--°--:--
  • İMSAK--:--
  • GÜNEŞ--:--
  • ÖĞLE--:--
  • İKİNDİ--:--
  • AKŞAM--:--
  • YATSI--:--
  • --,--
  • --,--
  • --,--
Son Dakika
Köşe Yazısı

Bu yol uzun ve meşakkatli ancak aşılırsa bereketli!

Sedat Yılmaz
Sedat Yılmaz

Kaldığımız yerden devam edelim…

24 Haziran’dan itibaren “Yeniden Büyük Türkiye… İnşallah!

Bir önceki yazımda, “Yeni dönemde ekonomiye, ekonomi dünyasına çeki düzen verecek bir oruç mevsimine ihtiyaç var!” demiştim.

Malum, dünya zıtlıklarla kaim… İnsanlar anlasa da anlamasa da, kabul etse de etmese de  “genişliğin bir darlığı, darlığın bir genişliği” var!

Külfet - nimet, nimet - külfet meselesi gibi…

Cenab-ı Hakk’ın El Kâbid (daraltan) ve El Bâsit (genişleten) ismi şerifleri, darlığı ve genişliği haber vermiyor mu? Elbette veriyor… Bize düşen her halimize şükretmek!

Ticarette para da dahil, Peygamber Efendimiz Hazreti Muhammed Mustafa’nın (Aleyhisselam) “Malı piyasaya süren kazandı. Pahalıya satmak için bekleten ise Allah’ın lanetine uğradı” (İbn Mace, Ticaret) hadisi şerifini idrak edebiliyorsak ne âlâ… Yoksa halimiz harap!..

Darlık ve genişlikte Yusuf Aleyhisselam gibi engin görüşlüysek... İstikbale yönelik hesabımızı iyi yapabiliyorsak... Ambarlarımızdaki buğdayların durumunu hakkıyla tartabiliyorsak… Terazimizi doğru ve sağlam tutabiliyorsak, pekâlâ… Aksi takdirde sonumuz harap ki ne harap!

“Ne varlığa sevinirim, ne yokluğa yerinirim…” sözleriyle Allah aşkına râm olan Yunus’un gönül büyüklüğünü, fikir ve düşünce genişliğini görebiliyorsak, çok âlâ… Göremiyorsak, ahvâlimiz yine harap!..

Bitmedi…

Sivrisinek sesine mikrofon bağlayarak gerçekleri gizlemeye çalışanları görebiliyorsak…

Ya da Süleyman Nazif’in Gizli Figanlar’ında “Vatanın her velvele-i sukutuna vicdanım bir feryat ile cevap verdi” diyerek hakikatleri haykırabiliyorsak…

Dilsiz şeytan olmaktan da kurtulduk demektir!

***

Madem 24 Haziran’a ekonomiyi iyileştirmek maksadıyla geldik…  25 Haziran’da yapılacak ilk iş, öncelikle dış kaynak sorununu esaslı bir şekilde çözmek olmalı…

Görünen köy kılavuz istemez ama, kaynak bulmada bugün için dört yol var…

Ya, yüksek borçlanmalar göz önüne alınarak para politikalarıyla sıcak para akışı sağlanacak… Ya, hata – noksan da olsa, büyük çaplı paralar ülkeye getirilecek ki dünyada artık böyle bir para kalmıyor… Ya yapısal reformlara geçilecek… Ya da faize dayanmayan modeller ekonomiye hakim kılınacak…

Tabi, “Şimdi acilen para lazım, ne yapacağız?” diyenler oldukça fazla… İş Merkez Bankası’na bırakılırsa kestirmeden ve kısa zamanda para gelir… Fakat yine “aynı tas, aynı hamam”la yola devam etmeye mecbur kalırız…

***

İkinci yol olarak saydığım hata-noksana dayalı para girişini bir kenara bırakarak, üçüncü yolda biraz durmak istiyorum… Bu yol uzun vadeli ve meşakkatli… Yani yol dikenli, acı reçetelerle dolu… Anlayacağınız, özellikle siyasetçi, bürokrat, işadamı ve aracıların pek yürümek istemediği bir yol… Ancak başarılabilirse ekonomi tekeri sağlıklı bir şekilde dönebilir…

Peki, bu yolda neler yapılabilir? Özetle anlatayım…

Önce sıcak para yani portföy yatırımlarının ülkede uzun süre kalmasını sağlayacak ortamlar oluşturmak… Volatiliteden uzak piyasalar, düşük enflasyon, kaldırılabilir borçlanma ve cari açık gibi… Ve Merkez Bankası’na müdahale etmemek…

Başka… Ekonomide kayıt dışı oranlarını azaltmak… Gelirleri yükseltirken tasarrufa azami önem vermek… Yani kemer sıkmalar… Ticaret hukuku, borçlar hukuku, kambiyo, gümrükler gibi alanlarda reformlar yaparak kamuya gelir sağlayıcı her alanı kaçak vermeden kontrol etmek…

Beraberinde… İş, emek piyasasını eğitim - üretim bazlı yeniden düzenlemek… Nitelikli üretimi desteklemek… Ülkede üretilebilecek hiçbir ürünü ithal etmemek. İthal kaynaklı döviz çıkışlarına müeyyideler getirmek… Sanayi, tarım ve turizmde enflasyon ve cari açık yapmayan yüksek kapasiteli uygulamaları ekonomi ile buluşturmak. Tüketimle büyüme yerine üretimle büyüme politikalarını geliştirmek.

Dördüncü yol ise, daha önceki yazılarımda da bahsettiğim üzere, üretimi ön plana alan faize dayanmayan, faizsiz işlemleri rafa kaldıran yatırım, kalkınma ve katılım finans sistemini yürürlüğe koymak… Yani milli ekonomi sistemini tesis etmek. Buna da zannediyorum referandum gerekebilir…

Yüce kitabımız Kur’an-ı Kerim’de Nahl: 112 ve Sebe: 17 ayetleri, insanoğlunun nankörlüğünden bahsederek, iktisadi ve sosyal hayatta güven ortamının bozulması gibi dünyevî sıkıntılara sebep olan önemli bir hususu ikaz niteliğinde bizlere aktarıyor…

Yine İnsan Suresi 3’üncü ayet-i kerimede de “Şüphesiz biz insana doğru yolu gösterdik. Artık o isterse şükreden olur, isterse nankör” buyruluyor…

Son söz… Birçok yolun arasından doğru yol gösterilmiş… “İster şükret, kabul et… İsterse inkâr et!”

 

Sedat Yılmaz Diğer Yazıları

Hepsini Görüntüle