--°--:--
  • İMSAK--:--
  • GÜNEŞ--:--
  • ÖĞLE--:--
  • İKİNDİ--:--
  • AKŞAM--:--
  • YATSI--:--
  • --,--
  • --,--
  • --,--
Son Dakika
Köşe Yazısı

Dua niyetiyle “Olur inşallah” diyelim!

Sedat Yılmaz
Sedat Yılmaz

İhracatın rekorlara imza attığı, faizler yüksek olsa da dövizin yavaş yavaş durulduğu, KDV ve ÖTV indirimleriyle piyasaların hareketlendirilmeye çalışıldığı, ABD ile ilişkilerin düzelmeye yüz tuttuğu hatta Türkiye’nin ambargolardan muaf tutulabileceği ve ekonomide dengelenmenin daha da hız kazandığı bu 2018 yılının son aylarında artık ipin ucunu kaçırmamak gerekiyor.

Bundan sonra fazla konuşmadan, ona buna çatmadan, çatışmadan, barış içinde küpeşteye ve güverteye zarar vermeden, geminin tabanını deldirmeden sakin sakin ilerlemenin hal çaresine bakılmalı!

Ekim ayı enflasyon rakamları yarın açıklanıyor. Ekim, bize bu yıl enflasyonun ne seviyede bitirileceğine ve ekonomide yeni yılın ilk çeyreğine dâir bir kılavuz olacak. Diyorum ki, mâdem Enflasyonla Topyekûn Mücadele programını yürütmeye çalışıyoruz. Gelin, Kasım ayını milat ilân edelim…

Hiçbir günü zâyi etmeden her ânımızı dolu dolu geçirelim… Halkımızın, vatandaşımızın, dar gelirlimizin, garip gurabâmızın kalbini kırmadan gönlünü ve dualarını alalım! Yaklaşan seçimler dolayısıyla popülist yaklaşımlarla suyu bulandırmayalım… Elimizde en sağlam kalan siyasi istikrara asla halel getirmeyelim!

***

Maalesef Türkiye ekonomisinin yıllardır mayasına işlemiş yüksek enflasyon sorunu var. Kurtulduğumuz anda sanki müzmin grip gibi yeniden yakalanıyoruz. Nitekim Merkez Bankası’nın (TCMB) son enflasyon raporunda da söz konusu hakikat gizlenmiyor. Temmuz’daki 3’üncü TCMB raporunda tahmin edilen yüzde 13,4’lük yılsonu enflasyonu, 4’üncü raporda Yeni Ekonomi Programı’ndaki (YEP) yüzde 20,8’lik yılsonu tahminini de geçerek yüzde 23,5’e yükseltildi. Demek oluyor ki, yüksek enflasyonla yaşamaya daha uzun süre devam edeceğiz. Hatta bu sürecin 2020 yılını da içine alacağı gözleniyor.

Enflasyonla mücadele kararlılığını görüyoruz. Ancak ekonomideki dinamikleri düşününce enflasyonist risklerin hâlâ devam ettiğini de biliyoruz. TCMB, 2019 yılsonu enflasyon tahminini yüzde 15 olarak pivot yapmış gibi ama 2018 için tahmin edilen yüzde 23’leri düşününce bu duruma bir dezenflasyon diyebilir miyiz, işte orasını kestiremiyorum!

Son 3 aylık dilimde yüzde 50’leri bulan fiyat artışları biraz hız kesse de üretici fiyatları (Eylül ÜFE yüzde 46,15) ile tüketici fiyatları (Eylül TÜFE yüzde 24,52) arasındaki makasın TÜFE’ye yakın 21,63 puan olduğunu hatırlatmakta fayda var! Söz konusu fotoğraf, enflasyondaki direnci ve para politikasında sıkı duruşun daha uzun bir müddet süreceğini gösteriyor. Dolayısıyla TCMB’nin yüzde 24’lük politika faizi göz önüne alındığında faizlerle fazla oynama imkânı olmadığı gerçeği gün gibi ortada.

