Din ile ilmin kucaklaşacağı o günleri bekliyorum!
İlim meclisleri, ilme gönül vermiş insanların her daim olmak istediği ortamlar… İlim öyle kıymetlidir ki, siz künhünüzü vermezseniz, o size zerresini vermez… “Kendini bilen Rabbini bilir” hadisinin sırrına eren gerçek ilme ulaşmış olur…
İlmin evveli niyet, sonrası anlamak, ardından uygulamak, badehu muhafaza etmek ve sonu ise yaymak… İşte ilmin bereketi 5 şifrede gizli…
Giresun ve İlçeleri İmam Hatip Lisesi Mezun ve Mensupları Vakfı’nın (GİMEV) düzenlediği bir toplantıda Giresun Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Cevdet Coşkun ile ilmin inceliklerinde yol alma fırsatı bulduk. Öncelikle kendisine verdiği değerli bilgilerden dolayı minnettarlığımı ifade etmek istiyorum.
İlim ile dinin ayrı tutulması konusundaki tartışmalar bugün sert zeminlerden daha anlayışlı, müsamahakâr alanlara doğru yöneliyor. Açıkçası ilim ile din barışma yolunda… İlim ile din barıştığında insanlık tam manasıyla doğru yolu bulmuş olacak...
Zaten kitabımız Kur’an-ı Kerim’de de ilk emir “Oku!” değil mi? Ayrıca ilim sahibi olmak zaten her Müslüman üzerine farz kılınmamış mı?.. Peygamber Efendimiz Hazreti Muhammed (SAV) de, ilmin bir define, defineye giden yolun sorular, fikir yürütmeler olduğunu, ilim yolunda sorana, öğretene, dinleyene ve sevene ecir, sevap verileceğini buyurmuyor mu? Elbette…
Fahreddini Razi de, “Cenabı Hakk’ın yarattıklarını inceleyen ilim adamları, Allah’ın büyüklüğünü herkesten daha iyi anlar” demiyor mu?
¥
Öyleyse ilim ile dinin ayrılmaz bir bütün olduğunu anlatmaya gayret edeyim…
Rektör Prof. Dr. Cevdet Coşkun Hocamızın ifadesiyle ilim, aklı ve duyuları kullanarak tabiatı yine tabiatın içindekileri açıklama çabası… İlmin gelişmesinde sadece safi mantıksal ve duygularla ölçümleme süreçleri değil aynı zamanda metafizik, dini, sanatsal ve felsefi süreçler de etkili oluyor…
Hadiseyi biraz daha geniş cümleler ile tanımlamaya çalışırsak, kâinatta meydana gelen olaylar hakkında gözlem, deney ve tefekkür neticesinde elde edilen bilgilerden hareketle, kişiden kişiye değişmeyen yani objektif yöntemlerle yeni bilgi üretimine ilim adı veriliyor.
Mesela, hukuk, tarih, astronomi, matematik, ekonomi birer ilim. Yine hadis külliyatı ilim değil, bilgi. Buna karşılık hadislerden hareketle müçtehitler tarafından ortaya konan sonuçlar, ilim. Fıkıh da bu çerçevede ilim kategorisinde yer alıyor.
Din ise maddi alemin dışında, ölçülebilme özelliği olmayan metafizik bir aleme, bu kainatı yaratıp şekillendiren güce inanmaya dayanıyor. Dinin, fizik ötesinden bilgiler vermesinin yanında insan hayatına doğrudan norm koyan bir özelliği var.
¥
Filozof William James, “İlim ve din kâinatın hazinelerini açmak için kullanılan hakiki iki anahtar… İnsan ilimden istifade eder, fakat din ile yaşar” der…
Alman Nobel Fizik Ödülü sahibi Max Planck da ilimle ciddi şekilde meşgul olan herkes ilim mabedinin kapısında “İman et!” yazısını okuyacağını, imanın, ilim adamının vazgeçemeyeceği bir vasıf olduğunu vurgular. Ünlü Albert Einstein ise dinsiz ilmin kör, ilimsiz dinin topal ve Kâinatın Yaratıcısı’na olan imanın, ilmi araştırmalarının en kuvvetli ve en asil muharrik gücü olduğunun altını çizer.
Eğitimci ve siyasetçi Ordinaryüs Profesör Dr. Ali Fuad Başgil de, ilim ile dinin birbirini inkâr etmeyeceğini, bilakis tamamlayacağını, ilmin aklın ışığı, dinin de gönlün ışığı olduğunu söyler.
Ancak, dinimiz İslam ile ilmi karşılaştırdığımızda bazı yanlışlara da düşmememiz gerekiyor. İlimleri Kur’an’dan, dinden ve imandan ayrı ve müstakil görmek bir tefrit, Kur’an-ı Kerim’i de müsbet ilimlerin peşinden koşturmak ve onu bir fizik, kimya, tıp, matematik, astronomi, ekonomi kitabı saymak da ifrat niteliğinde…
¥
Kıymetli ağabeyim Yavuz Bahadıroğlu dün Akit’teki yazısında, “İnsan yetiştirecekler, akıllı tablet, akıllı karatahta vs. değil, irfan, hikmet ve medeniyet dersleri ile o dersleri verebilecek kalitede muallimlerdir” derken Osmanlı’da Sultan II. Murat zamanında kurulan Enderun mekteplerine atıfta bulunuyor. Başta özel kurumlar olmak üzere hadsiz hesapsız paraların döküldüğü günümüzde eğitim yuvalarının Osmanlı’da uygulanan eğitim sistemi Enderuni bir mantıkla oluşturulmasının gereğine vurgu yapıyor. Kıymetli ağabeyim, “Yeni bir öze dönüş, bir bakıma yeniden diriliş hamlesine ihtiyaç var! Bu hamle de öncelikle milli eğitim ve kültür alanında başlamalıdır” diyerek ilgililere uyarıcı mesajlar veriyor.
¥
Konuya hakikaten fazla ilgim var… Onun için bugün ekonomi yerine ilmi ve eğitimi yazmaya karar verdim… Geçenlerde İstanbul Ömerli Çekmeköy’de 2016 yılında eğitim hayatına başlayan Kayı Okulları’nı ziyaret etmiştim. Eğitime kendini adamış eğitimcileri ve öğrencileri görünce heyecanlandım.
Mustafa Onur Aydın, Kayı Okulları’nın sahibi… İlahiyatçı babalarının hayalini gerçekleştirmek üzere 100 milyon dolarlık eğitim yatırımı planlamış… Aydın’ın eğitim alanında birçok hedefi var ama o İstanbul dışında da eğitim yatırımlarını arttırma gayretinde… Görüşmemizde Aydın’ın en çarpıcı sözü, “Cumhurbaşkanımız önümüze 2023 hedefi koydu. Biz de 2023’ün gençlerini yetiştiriyoruz…” oldu.
Ceo’luğunu Deniz Demirtaş’ın yaptığı okulda uygulanan eğitim belki de Türkiye’de bir ilk… Milli Eğitim müfredatı uygulanıyor fakat asıl Reggio Emilia yaklaşımı denilen eğitim sistemi dikkat çekiyor. Türkçe anlatımla, “Çocuktan gelen müfredat”… Önce öğrencilerin bireysel farklılıkları, kabiliyetleri ortaya çıkarılıyor ve derslerde tabiat temelli bir eğitim uygulanıyor. Yani öğrencilere tabiat kitabı okutuluyor…
Din ile ilmin kucaklaşacağı günleri hasretle bekliyorum…


