--°--:--
  • İMSAK--:--
  • GÜNEŞ--:--
  • ÖĞLE--:--
  • İKİNDİ--:--
  • AKŞAM--:--
  • YATSI--:--
  • --,--
  • --,--
  • --,--
Son Dakika
Köşe Yazısı

Çevre Bakanımız’a “çevresel” çağrı!

Sedat Yılmaz
Sedat Yılmaz

 

Türkiye’nin ne pahasına olursa olsun, mal ve değer olarak ihracatını, ithalatının üzerine çıkarması artık elzem. Maamafih en gerekli datalardan cari dengede ihracatın baskın hâle gelmesi için tedarik, hammadde, yarı mamul, yeni ürün ve yeni pazarlar oluşturmada yerli potansiyel sınırların zorlanması hatta aşılması günümüz ekonomik şartlarında olmazsa olmaz.

Geçen hafta girizgâhını yaptığım balıkçılık sektörüne bu hafta da devam edeceğim…

Balık üretiminin ülkemizde avcılık ve yetiştiricilik yoluyla sağlandığını bir önceki yazımda ifade etmiştim. Avcılıkta gidilebilecek fazla yol kalmadığı görüşündeyim. Zâten devlet de boyu 10 metreden büyük balıkçı gemilerinin deniz ve göllerde dolaşmasını pek istemiyor.

Belki “avcılık”ta üretim açısından daha fazla imkânlar yakalanabilir, ancak tam anlamıyla balık avcılığında henüz dünya standartlarına ulaşamadığımızdan mevcut potansiyel daha sığ görüntü veriyor. Zirâ en basitinden tuttuğumuz balık kadar, denize ve göllere yavru bırakmadaki yetersizliğimiz ve söz konusu alanlara yönelik hoyratlığımız” balık avcılığında gidilecek yolu kısaltıyor, potansiyeli daraltıyor.

Dolayısıyla Türkiye balıkçılıkta dünya klişesine adını yazdırmak, söz konusu sektörde ihracatını hedeflerin çok üzerine taşımak ve halkına da bolca uygun fiyattan balık yedirmek istiyorsa, hükümetin “avcılık”tan ziyâde “yetiştiricilik” alanına eğilmesi, yatırım yapması, yatırım yapanları desteklemesi ve bilhassa denizde balık yetiştiriciliğinin ve balık çiftliklerinin önündeki tüm engelleri kaldırması gerekiyor.

***

Tabii soracaksınız, “Balıkçılığı engelleyenler mi var?..” diye… Var ki, hem de ne var!..

Ülkeye 1 dolar, 1 avro girmesin diye çırpınanlar mı dersiniz… Vatandaşı balığa hasret bırakmak için kırk dereden su getirenler mi dersiniz… Devâsa istihdam potansiyeli olan denizciliği deniz ve kumdan öteye göremeyenleri mi dersiniz… Memleket menfaatlerini hiç sayarak bürokrasiyi kilitlemeyi kendine iş edinenler mi dersiniz… Ne derseniz deyin, maalesef bu mâlum çevreler hukuki boşlukları, tüzük ve yönetmeliklerdeki açıkları iyi kullanıyorlar ve zorbalıkla ülke ekonomisine zarar veriyorlar.

8 bin 333 kilometre kıyısı, 25 milyon hektar balık ve su ürünü üretmeye uygun alanlara sahip bir ülkeyi potansiyelinin binde biri kadar balık ve su ürünü üretmeye mahkûm etmek hangi makam ve mevkide olursa olsun hiç kimsenin hakkı değil!

Bu millet geçen yılın rakamlarına göre hâlen 850 milyon dolarlık su ürünleri ihracatı yapıyorsa, 1 milyar doların bile hayalini kuruyorsa, dünyanın balık tüketme ortalaması 15 kiloyu geçmişken Türkiye hâlâ 7 kiloları dâhi yakalayamamışsa, fırıldak yollarla vatandaşın balığa ulaşması engelleniyorsa, gençler harıl harıl iş ararken denizlerdeki imkânlar ve Allah’ın verdiği nimetler berhava ediliyorsa, daha ne diyeyim, ne söyleyeyim!

