Büyüme düşerken aman enflasyon yükselmesin!
Cumhurbaşkanlığı sisteminin ilk haftasında datalar, ekonomiye dâir alınması gereken mesajları bir bir vermeye başladı. İşin şakaya gelir tarafı yok! Bakanlar sıkı bir koordinasyon içinde geceli gündüzlü çalışarak kısa vadede ekonomik sorunlara çözümler üretebilmeli… Cumhurbaşkanlığı sisteminin ilk 100 günlük performansını merakla bekliyoruz.
Bu haftanın ilk iki gününde işsizlik, ardından bütçe gerçekleşmeleri, kısa vadeli borç stoku, karşılıksız çek kullanımı ve sanayi üretimi verileri sanki “Elinizi çabuk tutun!” şeklinde “ikaz”larını sıraladılar. Son dataların verdiği mesajların özeti, İstanbul Sanayi Odası’nın (İSO) açıkladığı “İkinci 500 Büyük Sanayi Kuruluşu - 2017” araştırmasında da rahatlıkla görülebiliyor.
Data yorumlarına sondan başlarsak, dün açıklanan sanayi üretiminin beklentiler üzerinde 2017 yılı Mayıs ayına göre yüzde 6,4 artması fena bir gelişme değil… Mevsim ve takvim etkisinden arındırılmamış verilerde de aynı aylara göre yüzde 7 oranında bir büyüme söz konusu. Ancak burada dikkat edilmesi gereken bir data daha var… Sanayi üretimini, yıllık yüzde 6,3 gerçekleşen Nisan ayına göre hesapladığımızda, Mayıs’taki yüzde 6,4’lük performansın aylık bazda yüzde 1,6 daraldığı ortaya çıkıyor. Yani 2018 Nisan’ında 119,1 olan sanayi üretim endeksi, 2018 Mayıs’ında 117,1’e inmiş… Fark yüzde 1,6…
•
Buradan anlaşılan, geriye dönüp 2018 ilk çeyreğindeki yüzde 7,4’lük toplam büyümeyi ve yüzde 9,9’luk sanayi üretimini önümüze koyduğumuzda Mayıs’ta gerçekleşen yüzde 6,4’lük sanayi üretimi datası, ikinci çeyrekte yüzde 6 civarında bir sanayi üretimi beklentisini, ekonominin de toplam büyümede hız keseceğini ortaya çıkarıyor.
Yani birinci çeyrek ile ikinci çeyrek yan yana konulduğunda bu yıl yüksek büyümelerden pek söz edemeyeceğiz. Zira eşik değeri 50 olan ve Haziran’da 46,8 seviyesinde gelen PMI, zaten bu büyümelerin düşeceğinin bir habercisi…
Tabi okuyucularımızın, “Sanayi üretimi ve buna bağlı Türkiye büyümesini olumsuz etkileyen baş faktör nedir?” diye sormaları tabii hakları… Hepimizin malumu, baş etken dalgalanarak yükselen döviz fiyatları… Devamında kura bağlı artan üretici fiyatları (ÜFE)…
Dolayısıyla kur, ara malı tedariki ve üretim, büyümede bir geri çekilmeyi beraberinde getirebilir. Diğer taraftan üretici enflasyonunun manşet ve çekirdek enflasyonu da etkileyeceği unutulmamalı…
İSO Başkanı Erdal Bahçıvan “İkinci 500 Araştırması”nı değerlendirirken hassas konuyu, “Bu yıl sanayici özellikle faiz ve kurlardaki yüksek boyutlu dalgalanmanın baskısını daha fazla hissetmektedir. Bu da sanayiciler açısından finansman yükünün giderek ağırlaştığını gösteriyor ve kârlılıkların sürdürülebilirliği konusunda endişe oluşturuyor” cümleleriyle ifade ediyor ve ekliyor… “Şirketlerimizin özellikle esas faaliyetlerindeki başarıları yine de umut verici. Sanayicimiz bu verileriyle, yaşamakta oldukları tüm sıkıntılara rağmen, üretim yapma sorumluluklarının bilincinde” diyerek sanayinin rotasını çiziyor…
•
İşte İSO’nun Türkiye’nin İkinci 500 Büyük Sanayi Kuruluşu’na dair yaptığı anlamlı araştırma sonuçları bu bakımdan önemli… Mesela 2016 gibi sıkıntılı bir yılda 82,2 milyar lira olarak gerçekleşen üretimden satışlar, 2017 yılında yüzde 30,9 yükselerek 107,6 milyar lira olmuş… Yine 2017 yılında İkinci 500’de faaliyet kârı yüzde 43,9, faiz, amortisman ve vergi öncesi kâr (FAVÖK) yüzde 49,3, vergi öncesi kâr ve zarar toplamı ise yüzde 67,2 büyümüş.
Bu oranlar Birinci 500’de ise sırasıyla yüzde 34,8, yüzde 24,4 ve yüzde 40,7 olarak gerçekleşmişti…
Binâenaleyh, İkinci 500’ün, 2017 yılında Birinci 500’den daha iyi performans gösterdiği ortada… Ancak 2017 yılındaki büyümenin de yüzde 7,4 olduğu hatırlanmalı. Maamafih, 2018 yılında, 2017’ye göre büyümede birkaç puanlık gerileme olacaksa, elbette sanayi kesimi kapasite kullanımı, satışları ve kârlılığı o derecede etkilenecek… Söz konusu durumun enflasyonu da ne derece baskılayacağını ise yeni kabinenin uygulayacağı politikalar belirleyecek. İşte burada dikkat edilecek husus şu… Aman ha, büyüme düşerken, enflasyon yükselmesin!
•
Zira Türkiye’nin yüzde 15’lik manşet ve çekirdek enflasyon sorunu ekonominin ayarını bozuyor. Diğer bir ifadeyle ekonomideki olması gereken ayarın bulunmaması yüksek enflasyonu doğuruyor. Kur kaynaklı faizlerin yüzde 20’lerde gezindiği, üretici fiyatlarının yüzde 24’e, ara mallarındaki fiyat artışlarının yüzde 30’lara dayandığı bir ortamda kısa vadede enflasyona çare beklenemez ama, hiç değilse moral olması açısından Temmuz ve Ağustos aylarında zor olsa da Eylül ile birlikte önce yüzde 15’ler ve daha sonra da aşağılara doğru düşüşlerin hayırlara vesile olacağı kanaatindeyim…
Bakınız, enflasyonun düşmemesinin en büyük sebebi kur… Beraberinde yükselen cari açık ve faizlerle artan borçlanma… Cari açığın finansmanı ve ödemesi gelen borçlar için ülkeye daha fazla döviz gerekli. Hesaplara iyi bakalım… Yabancılardan gelen para, cari açığın finansmanına dahi yetmeyecek kerteye doğru ilerliyor. Enflasyon ateşini sürekli yukarıda tutan ise ülkedeki dolarizasyon… Özellikle bankalardaki 1,9 trilyon liralık mevduatın 847 milyar lirasının yani yarısına yakınının döviz mevduatı olduğunu ve ülkenin bir dolarizasyon ateşinde yandığını bir kez daha hatırlatmakta fayda var…
Biz Cumhurbaşkanlığı sistemiyle ekonomideki eski motorun indirildiğini farzediyoruz ve monte edilen yeni motorun hayırla işleyeceğini ümit ediyoruz…


