--°--:--
  • İMSAK--:--
  • GÜNEŞ--:--
  • ÖĞLE--:--
  • İKİNDİ--:--
  • AKŞAM--:--
  • YATSI--:--
  • --,--
  • --,--
  • --,--
Son Dakika
Köşe Yazısı

Çok iyi biliyoruz ki bu işin sonu batak!

Sedat Yılmaz
Sedat Yılmaz

İnsani Finans zirvesini bir günlük yazıyla geçiştirmek elbette olmaz!

Çünkü geçim, gelir adaleti, sosyal dengeler insanoğlu için hava ve su kadar önemli.

Hele hele MÜSİAD’ın İstanbul’da 2 gün boyunca masaya yatırdığı İnsani Finans iş modeli, sorunlarla kaynayan İslam alemi başta olmak üzere bütün insanlık için bir reçete niteliğinde…

Çünkü dünya hızla tekelleşiyor. Varlıklar giderek belli azınlıkların eline geçiyor.

Bakınız Haşr Suresi’nin 7’nci ayetine… Ne buyuruyor Rabbimiz:

“… Öyle ki bu mal ve servet sizden zengin olanların arasında dönüp dolaşan bir iktidar ve güç olmasın… Peygamber size ne verdiyse onu alın, neyi de size yasak ettiyse ondan vazgeçin. Allah’a karşı gelmekten sakının. Şüphesiz, Allah’ın azabı çetindir.”

Mukaddes kitabımız Kur’an-ı Kerim, servetlerin tekel oluşturan ellerde tutulmamasını emrederken müslüman alemin dünyadaki bu tekelleşme sürecinde nerede duracağını, nasıl tutunacağını merak etmiyor değilim!

Dolayısıyla İnsani Finans’a da bu projeksiyon penceresinden bakıyorum…

Bakınız, sermayesine sermaye katan global oyuncular, merkez bankalarını da devreye sokarak son yıllarda 10 trilyon dolardan fazla açıktan para bastılar ve Türkiye gibi gelişen ülkeleri paraya boğduktan sonra büyük kazançlarla ülkelerine döndüler, verkaçlarla da dönmeye devam ediyorlar.

Netice olarak emme basma operasyonlarıyla global zengin tayfanın küresel varlıkları da 150 trilyon dolar civarına doğru hızla yükseliyor…

Olay bu! Düşünün 150 trilyon dolar varlığı olan mezkur güçler, dünyada neler yapmaz!

Bu yüzden ibret almak için batan Venezuela, son dönemin en iyi örneği olarak ortada…

DÜNYA SERVETİNİN YARISI 

MUTLU AZINLIĞIN ELİNDE

Ekonomiyi rakamlarla hayata aksederek, yansıtarak karşılaştırırsanız veya iyi bir muvazene içinde mukayese ederseniz doğru neticelere ulaşabilirsiniz…

Sadede gelecek olursam, daha birkaç gün önce İsviçre merkezli banka Credit Suiss dünya servetiyle ilgili araştırmasını tüm dünya ile paylaştı.

Araştırmaya göre, dünyanın en zengin yüzde 1’lik kesimi, ilk kez dünyadaki toplam servetin yarısının sahibi oldu. Dünyanın yarı servetini elinde tutanlar da, sürekli işgalci ve müstevli olarak tanımladığımız ABD ve Avrupa’da, küçük bir kısmı da diğer ülkelerde yaşıyor…

Servet kaybeden ülkelerin çoğu Afrika’dan… Bu ülkelerin ortak sorunu, terör, enflasyon, cari açık, yüksek ithalat ve bütçe açıkları… Yani tekelcilerin değirmenine su taşıyan kanallar… 

Servet azalmasının en dramatik yaşandığı ülkeler ise Mısır ve Suriye. Bu ülkelerde kaçışlar sebebiyle servetler yarı yarıya azalma gösterdi.

En çok milyoneri 7 bin 71 ile bünyesinde barındıran ülke ise İsviçre…

Dünyadaki toplam servet ile ilgili çarpıcı bir data daha var…

Yerküremizde toplam servet, eşit olarak bütün insanlara dağıtılsa kişi başına 48 bin avro düşüyor.

Bu rakamlarla dünyada fakir kalır mı, mümkün değil, kalmaz!

Ama dünya nüfusunun yüzde 70’inin de kayda değer bir serveti bulunmuyor. Dünyada günlük 1 dolar geliri bile olmayan milyonlarca insan yiyecek ekmek bulamıyor…

Buna ne dersiniz?

Ne denecek? Global tekelciliğin aç gözlülüğü… Tek tarifi bu!

7.6 MİLYAR İNSAN 36 MİLYON

MİLYONERE ÇALIŞIYOR!

İsviçre bankası Credit Suiss’e göre, 2001 yılında dünyadaki toplam servetin yüzde 45,5’lik bölümünü ellerinde bulunduran tekelciler, bugün bu serveti 5 puan daha artırmış ve dünyada 280 trilyon dolarlık toplam servetin yüzde 50’sini yani 140 trilyon doların üzerine konuvermişler…

Dünyada şu an 36 milyon, dolar milyoneri var. Bu  2022 yılında 44 milyona çıkacak. Ne güzel, 7,6 milyar insan şimdi 36 milyon milyonere, onlarca milyardere çalışıyor… 5 yıl sonra da 8 milyar kişi 44 milyon milyoner, onlarca milyarder için çalışacak!

Servetler belli ve istenen ellerde dolaşacak. Dünyada milyarlarca insan kuru ekmeğe talim ederken tekelciler dünyanın parasını çatır çatır yemeye devam edecek…

Yedirme arkadaş! Diren ve karşı dur!

Senin dinin böyle emretmiyor mu?

Artık biliyoruz ki, bu işin sonu batak… Niçin onların kurduğu sistem içinde var olmaya çalışıyoruz? Niçin kendi sistemimizi, kendi düzenimizi, kendi işimizi, iş modelimizi kurmuyoruz?

Özellikle katılım bankalarının artık İnsani Finans ile farkını ortaya koyma zamanı gelmedi mi?

SONUNDA BİZİ VURAN 

SİSTEMİN İÇİNDE NİÇİN VARIZ?

Evet, sürekli kriz ve sıkıntılar yaşatan sömürücü sisteme karşı hem Türkiye’nin hem dünyanın ortaklığa dayalı daha inovatif katılım finansını, daha doğrusu İnsani Finansı’nı hayata geçirmesi ve geliştirmesi şart!

Özünde riskin başkalarına transfer edilmesi olan, reel bir varlığa dayanmadan finansal mühendislikle ciddi boyutlardaki kaldıraçları ve riskleri oluşturup üzerimize yığan, sonra dönüp dolaşıp yine bizleri vuran bu sistemin içinde niçin var olmaya çalışıyoruz?

 “Adaletsizliğin, en temel sebeplerinden biri faiz. Faize dayalı ekonomilerde refah, toplum genelinden çok küçük bir azınlığa akıyor ve toplumda eşitsizliğin büyümesine yol açıyor” diyen TOBB Başkanımız Rifat Hisarcıklıoğlu da bu tehlikeye dikkat çekiyor ve İnsani Finans’ı destekliyor…

Hep birlikte faizsiz, faiz dışı yatırıma, istihdama, üretime destek verelim ve bu küresel tefeci ve tekelcilerin tekelinden artık kurtulalım, diyorum…

 

Sedat Yılmaz Diğer Yazıları

Hepsini Görüntüle