--°--:--
  • İMSAK--:--
  • GÜNEŞ--:--
  • ÖĞLE--:--
  • İKİNDİ--:--
  • AKŞAM--:--
  • YATSI--:--
  • --,--
  • --,--
  • --,--
Son Dakika
Köşe Yazısı

Bünyesi sağlam olana korumacılık ne yapabilir?

Sedat Yılmaz
Sedat Yılmaz

Borca dayalı ekonomi modelini seçenler ve cari açığını finanse etmek için yurt dışı kaynağa ihtiyacı olanlar; ticarette korumacılığın ön plana çıktığı, borçlanma maliyetlerinin giderek yükseldiği konjonktüre çok dikkat etmeleri gerekiyor.

Yurt dışı borçlanmalarda ölçü olarak kullanılan 6 aylık libor faizleri, 2008 küresel krizinden bu yana en yüksek seviyeye ulaştı. Demem o ki, Londra’daki 16 büyük bankanın ortalama borçlandırma faizinin 1 puan artışla yüzde 2,43’e yükselmesi alarm niteliği taşıyor. Çünkü libor faizindeki artış, kredi faizlerinde de yükseliş anlamına geliyor. 2010 yılında 6 aylık libor faiz yüzde 0,35 seviyesindeydi.

Dolayısıyla dünya ticaret savaşlarının başladığı, borçlanmaların yükseldiği bu dönemde bugünden kimin nerede olacağını hesap etmek zor! Çin’deki büyümeye konacak frenin, fiziki olarak küresel ekonomide nasıl bir iz bırakacağı hakikaten bilinmiyor. Fakat borçlanmaların daha da zorlaştığı günümüzde dış borç ödeme ve cari açığı çevirmede acı fren seslerinden irkileceğimiz bir gerçek!

23 ve 24 Mart tarihlerinde gerçekleştirilen Uludağ Ekonomi Zirvesi’nde de en çok konuşulan ve tartışılan konular arasında yer alan “korumacılık” dünya için bugün gerçekten ciddi bir sorun.

1929 küresel krizinde olduğu gibi 2008 küresel krizini müteakip merkez bankalarının düşük faizli bolca para dağıttığı günlerde, “Para bolluğu, 15 seneye varmadan ciddi bir krizi daha ortaya çıkarır” diyenlere “Denize düşen yılana sarılır” kabilinden pek aldırış edilmiyordu. Ama bugün gelinen nokta, pembe yılların bittiğinin habercisi…

POPÜLİZM YAYGINLAŞIRSA 

EKONOMİLERİN VAY HALİNE!

Söz konusu “korumacılık” politikası, Çin ekonomisindeki büyüme karşısında nefessiz kalan,  enflasyon ve ardından faize esir olmamak için Çin’e köstek vurarak küresel büyümeyi frenleme yolunu seçen ABD’nin yeni bir oyunu olarak bilinse de, yıllar önce söylenen o gün geldi çattı!

Otoriteler, ABD ve Çin’in desteklediği G20 toplantılarında da çokça tartışılan, “korumacılık”ı, popülist rejimlere bağlıyor ama bunu dünya için yeni bir kriz olarak da niteliyor. Ağızlardan çıkan, “Küresel popülizm yaygınlaşırsa, dünya ekonomisinin vay haline!” ifadelerinden başka bir şey değil…

ABD, Çin’e bazı ithalat ürünlerinde yüzde 25 ek gümrük vergisi konmasını yürürlüğe açtı ve ilk kalemde bunun 60 milyar dolarlık bir yekûn olduğu ortaya çıktı. Şimdi gümrük vergisi konacak ürün kalemlerindeki sayının ileriki günlerde daha da artırılacağı tahmin ediliyor.

