--°--:--
  • İMSAK--:--
  • GÜNEŞ--:--
  • ÖĞLE--:--
  • İKİNDİ--:--
  • AKŞAM--:--
  • YATSI--:--
  • --,--
  • --,--
  • --,--
Son Dakika
Köşe Yazısı

Dolarizasyonun ne kadar içindeyiz?

Sedat Yılmaz
Sedat Yılmaz

Malum bugün birçok ülkenin iktisadi yapısı; dünyaya açık, liberal, market ekonomisi ve dolarizasyonla yoğrulmuş... Fakat bundan en fazla zarar gören gelişen yani gelişmekte olan ülkeler…

Her neyse trafiği yoğun geçen haftanın sonuna geldik… Seçim arifesindeki siyasi gelişmeleri bir kenara koyalım… İktisat tarafında Nisan ayına ait sanayi, ihracat ve ithalat verileri biraz memnun etse de,  Ekonomik Güven Endeksi, Standard and Poor’s’un not indirimi, ardından Nisan ayı enflasyon rakamları ve dolardaki rekor seviyeler haftanın üzen tarafı oldu.

Ancak, 12 milyon emekliye Ramazan ve Kurban bayramlarında 1000’er lira verilmesi, 65 yaş maaşının ortalama 500 liraya yükseltilmesi, vergi, SSK primi gibi devlete ait alacakların yeniden yapılandırılması ve yeni imar düzenlemesine dair alınan kararlar, halkın sevindiği gelişmeler olarak kayıtlara geçti.

Emeklilere bayram ikramiyeleri ve yaşlılık aylığı bütçeye yılda 24 milyar lira ek yük getirecek belki ama, yılda 2 bin liralık bayram ikramiyeleriyle, -aylara bölündüğünde- milyonlarca emeklinin maaşına 166 lira zam yapılmış olması gözden kaçırılabilecek bir hadise değil…

Söz konusu durum; halka seçim morali veya siyasilerin popülist yaklaşımı şeklinde değerlendirilse de, vatandaş cephesinden bakıldığında kazın ayağı hiç de öyle gözükmüyor.

Ekonominin temel amacı, halkın mutluluğu değil mi? İşte halk ve özellikle dar gelirliler mutlu edilmeye çalışılıyor… İkramiyeler biraz enflasyon yapacak belki, fakat bütçenin artı 24 milyar lirayı kaldıracak kapasitede olması da ayrıca sevindirici…

Son iki aydır Türk Lirası’nın dolar karşısında değer kaybına ve beraberinde artan faizlere tabii ki üzülüyoruz… Fakat Türk Lirası’ndaki değer kaybının ve faizlerdeki artışın gerçek nedenlerini araştırma ve milli para üzerindeki riskleri kaldırma konusunda da 24 Haziran seçimlerinden sonra kurulacak Başkanlık Yönetimi’nin bir şeyler yapabileceği kanaatini taşıyoruz…

•

Elbette iktidarlar makro seviyedeki ekonomik konuları işletme ve oluşan sorunları çözmede yoğun gayret gösterecek… Görevleri bu… Ancak halkın da mezkur gayretlere destek vermek zorunda olduğunu bilmesi şart.

Evet, sözü getireceğim yer, dolarizasyon…  

Bir ülkede halkın alışverişte, hesapta, tasarrufta yerli para yerine yabancı para ikame etmesine yani kullanmasına deniyor… Dolarizasyonun tarifi böyle…

Dolarizasyon oranı artıştaysa yerli paraya güven azalıyor, anlamı çıkıyor… Hele hele vatandaş maaşını, kazandığını, bankadaki mevduatını hemen gidip dövize çeviriyorsa o ülkede dolarizasyon histerisi, döviz bağımlılığı var, deniyor.