***

Tabii sadece dert enflasyon ve faiz değil. Öncelikle ekonomi küresel ve konjonktürel sebeplerden dolayı zor bir dönemden geçiyor. Yüksek enflasyon ve faiz ortamında şirketlerimizin finansa erişimi, piyasalardaki nakit darlığı ve beraberinde gelen yatırımdan uzaklaşma eğilimleri özellikle reel sektörü sıktıkça sıkıyor. Likidite sorununun nasıl çözüleceğine yönelik hâlâ bir ışık yok! Bunlara işsizlik ve yabancı yatırımcının ilgisizliğini de ekleyebiliriz.

Kamu borcu standartların altında ancak şirketlerin ve hane halkının borcu yüksek seviyede. Yani ekonomideki asıl yükü kamu değil, reel sektör ve vatandaş çekiyor. Bankalar ise borç yüküyle ezilen kesime fazla destek olamıyor. Çünkü bankalar da para bulmada zorlanıyor… Para bulsa bile yüksek faizler ve kısa vadelerle çalışmak zorunda kalıyorlar.

Türkiye ekonomisindeki ikinci endişe ise, yaklaşan seçimler doğrultusunda siyasi erkin popülizme kayması. TCMB sıkı para politikası uygularken maliyenin genişlemeci politikalarla istikrarı bozucu hamleler yapma ihtimali düşündürmüyor değil! Yüksek döviz fiyatları sebebiyle ithalatın gerilemesi ve dolayısıyla cari açığın düşüşe geçmesine karşılık genişlemeci yaklaşımlarla ekonomiye verilecek zararların bütçe açığı ve dolayısıyla enflasyonist baskıya sebep olabileceği ihtimalleri varlığını hâlâ sürdürüyor.

Yalnız Türkiye ekonomisinin ne pahasına olursa olsun canlı duruşunu bozmayacağı kesin! Millet borç da olsa harcamayı seviyor. ÖTV ve KDV indirimleri talebin artırılması konusunda olumlu. Ancak vergi indirimleri bütçeyi beklenmeyen yollardan zora sokabilir. Hem TCMB’nin önünü görmesi hem de düzelme yolundaki makro dengelerin yeniden bozulmaması için Hükümet’in her oturumda, her ortamda mutlaka ekonomiyle ilgili şeffaf ve net olması gerekiyor.

***

Son alınan önlemlerle ekonominin; daha az büyüyeceğini, maamafih döviz kuruna engel olunduğu sürece nispeten yüksek enflasyon üretmeyeceğini tahmin ediyoruz. Ancak ekonomiyi olumsuz etkileyecek diğer bir husus ise ABD Merkez Bankası FED’in Aralık’ta bir faiz artışı daha yapma kararında olduğu…

Zirâ ABD’de PMI ve istihdam verilerinin iyileşmesinden anlaşılacağı üzere ekonomi giderek ısınıyor ve enflasyon yükseliyor. Enflasyonu önlemenin yolu da faizleri artırmak. ABD’de faiz artışı demek, gelişen ülkelerde doların yükselmesi anlamına geliyor. Demek istediğim, 2018 yılı zaten kayıp bir yıl idi. Hiç değilse seçimlerin olduğu 2019 yılını harap etmeyelim, derim.

Özetle; Mart mahalli seçimlerine rağmen siyasi istikrarı bozmadan, küresel ve konjonktürel riskleri hesaba katarak FED operasyonlarına karşı dâhi tedbirini almış, enflasyon ve faizde dengeli, reel sektör ve bankaların likidite sorununu çözmüş, para ve maliye politikalarının birbirinden habersiz adım atmayacağı, cari ve bütçe dengelerinin sağlıklı yürütüldüğü bir Türkiye, şu anda her vatan evladının özlemi!

Dua niyetiyle “Olur inşallah”, diyelim!

 

Sedat Yılmaz Diğer Yazıları

Hepsini Görüntüle