Halen 1 trilyon dolarlık ABD tahvilini elinde tutan Çin de, ABD’nin hamlesine karşı boş durmuyor ve ticaret savaşından korkmadığını, misillemenin gecikmeyeceğini söylüyor. Bu arada ticaret savaşında diğer ülkelerin de ABD’ye karşı harekete geçeceğini düşünen Rusya da ABD ürünlerine karşı korumacılığı en yüksek perdeye taşıyacaklarını açıklamaktan çekinmiyor.

Açıkçası Çin’in, ABD’nin gümrük vergileri kanalıyla uyguladığı korumacılık politikasına rahatlıkla başa çıkabileceğini ifade edenler çoğunlukta... Fakat aynı ağızlar, korumacılığın yaygınlaşması durumunda küresel ticaretin tarihte benzeri görülmeyen bir yıpranmayla karşı karşıya kalabileceğinin altını çiziyor.

YOKSA DÜNYA YENİDEN 

MERKANTİLİZME Mİ DÖNÜYOR?

Malumunuz, dış ticaret politikalarında serbest ve korumacılık anlayışı diye iki yol var. Ülkelerin bugün büyümede en fazla kullandığı serbest dış ticaret. Popülaritesini kaybetse de hâlâ tercih edilen sistem. Bu devletlerin müdahale etmeden malların veya sermayenin ulusal sınırlar dışında dolaştığı, sadece ithalatın değil ihracatın da ele alındığı ticari anlayış… Korumacılık ise bir ülkenin yerli üreticilerini her türlü olumsuz nitelikteki dış rekabet karşısında korunmasını ve desteklenmesini savunan dış ticaret politikası.

Özellikle İngiltere’nin Avrupa Birliği’nden ayrılışı, ABD’nin Barack Obama ile başlayan, Donald Trump ile iyice gün yüzüne çıkan ve beraberinde dünyada yaygınlaşma eğilimine dönen dış ticaret engelleri yakın dönemde korumacılığa örnek olarak gösteriliyor.

Dünya acaba yeniden Batı’daki 15-18. yüzyıllarda olduğu gibi üst katmanların refahını ön planda tutan, kazancın üretimde değil, ticaret, dolaşım ve başta kıymetli madenler olmak üzere ana mal birikiminde olduğunu savunan merkantilizme mi dönüyor, orasını henüz kestirmek zor!

NE KADAR KALİTELİ KURUMSAL 

YAPI, O KADAR AZ HASAR

Söz konusu iktisat teorileri, varsayımlar üzerinde yürütülen tecrübelerle ortaya çıkarılan ekoller. Her döneme uyar veya uymaz... Şurası bir gerçek ki, bir ülkede kaliteli kurumsal yapı olmadan sadece serbest dış ticaret ile büyümenin imkânı yok. 

Gelişmiş ülkeler nispeten kurumsal yapılarını tamamlamış veya tamamlamak üzereler. Yaptıkları ticaret ister serbest, ister korumacı olsun istedikleri şekilde zenginleşebiliyor, büyüyebiliyorlar. Gelişen ülkelerde ise kurumsal yapılar henüz oturma aşamasında... Dolayısıyla gelişenlerin serbest veya korumacı dış ticaretle büyüme ve zenginleşmede göstereceği performans, daha çok kendi kurumsal yapılarıyla alakalı.

Dünyada bugün yaygınlaşmaya yüz tutan dış ticarette korumacılık anlayışı, elbette gelişmiş ve gelişen ekonomilere de zarar verecek. Ancak bünyesi kuvvetli, kaliteli kurumsal yapılara sahip ekonomiler korumacılıkla ortaya çıkan olumsuzluklardan daha az hasarla kurtulacak.

Bugün korumacılığa karşı ülke ekonomilerini koruyan sistem, kaliteli kurumsal yapı…

Her yazımda vurguladığım gibi, kaliteli kurumsal yapıdan maksat da; eğitimde, siyasette, hukukta, ekonomide ve sosyal hayatta gerçekleştirilecek yapısal reformlar…

 

Sedat Yılmaz Diğer Yazıları

Hepsini Görüntüle