--°--:--
  • İMSAK--:--
  • GÜNEŞ--:--
  • ÖĞLE--:--
  • İKİNDİ--:--
  • AKŞAM--:--
  • YATSI--:--
  • --,--
  • --,--
  • --,--
Son Dakika
Köşe Yazısı

Denetçiyi kim denetleyecek?

Sedat Yılmaz
Sedat Yılmaz

Türkiye’nin konjonktürel konumu sebebiyle batıdan fazla kopmadan kapılarını doğuya doğru açmada zamanın geldiği hususunda son 3 yazıda kaleme aldığımız yorumlar, bir nebze de olsa mevcut gelişmeleri anlamada ışık olacağı kanaatindeyim. Diğer yandan McKinsey gelişmesi de ekonomimizin denetim ve düzenlenmesi açısından üzerinde durulması gereken bir vak’a…

Evet, yazımızın mürekkebi kurumadan Avrupa Birliği’nden (AB) gelen hamle, savunduğumuz savları bir kez daha doğruladı. AB, İran’a yönelik Amerikan ambargosuna karşı yeni bir ticari savunma mekanizması kurma kararı almış!..

Mekanizmanın hedefi “doları devre dışı bırakma”... Kasım ayından önce yürürlüğe girmesi beklenen ticari mekanizmayla şirketlerin AB ölçeğinde İran ile ticaret yapması kolaylaştırılıyor. Sistemin önemli bir kısmı barter üzerine kurulmuş… İran’a ait petrol ve doğalgazın önce Rusya’ya satılması, Rusya’nın da bu kaynakları Avrupa’ya iletmesi… Söz konusu sistemle Avrupalı şirketler, mallarını İran’a gönderirken karşılığında petrol veya doğalgaz alacaklar. Ancak mekanizmada para zorunluluğu ortaya çıktığında sâdece euro ve sterlinin kullanılması isteniyor.

Merkez bankalarının devre dışı kalacağı bu sistemle, İran’a yönelik Amerikan ambargosunun minimize edileceği ya da tamamen saf dışı bırakılacağı tahmin ediliyor.

Söz konusu mekanizma, yalnızca Avrupalı şirketlere ve İran’a yaramıyor elbette. Sistem bizim de arayıp bulamadığımız bir ticaret. Mekanizma AB ile artan ticarimiz sebebiyle Türkiye’yi de rahatlatabilir... Zirâ mekanizma İran’la olan ticari ilişkilerimizin önünü açmada veya ABD ile yaşadığımız Rıza Zarrab ve Halk Bankası gibi mevcut sorunları aşmada katalizör olması düşünülebilir.

***

Yüksek faiz artışı ve açıkladığı Yeni Ekonomi Programı’ndan (YEP) sonra artık Türkiye’nin ekonomi kadar siyasi olarak da normalleşmeye geçmesi ciddi önem taşıyor. Ankara, Uluslararası Para Fonu’na (IMF) gidecek her yolu elinin tersiyle iterken diğer taraftan gelişen bir ülke olarak ihtiyaç duyduğu döviz likiditesini çekebilmek için oynayan veya yerinden çıkan taşları teker teker yerine koymak zorunda olduğunu mutlaka biliyordur… Zirâ CDS’lerimizin artık tüm dünyaya endişesiz “yatırım yapılabilir ülke” olduğumuzu göstermesi şart!

Özellikle bölgesel şartlar sebebiyle bozulan ekonomi dışındaki siyasi ortamın ve aleyhimize yönelik tehditvâri gelişmelerin mutlaka düzene konulması ve bertaraf edilmesinin elzem olduğu anlaşılıyor.

Hazine ve Maliye Bakanı Berat Albayrak’ın “Türkiye öngörülebilir gelecekte doğru yolda ilerleyecek ve ekonomide daha önemli adımlar atılacak” ifadesine atıfla, yeni oluşan konjonktürel çizgide, Türkiye’nin üretimi ve ihracatı önceleyen ancak para piyasalarını da gözardı etmeyen ayakları yere basan bir ekonomiyle yürümesinin; oluşan siyasi ve ekonomik bunalım ortamını ortadan kaldıracağını ifade etmek isterim ancak yoldaki mayınların hakkaniyetle temizlenmesi şartıyla!