Dolarizasyon bir ülkeye adımını önce tasarruflarla atıyor. Halk dövizi varlık ikamesi olarak görüyor. Tabii dolarizasyon burada durmuyor… Özellikle gelişmekte olan ülkelerde varlık yani tasarruf dolarizasyonu sonucunda, bankacılık ve kamu kesimi de dahil tüm ekonomik birimler yükümlülük dolarizasyonu hastalığına yakalanıyor. Ardından hem varlık hem de yükümlülük dolarizasyonu, birlikte finansal dolarizasyona dönüşüyor.

Neticede, yüksek enflasyon ve belirsizliklerle değer yitiren yerli paranın kıymetini korumak maksadıyla halkın yabancı paraya yönelmesiyle önce kısmi dolarizasyon kendini gösteriyor. Takiben ülkenin, dolarizasyona yenilmesi ve yerli parasından vazgeçerek yabancı parayı resmi para birimi olarak kabul etmesi diye adlandırılan tam dolarizasyon, bütün ekonomiye hakim oluyor…

Tabii, dolarizasyonun sonucu kötü…

Ülke borçlanıyor ve üretim geri plana itiliyor… Enflasyon ve faizler yükseliyor… Üretim düşerken işsizlik artıyor… Dış ticaret dengesi ithalat lehine bozuluyor… Bütçe açıklarını kapamak zorlaşıyor… Yeni yeni vergiler ihdas etme yolları aranıyor… Sonunda üzülen dolarizasyon esaretindeki vatandaş oluyor.

•

Bir ülke, serbest piyasa koşullarını uyguluyorsa, dövizle haşir neşirse, merkez bankası vasıtasıyla yerli para miktarını, parasının fiyatını yani faiz oranlarını kontrol edebilmek için uğraşıyorsa, dolarizasyona dikkat etmesi gerekir. Devlet, halkı döviz histerisine kapılmaması için gereken tedbirleri almalı ki yerli para kıymetini koruyabilsin! Halk, dövize koşmasın!

Zaten, merkez bankalarının en zor işi, dolarizasyon kaynaklı volatilitesi yüksek ve para talebi oynak piyasalara karşı yürüttüğü politikalar… Dolayısıyla merkez bankaları dolarizasyon sebebiyle güvenini kaybetmeye yüz tutan ulusal parayı yabancı paraya karşı desteklemekle yükümlü… Ancak merkez bankalarının bu faaliyetleri gerçekleştirebilmesi için de elinde bulunduğu güç, yabancı para, uluslararası rezervler... Ama halkın yerli paraya olan ilgisi de en az bunlar kadar değerli!

Enflasyonun yükseldiği, dövizin ve faizlerin tutulamadığı, cari açığın giderek arttığı Türkiye’de acaba dolarizasyon hangi seviyede? Türkiye dolarizasyonun ne kadar içinde?

Kayıtlara bakalım…

Türkiye üretim açığı sebebiyle yüksek enflasyonla 1970’li yıllarda tanışmış… Gelecek yıllarda finansal serbestleşmenin etkisiyle dolarizasyon hayatımıza girmiş… Mesela 1986 yılında yabancı para mevduat oranı yüzde 13,9 iken 1990 yılında yüzde 23,6’ya, 2000 yılında ise yüzde 42,6’ya çıkmış.

Bankacılık Düzenleme ve Denetleme Kurumu’nun (BDDK) 27 Nisan 2018 tarihli günlük verilerine göre, yabancı mevduat miktarı (döviz tevdiat hesabı)  hatırı sayılır vaziyette. Yani bankalarda toplam 1,95 trilyon lira mevduat ve fon var. Söz konusu toplam mevduatın 458,5 milyar lira karşılığı gerçek kişilere ait döviz tevdiat hesabı (DTH)…

İşte ekonomiyi dolarizasyondan, daha doğrusu dolarizasyon histerisinden kurtaracak yeni adımlar, fikirler, modeller, uygulamalar piyasalardaki yabancı hırsını törpüleyecek, Türk Lirası’na güven artarken makro ekonomik dengeler sağlam zemine oturacak...

 

Sedat Yılmaz Diğer Yazıları

Hepsini Görüntüle