Büyüdükçe daha fazla cari açık veriyoruz!
Geçen yazılarımdan birinde enflasyonun başlıca sebeplerinden birinin döviz açığı yani cari açık olduğunu ifade etmiştim.
Enflasyonu gerektiği şekilde aşağı çekmede zorlanıyoruz. Çünkü ekonomideki genel büyümeye rağmen cari açıktaki artış, ekonomiyi resmen boğuyor, kilitliyor…
Rakamlar verip başınızı ağrıtmak istemiyorum. Özetle cari açığın baş sorumlusunun yüksek ithalat olduğunu söylüyorum. 2017 yılı itibariyle toplamda 234 milyar dolar ithalat, 157 milyar dolar ihracat yaptık. Şu an en az 240 milyar dolarlık bir ihracat gerçekleştirmeliydik ki, ithalat ile fifti fifti olalım… O da bu yıllarda mümkün değil.
Diğer taraftan turizm gelirlerimiz ise hâlâ konjonktürel sebeplerden dolayı cari açığa gereği şekilde destek veremiyor.
Bu arada bütçe açığının da cari açığa dolaylı olumsuz etki ettiğini, tam ifadeyle cari açık, bütçe açığını, bütçe açığı da cari açığı tetikleyip durduğunu söylemeden geçemeyeceğim.
Yaşadığımız cari açığın net fotoğrafını vereyim…
Birincisi, yüksek enerji ithalatı…
Dışarıdan satın aldığımız petrol ve doğalgaz dış alımda oldukça büyük yer tutuyor…
SERMAYE MALI İTHALATI
MUTLAKA ÇÖZÜLMELİ
İkincisi, ihracatın ithalatı karşılama oranı…
Bakınız, ekonomide en iyi görüntü büyüme. Fakat büyüme tüketim ağırlıklı olduğundan ekonomide menfi yan etkilere sebep oluyor. Büyüdükçe daha fazla cari açık veriyoruz. Cari açığın temel belirleyicisi de, otomobil ve ağırlıklı olarak ara ve sermaye malı ithalatıyla büyüyen dış ticaret açığı…
Dolayısıyla ihracat, ithalatın yanında güdük kalıyor. İthalattaki enerji kalemine bugün için söylenecek bir şey yok ama ara ve sermaye malı ithalatına mutlaka çözüm bulmalıyız.
Üçüncüsü, yüksek enflasyon ve enflasyona yönelik belirsizlik…
Enflasyon cari açığı nasıl etkiler diye düşünmeyin! Enflasyonda belirsizliğin artması yurtiçindeki fiyatların yükselmesi anlamına geldiğinden dış ticarette rekabetçiliği zayıflatıyor ve ihracatınıza menfi etki ediyor. Bu durum aynı zamanda döviz gelirlerinizin gerilemesine de sebep oluyor.
Dördüncüsü, dövizdeki dalgalanma…
Döviz kuru belirsizliği sebebiyle ihracatçı fiyat verme konusunda ne yapacağını bilemezken, Türkiye’den mal almak isteyenler de fiyat kargaşası sebebiyle ithalat yapmaktan vazgeçiyor.
Beşincisi, doğrudan yatırımların GSYİH içindeki düşük payı…
Doğrudan yatırım alalım ki, döviz kaynağı yurtta uzun süre cari açığı finanse edebilsin… Ancak kısa vadeli portföy yatırımlarına da hayır diyecek durumda değiliz.
Sonuncusu da M2 yani, piyasadaki para genişliği, para arzı…
M2 aslında ekonomide gizli kan şekerine benziyor. M2 ile cari açık arasındaki ilişkinin negatif çıkması, yani ulusal paranın değer yitirmesi ihracat artışına sebep olurken, paranın değerlenmesi ihracat artışını engelliyor.
GÖRÜNÜMÜ OLUMLUYA ÇEVİRMEK ELİMİZDE
Açıkçası ekonomik görünümde aman aman spesifik bir değişim yok. Büyüme ve ihracatta artışlar var. İşsizlikte teşvikler doğrultusunda iyileşmeleri gözlemleyebiliyoruz. Ancak sıkı para politikasına rağmen enflasyon kötü. İthalatın yüksek seyri ve turizm gelirlerindeki azalmadan dolayı döviz açığı diğer ifadeyle cari açık veya cari dengede bozulma sürüyor.
İşte saydığım altı maddeyi olumluya çevirdiğimizde Türkiye’mizde her şey yoluna girecek.
Peki bu nasıl olacak, nasıl gerçekleşecek?
Bir kere saydığım altı maddeyi halletmek ve finansal sistemi de reel ekonomiyi, üretimi destekleyecek şekilde kurmak zorundayız. Halen uyguladığımız geleneksel bankacılık modelinin bu sorunu çözme şansı yok. Çünkü mer’i olan sistem talep oluşturma ve üretimi değil tüketimi artırma üzerine kurulmuş.
Böyle bir düzende bankalardan akan para da meydana getirdiği efektif yüksek satın alma eğilimi sebebiyle arzdan fazla talep oluşturduğundan fiyatların yükselmesi önlenemiyor, finansal krizler de sürekli kapıda bekliyor.
ANAHTAR CEBİMİZDE AMA
KULLANMIYORUZ
Biraz zaman alacak belki, şayet üretimi ve reel bir varlığa yatırımı teşvik eden hatta zorlayan bir bankacılık sistemi yürürlüğe konursa cari açıkla birlikte gerçek büyüme, enflasyon ve işsizlik gibi birçok sorunu da halletmiş oluruz. Dolayısıyla yatırım – tasarruf arasındaki ilişkinin sistemleştirilmiş İslami finans üzerinden ağırlık kazanması durumunda ekonomideki dengesizlikler ve finansal krizler de rafa kalkar. Anahtar cebimizde fakat konvansiyonel tabularımız sebebiyle bir türlü kullanmıyoruz, kullanamıyoruz!
İşte dün İstanbul Bağlarbaşı Kültür ve Kongre Merkezi’nde başlayan ve bugün de devam eden “Uluslararası İslam ve Ekonomi Sempozyumu”nda bu sorunlara yönelik çözümlere yeni yeni kapılar aralandı. Sempozyuma Borsa İstanbul yöneticilerinden Şenol Duman, İngiltere Durham Üniversitesi İslami Finans Merkezi Direktörü Prof. Dr. Mehmet Asutay, Marmara Üniversitesi İlâhiyat Fakültesi İslâm Hukuku Anabilim Dalı öğretim üyesi Prof. Dr. Hasan Hacak ve panellerde tebliğ sunan konuşmacılar islami ekonominin mahiyetini açıkça ortaya koydular.
Gelecek yazılarımızda sempozyumda İslami ekonomiye dair anlatılanları derinlemesine irdeleyeceğiz…


