--°--:--
  • İMSAK--:--
  • GÜNEŞ--:--
  • ÖĞLE--:--
  • İKİNDİ--:--
  • AKŞAM--:--
  • YATSI--:--
  • --,--
  • --,--
  • --,--
Son Dakika
Köşe Yazısı

Dış ticaretin karnesine gerçekçi yaklaşımlar!

Sedat Yılmaz
Sedat Yılmaz

Hafta başından bu yana, Müstakil Sanayici ve İşadamları’nın (MÜSİAD) Satınalma Müdürleri Bileşik Endeksi (SAMEKS) araştırması, Ekonomik Güven Endeksi ve en son Merkez Bankası’nın üçüncü enflasyon raporu, ekonomiye yönelik incelenmesi gereken önemli veriler. Ancak bundan önceki yazımızda da ele aldığımız Haziran dış ticaret verileri de şu ana kadar yine haftanın dikkat çeken dataları arasında.

Türkiye İstatistik Kurumu’nun (TÜİK) Temmuz ayına ilişkin Ekonomik Güven Endeksi, geriye doğru fasılasız 5 aydır düşen veriler, bir nebze olsa da toparlanma şeklinde değerlendirilebilir. Ocak’ta 104,9 ile başlayan endeks Haziran’da 90,4 ile dip yapmıştı. Temmuz belki de yeni kabineye biraz güvenle 2 puan birden yükseldi ve 92,2’ye çıktı. Yalnız hatırlatmakta fayda var. Geçen yıl Haziran’da 99,3 olan güven endeksi, Temmuz’da 103,7’ye, Ağustos’ta 106,4’e yükselmişti. Eylül ve Ekim ayları da iyimser olarak vasıflandırılan 100’lü rakamların üzerinde kalmıştı… Bu yıl ise Nisan’dan bu yana henüz 100’lü rakamları göremedik.

TÜİK’in güven endeksindeki 2 puanlık iyileşmeyle beraber 51,1’i gösteren iyimserliğe yani canlılığa rağmen MÜSİAD’ın SAMEKS’indeki 3 puanlık azalış ise ekonomik açıdan bir yerlerde negatifliğin habercisi ki o da bu yaz aylarında düşen hizmet sektörü… SAMEKS’in hizmet endeksindeki 5,3 ve sanayi endeksindeki 0,5 puanlık azalışlar inşallah yakında pozitife döner.

***

Bugün açıklanması muhtemel Türkiye İhracatçılar Meclisi’nin (TİM) Temmuz ayı ihracat rakamlarını da hesaba katıp Merkez Bankası’nın bu yılın üçüncü enflasyon raporunu bir dahaki yazıya bırakarak “dış ticaretin kerrakesi”ne devam edelim diyorum…

Evet, bugün dış ticaretin iç yüzüne, kerrakesine, karnesine farklı bir gözle bakmak istiyorum… Ticaret Bakanlığı ve TÜİK ortak verilerine göre, Haziran’da dış ticaret açığı yüzde 9,1 azalmış ve 5,5 milyar dolara gerilemiş… Ancak 6 aylık dış ticaret açığı alarm vererek yüzde 31,6 artışla 40,7 milyar dolara yükselmiş…

Diğer yandan aylık bazda 1,3 milyar dolarla Almanya en fazla ihracat yaptığımız ülke. İngiltere 882 milyon dolar, İtalya 815 milyon dolar ve ABD 627 milyon dolarla sıralanmışlar. Yine aylık bazda 28 Avrupa ülkesine (Avrupa Birliği) yaptığımız ihracat geçen yıla göre yüzde 6,4 artarak 6,6 milyar dolar olmuş. AB’nin ihracatımızdaki payı geçen ay itibariyle yüzde 51,2’ye yükselmiş… Yani toplam ihracatımızın yarıdan fazlası Avrupa ülkelerine ait…

Aylık ithalat rakamlarına gelince… İşte film burada kopuyor!.. 1,8 milyar dolarla Çin en fazla ithalat yaptığımız ülke. Rusya ve Almanya 1,7 milyar dolarla ikinci ve üçüncü sırada yer alıyor. Dördüncü sırada ise 1,1 milyar dolarla ABD bulunuyor. Dış ticaret dengesinde Çin’e yüzde 30, Almanya’ya yüzde 7, Rusya ve ABD’ye yüzde 25’erlik dış açık veriyoruz. Dolayısıyla dış ticaret açığı verdiğimiz ülkelere karşı, ihracatçılara ve üreticilere büyük işler düştüğü ortada.

***

“İhracatçı, böyle dev ülkeler karşısında ne yapabilir?” diye elbette soracaksınız! Evvela yapılması gereken, ihracattan daha fazla gerçekleştirilen ithalatı azaltmak… İthalatın azaltılması ve yerli üreticinin yeniden ayağa kaldırılması için yıllar önce terkedilen ithal ikâmesinin dış ticarette günümüze uyarlanarak yeniden işlerliğinin sağlanması gerekiyor.

Okuyucularımız hemen, “Lozan’a rağmen Türkiye çeyrek asırdan fazla ithal ikameci politika uyguladı. Niçin kalkınamadı?” diye sorabilir… Cevabı çok açık… Gelişmiş ülkelerin, “Lozan’da sana böyle bir görev vermedik. Sen bizim pazarımızsın, üretemezsin” baskıları… İşte bu yüzden uçak, tank, otomobil fabrikaları gibi yüksek verimli işletmeler söz konusu markajlar sebebiyle kurulamadı… Yerli üretime geçilemedi…  

Tabi bugün için öncelikle hükümetlerin ithal ikâmesine sıcak bakması lazım. Zirâ ithal ikâmeci bir politika, uluslararası standartlara uygun olsa bile halen ülkedeki dolaylı vergilerin ağırlığı sebebiyle uygulamada sıkıntı verebilir. Çünkü söz konusu uygulama bütçe açıklarını yükseltebilir, borçlanmayı artırabilir. Bu da hükümetlerin en büyük korkusu… Gerçi bizde tek açık yok… Özel sektörün tasarruf açığının yanında dış ticaret açığına bağlı cari açık, bütçe açığı, üretim açığı hâlâ baş belası… İkiz açık değil, üçüz, dördüz, beşiz açıklarla mücadele ediyoruz…  

Yeni modele geri dönecek olursam, ABD’nin dış ticarette açık verdiği ülkelere karşı uyguladığı korumacılığa benzer ancak Dünya Ticaret Örgütü (WTO) uygulamaları çerçevesinde daha hafif geçişli bir strateji ile dışarıdan ithal edilen malların yurt içinde üretilmesi konusunda üreticiler özendirilirken, kurulan endüstriler dış piyasaların rekabetinden korunması için yeni dış ticaret ve kambiyo politikaları hayata geçirilebilir. Zaman zaman ülkenin üstün olduğu alanlarda seçicilik söz konusu olsa da talep artışlarına göre dengeli bir sanayileşme ve dış ticaret modeli bizim için geçerli bir yol olabilir.

Bu konuda “kur”dan dâhi destek alınabilir. Ancak bu yolun da iki önemli olmazsa olmazı var... Birincisi dünyada yeni ihracat pazarları, ikincisi yeni ihracat ürünleriyle dünya pazarlarında güçlü kalmak…

İşte bunlar dış ticarete yönelik gerçekçi yaklaşımlar... Gerisi lâf-ı güzâf!

 

Sedat Yılmaz Diğer Yazıları

Hepsini Görüntüle