Bu denizlere açılanlar krizlere hazır olsun!
Türkiyemiz, bugün itibariyle serbest piyasa ekonomisi denizine açılmış bir gemi...
Yaklaşık kırk yıldır bu sularda ine çıka yol almaya çalışıyor.
Geriye bakıldığında kara, belli belirsiz silüetini iyice kaybetmeye yüz tutmuş. Belki de bir müddet sonra kara hiç görünmeyecek...
O gemi, gök kubbenin altında uçsuz bucaksız ummanda gece yıldızlar, gündüz rüzgârlar ile ilerlerken sakin bir ortamın yanı sıra çoğu zaman da yüksek dalgalar, fırtınalar, tehditler ve tehlikelere maruz kalmıyor değil!
Bugün için deniz olarak benzetmeye çalıştığım serbest piyasa ekonomisi dediğimiz şey, aslında kapitalizmin görünen ekonomideki keskin dişleri... Yani madalyonun diğer yüzü...
Şayet o gemi bahsettiğimiz engin denizlerde rotasını kaybetmeden direnebilirse belki hedefine varabilir. Rotasını kaybedip kendini tamamen denizin insafına bırakırsa o zaman vay haline!
Ekonomi literatüründe hep geçer:
Kapitalizmin ruhu krizlerdir...
Kimini her 5 senede, kimini 10 senede vurur...
Bu meret, gelişmiş, gelişen ülke demez, ama bir gün hedefini bulur ve mutlaka vurur!
Bünyen sağlam ise, aşılarını zamanında yaptırmışsan, bağışıklığın yüksekse belki teğet geçer...
Ama krizler tarihine baktığımızda siyasi veya ekonomik etkilenmeyen bir ülke görmek son derece zor... Çünkü yok!
KRİZLERLE NE PARALAR CUKKALANDI!
Kriz, aslında servet transferinin diğer bir adı...
Ekonomi ilmi böyle diyor... İtirazı olan buyursun... Cevap köşemiz her zaman açık!
Daha açık anlatayım...
Kapitalizm denizine giren krizlere hazır olsun arkadaş!
İşte Büyük Bunalım denilen 1929 Krizi...
1973 Küresel Petrol Krizi...
Global Kriz adı verilen 2008 bunalımı... Ki hâlâ etkilerini yaşıyoruz...
Bu olaylar dünyanın özellikle gelişmiş ülkelerin kapitalizm denizinde yaşadığı büyük buhranlar... Ciddi sıkıntılar... Tamamen Batı mahsulü... Soyguna dayalı...
Bu krizlerle ne servetler yabancı kasalara transfer edildi! Kimler ne paralar kazandı! Ne mallar cukkalandı! Bir gecede ceplerdeki ne servetler, ne mallar buhar olup, uçup gitti! İnsanlar uyurken soyuldu!
Bunlar yazılsa, yazılabilse ciltlerce roman olur!
Eee, bunun adı kapitalizm! Vahşi Batı’nın karakteristik özelliği...
Sever, soyar, sever, soyar ardından yine sever... Sonra gözünün yaşına bakmadan bir daha soyar!
KAPİTALİZM SARS HASTALIĞINDAN BETER!
Tabi gelişmiş ülkeleri etkileyen bu krizler elbette bizim gibi gelişmekte olan ülkeleri de derinden sarsıyor...
Hani 2003 yıllarında SARS diye bir hastalık uydurulmuştu veya üretilmişti ya! İşte bu kapitalizm krizleri ondan yani SARS’tan daha beter!
Bırakın, Rusya’yı, Çin’i, Brezilya’yı, Arjantin’i, Güney Afrika’yı; Türkiye’miz bile dünya krizlerle daraldığında nefes alamaz hale geldi!
Ülkemizin 1929 Bunalımı’na bağlı 1930’larda yaşadığı ekonomik kriz dillere destandır. İnsanlarımız yiyecek ekmek bulamadı... Mısır somağını öğüterek ekmek yapmaya çalıştı... Bu kriz 1950 yıllarına kadar devam etti...
1973 Küresel Petrol Krizi ile oluşan ekonomik çalkantılar ve beraberindeki siyasi buhranların Türkiye’yi nasıl kasıp kavurduğunu herkes iyi bilir. Krizlere bağlı muhtıraları, darbeleri ise hiç saymıyorum...
2008 Küresel Krizi’nin de, 1980’lerin başında serbest piyasa ekonomisini tercih eden Türkiye’yi etkilemedi diyen yalan söyler!
Tüm iyileştirme çabalarına rağmen hâlâ 2008 krizinin olumsuz etkilerini yaşıyoruz... Gerçekler ortada...
Kitabın ortasından konuşmayı, yazmayı her zaman kendime prensip edinmişimdir! Hayat pahalı! Esnaf dertli! Geçim zor! Asgari ücretin 1400 lira olduğu Türkiye’de bugün 4 kişilik bir ailenin yoksulluk sınırının 5 bin 106 liraya, açlık sınırının 1544 liraya yükselmesinin neyin ifadesi olduğunu anlatmaya bilmem gerek var mı?


