--°--:--
  • İMSAK--:--
  • GÜNEŞ--:--
  • ÖĞLE--:--
  • İKİNDİ--:--
  • AKŞAM--:--
  • YATSI--:--
  • --,--
  • --,--
  • --,--
Son Dakika
Köşe Yazısı

Bu yayıncıya “el-insaf” demek bile hafif kalır!

Sedat Yılmaz
Sedat Yılmaz

Ş

u memleket, şu millet, şu ümmet neler gördü, neler!..

Hasan Sabbah’lar, Şeyh Bedreddinler…

Jön Türkler, İttihat Terakkiciler…

Marksistler, Maocular, Stalinciler…

Asalacılar, PKK’lılar, DHKP-C’ciler...

Müslüm Gündüzcüler, Ali Kalkancılar…

Masonlar, Lionsçular, Neoconcular...

Pensilvanya merkezli FETÖ’cüler…

Yine İslam dünyasında gizli gizli yuvalanan ve özellikle gençler üzerinde baskı kurmaya çalışan  deistler... Deistler, tüm dinleri reddederek uydurdukları tek tanrı inancını yaymaya çalışıyor...

Bunlar hemen hatırladıklarım...

Belki bunun 100 misli daha var...

Oncular, buncular, şuncular...

Tek millet, tek bayrak, tek vatan ve tek devlet diyemeyenler...

Gelmiş, geçmiş ve yok olacaklarını bile bile varlığını hâlâ sürdürmeye uğraşan şer odakları... Şu milletin, şu vatanın ne kadar da düşmanı varmış! Ne kadar da haini çokmuş!

***

Bunların vatanını, milletini, dinini, imanını, namusunu ne uğruna sattıklarını, kaç paraya sattıklarını, niçin sattıklarını bilen var mı?

Elbette var... Bir hiç uğruna!... Yani yokluğa, daha doğrusu gelip geçici olan dünyaya... Makam, mevki, para, şöhret ve şehvete... Hak gözünde kuruş kıymeti olmayan değersizliğe... 

Kalp mühürlü ise ne yapılabilir ki?

***

Kıymetli yazarımız Ağabeyimiz Yavuz Bahadıroğlu da geçen yazısında Sultan Abdülaziz döneminin ünlü diplomatı, hariciyecisi Keçecizade Fuat Paşa’nın ağzından devrin şer odaklarından bahsetmişti...

Ve o dönemde Osmanlı’yı hafife alan Napolyon’a karşı Keçecizade Fuat Paşa’nın ünlü sözünü yazısının satırları arasına şöyle almıştı:

“Haşmetmeab, siz, bendenize, başka bir devlet gösterebilir misiniz ki, üç yüz senedir, siz (yani dış devletler) dışarıdan, biz (yani hainler) içeriden devamlı tahribine direnebilmiş olsun! Evet, üç yüz senedir, siz dışarıdan, biz içeriden, Osmanlı’yı yıkamadık!”

Ardından eklemişti:

“Dışarıdaki oyun kuruculara da, içerideki işbirlikçilerine de duyurulur...”

Yine kıymetli genç yazarımız Halil Kışlacık da son makalesinde bu şer mihrakları kasdederek Türkiye’de oynanan “vatan haini nasıl yetiştirilir” senaryosunun ipuçlarıyla birlikte sonuçlarını bir bir aktarmış, yazısına da, “Bize militan yetiştirmeyen eğitim sistemi çağdışıdır!..” başlığını atmış, eğitim sistemindeki zihin ve sistem karışıklığını önümüze sermişti...

Maalesef ki maalesef... 

Maaş vererek, besleyerek; boynumuzda yılan, koynumuzda, evimizde ocağımızda hain yetiştiriyoruz! Tabi, bunca saydığım şer odaklar boşuna sokağa salınmadı!. 

Kim ne derse desin, durum bu!

***

İnanın daha yazmak istediğim konuya giremedim... Bu sarfettiğim cümleler yazımın sadece girizgâhı...

Özele geliyorum...

Şöyle ki: Türkiye’nin az da olsa yerli, kendine has uluslararası markaları var...

THY, Turkcell, Ülker, Vestel, BİM, Türk Telekom, Arçelik, Erdemir, Temsa, Ağaoğlu, Şişecam, Kardemir ve diğerleri...

Bu markalar bizim dünyaya açılan yüzlerimiz... Keşke daha fazla olsa, 10’larca değil de 100’lerce sayabilsek... 

En azından dünya klasmanında ülkemizi en az 50 markamızla  temsil edebilsek... Tabi marka sayımızı artırırken de mevcut markalarımızı korumak, kollamak, zarar görmesine engel olmak, yayınlarla desteklemek, zararlı yayınlara karşı onları savunmak, daha iyi yönetilmesi için çaba sarfetmek gerekir, diye düşünüyorum.

Eleştirelim, eleştirelim de, işi de dozunda bırakalım, diyorum...

Bu milli bir dava...

Bu milli bir mes’ele...

Mevzubahis vatansa, milletse, din ise, iman ise gerisi teferruat değil mi?

Peki o zaman  bizdeki Türkiye düşmanlığını, milletimizi, insanlarımızı beğenmemezliği, örf, adet, milli ve dini hayata hor bakışı, Türk değerlerine, Türk ürünlerine, Türkiye gerçeklerine ve yönetimine haince tavrı nasıl yorumlayacağız?

Dedim ya, ülke hain kaynıyor...

***

Konuyla ilgili bir örnek vereyim...

Halka açık ünlü markalarımızdan biri FETÖ, PKK, bilmem ne beladan sonra olmadık badireler atlatmış, tabi ki zararlar etmiş... 

Olur mu, olur...

Darbe girişimi ve terör olaylarının tırmandırılması da dahil bu esef verici hain kalkışmalardan  hangi firma, şirket zarar görmedi ki!..

Neyse ünlü markaya gelelim...

2016 yılında bütün olumsuzluklara rağmen, yatırımlar yapan bu marka yeni yeni toparlanmaya başlamış... Nihayetinde bu yıl ikinci çeyrek bilançosunda kâra geçtiğini açıklamış... 

Ne kadar sevindirici bir haber...

Ama, neye, nereye, kime hizmet ettiği belli olmayan bir yayın organı kalkmış, KAP’a kâr ettiği açıklandığı halde markanın zarar ettiğini yazmaya eli titrememiş... 

O zaman, bu mangalda kül bırakmayan yayın organına “el-insaf” demek lazım değil mi?

Hayır hayır, bu yayıncıya “el-insaf” demek bile hafif kalır!

Markadaki birçok gelişmeye vakıf olmadığı halde bilançoları ters – tepetaklak okumayı ve gerçek sandığı bulguları haberlerle kamuoyuna duyurmayı maharet saymak hangi vicdanla nasıl ifade edilebilir bilemiyorum!.

Bu yayın organı fitneleriyle Türkiye’ye, Türkiye varlıklarına, Türkiye hakikatlerine olan düşmanlığını bir açıklasa da biz de ona göre bir tavır alsak, hareket etsek!. Ona göre yazsak!..

 

Sedat Yılmaz Diğer Yazıları

Hepsini Görüntüle