***

Bahsini ettiğim mâlum çevrelerin iddiası şu: “Denizlere kurulan balık çiftlikleri ciddi çevresel kirlilik yapıyor. Turizmi baltalıyor!” Bunlara ancak “Hadi ordan!” denir… Denizlerimizde balıkların bolluk ve bereketini “çevrecilik” ve Çevresel Etki Değerlendirmesi (ÇED) adına engelleyenleri esefle kınıyorum.

Açık denizde, kıyıya en az 3 kilometre uzaklıktaki balık çiftliği nasıl kirlilik oluşturacak, kendinize bir sorun! Denizin ortasında ağlı kafes var… Bir de kafes içindeki balıkların yemlenmesi… O yemler de zaten hemen balıklar tarafından yutuluyor. Diğer taraftan açık denizlerdeki balıklar da kafeslerden istifade ediyor ve balık neslinin çoğalması sağlanıyor.

Kirlilik konusunda şüphesi olan gitsin en yakın denizdeki balık çiftliklerini gezsin…

Adres de vereyim… Silifke açıklarında Su Ürünleri Yetiştiricileri Üretici Merkez Birliği yine Mersin Kültür Balıkçıları Derneği’ne bağlı firmaların faaliyetlerini gidip yerinde incelesin… Kılıç Holding, Gümüş Doğa, Kemal Balıkçılık gibi şirketlerin açık denizdeki balık çiftliklerine bir uğrayın bakalım, kirlilik görebilecek misiniz?

***

Söz konusu birlik ve derneklere üye balık üreticilerinin çoğu ihracata çalışıyor. Mesela Kılıç Holding ürettiği balığın yüzde 70’ini 65 ülkeye satıyor. Türkiye, çipura ve levrek yetiştiriciliğinde Avrupa’da birinci…

Ya hu şöyle bir düşünün! Açık denizde, steril ortamda yaşayan çipura, levrek nasıl kirlilik oluşturacak? Denizde kirlilik olsa, bu alanda ilk ölen balık olmaz mı?.. Yine balık yetiştiriciliği denizde kirlilik oluşturuyorsa ABD, İngiltere, Fransa, İtalya ve Rusya gibi dışarıdan kılı kırk yararak ürün alan devletler bu balıkları ülkelerine sokar mı?

Sahillerde denize giren binlerce insanın vücuduna sürdüğü güneş yağı kadar denizi kirletmeyen balık çiftliklerine karşı “Çevre kirliliği yapıyor!” diyenleri anlamak mümkün değil! Kirlilik üzerine bir anekdot daha vereyim… Dünya üzerindeki kirliliğin yüzde 90’dan fazlası karasal… Deniz kirliliğindeki oran ise yüzde 7’lere dâhi ulaşmıyor!

Binâenaleyh, Çevre ve Şehircilik Bakanımız Sayın Murat Kurum’a bu konuda âcil çağrıda bulunmayı bir gazeteci olarak kendime vazife addediyorum…

Özellikle denizde balık yetiştiriciliğinin istikbâli “Çevreciyim, her yatırımı engellerim!” deyip mangalda kül bırakmayanların insafına terk edilmemeli! Kapasite artırıp ülkesine daha fazla döviz ve daha fazla istihdam kazandırmak isteyen deniz fâtihlerinin önü açılmalı…

Bakanlık, müsteşarlık veya genel müdürlüklerin masalarında imzada bekleyen ÇED raporları bir an önce imzalanmalı!

Denizler kadar engin balıkçılık konusuna devam edeceğim…

 

Sedat Yılmaz Diğer Yazıları

Hepsini Görüntüle