadar iyi görüntü vermiyor.
Şimdi yurt içinde daralan tüketim ve kredi küçülmesi, diğer taraftan ithalattaki gerileme; dün de ifade ettiğim gibi slumpflasyon takiben stagflasyon ihtimâlini 2019’un ilk çeyreğinden sonra daha netleştirecek. Burada 2018’in son çeyreğine de dikkat etmek gerekir.
Asıl piyasanın gözü faiz indirimlerinde… Tabi yüksek enflasyon seyrinde TCMB’den faiz indirimi beklenemez. Kısa vadede kur şokuyla karşılaşmazsak, ABD Merkez Bankası’ndan (FED) baskın bir faiz indirimi gelmezse ve dış talepte de daralma söz konusu olmazsa iyimserlik hızlanabilir. Dolayısıyla enflasyonun geri çekilmesi durumunda TCMB faiz indirebilir.
Ancak faiz indirimleri tüketimin hızlandırılmasında değil, üretimin artırılmasında kullanılmalı, hatırlatayım!