İyi işleyen siyasi mekanizmanın asli unsuru denetim… Devlet yönetiminin esası da adalet… “Adalet mülkün temelidir” sözü boşuna söylenmemiş… YEP’e göre mâdem para politikaları ve fiyat istikrarı Merkez Bankası’nın uhdesinde… Mâdem maliye politikaları hükümet kanalıyla yürütülecek… Mâdem para ve maliye politikaları aynı potada kamuoyunun hizmetinde olacak… O zaman bu karmaşık ancak gerekli yapıyı denetleyecek güçlü bir sistem olması lâzım.

Devlet Denetleme Kurulu’nun (DDK) sınırlı yetkileriyle ve devletin içinde bir kurum olması hasebiyle bu faaliyeti ne kadar yürütebileceği tartışılır. Denetleme işi, hükümet veya siyaset dışı “yanlışa yanlış, doğruya doğru” diyebilen güvenilir kurumlara tevdi edilebilirse kanaatimce faydalı olabilir. Söz konusu durum da Türkiye’nin puanlarını yukarı çeker.

***

Dolayısıyla Bakan Albayrak’ın “Yeni program bünyesinde kurulan Maliyet ve Dönüşüm Ofisi için uluslararası yönetim şirketi McKinsey ile çalışmaya karar verdik. 16 bakanlıktan temsilcilerin bulunduğu bu ofis, tüm hedeflerimizi ve sonuçlarımızı her çeyrekte kontrol edecek” diyerek kamuoyunun tepkilerine rağmen hükümetin ABD’li McKinsey yönetim şirketiyle anlaşması oldukça cesaret işi!

McKinsey’e yakın ekonomistlerden Liath McGorman’ın ifadesi ilginç… “Türkiye bir ekonomi doktoruna ihtiyacı olduğu için McKinsey ile anlaşma yaptı. Kısa ve orta vadede bir şey beklenmemeli!..”

1926 kuruluşlu yönetim danışmanlığı hizmeti veren McKinsey, şirket veya devletlerin ekonomi politikalarını ve kararlarını analiz ederek raporlar hazırlıyor ve önerilerde bulunuyor. Bununla kalmıyor, ülkelerarası lobi danışmanlık hizmeti veriyor, para kanallarını açıyor… Ama yüksek ücretlerle çalışıyor...

Bugün 50’ye yakın ülkede faaliyet gösteren New York merkezli 27 bin çalışanlı şirketin Türkiye’de de şubeleri var. Şirketin Türkiye ile çalışması ilk değil. En son 2001 krizi sonrası kamu bankalarının özelleştirilmesi, sorunlu bankaların elden çıkarılmasında hükümete destek vermiş… 1980 yılında da Türkiye’nin Avrupa Birliği başvurusunun şekillenmesinde yardımcı olmuş…  

Anlayamadığım nokta şu… Bir, 92 yıllık McKinsey bu zamana kadar meydana gelen ABD ile diğer ülke ve şirketlerdeki krizleri niçin engelleyememiş veya haber verememiş… ABD’de patlayan bir 2008 krizi var ki, dünyayı kasıp kavurmuştu… İkincisi, McKinsey danışmanlığını yaptığı 2001’de batan ABD’nin 62 yıllık en büyük enerji ve iletişim devi Enron’ın batışını niçin önleyememiş… Enron’ın dünyaya ifşâ olan muhasebe usulsüzlükleri ve borsa yolsuzluklarını görememiş mi?..

McKinsey, Türkiye ekonomisini denetlemeye ve düzenlemeye gelmiş… Hoş gelmiş ama bana kalırsa icra bakımından belki hiçbir fonksiyonu olmayacak McKinsey’i de denetleyecek ve hesap soracak ayrı bir teşkilata ihtiyaç var!

 

Sedat Yılmaz Diğer Yazıları

Hepsini Görüntüle