Böyle “kerrake”ye iyi bir model şart!
Türkiye’nin küresel ticaret savaşlarından etkilenmemesinin en kestirme yolu belli… “Gümrük Birliği’ni revize için müzakereleri başlat”, “Serbest ticaret anlaşmalarını (STA) tamamla” ve “STA’ları dünyanın en ücra ülkelerine kadar taşı”…
Fakat bunlar sadece dış ticaretin anahtarları… Dış ticarette etkin bir ülke olmanın formülü ve modeli ise; yerli sanayi, yerli tarım ve yerli üretime dayalı mal ve hizmette kalite ve çeşitliliği ön plana alan bir ihracat modeli ve zorunluluk hariç ülkede üretilebilen hiçbir malı ithal etmemek…
Söz konusu çözüm önerimizi dünkü yazımızda da, ABD ile son olarak yaşadığımız “Papaz krizi” vesilesiyle gündeme taşımıştık. Hakim güçlerin baskısı altında dünyada ticaret yapmanın güçlüğü elbette var. Fakat ekonomide de her şeye rağmen “zorlukları nasıl aştığımızı” cümle âleme göstermemiz lâzım!
Bugünkü mevzuumuzda “Türkiye ihracatla büyüyebilir mi?” sorusuna cevaplar aramaya çalışacağız… Ekonomik İşbirliği ve Kalkınma Örgütü (OECD) ülkemizle ilgili yeni “Türkiye 2018 Anketi” adlı bir rapor yayımladı.
Raporun tavsiyeler kısmında OECD, Türkiye’nin bundan sonra yapması gerekenleri sıralıyor. Teşkilat, raporunda, Türkiye’nin 15 Temmuz 2016 yılındaki darbe girişiminden itibaren ekonomide genişlemeci bir modelle büyümeyi ön plana aldığı ancak söz konusu genişlemeci politikaların enflasyon ve borçlanmaları artırdığına vurgu yapıyor.
***
Raporda, Merkez Bankası (TCMB) kredibilitesinin yeniden sağlanması ve ekonomideki otoritenin enflasyon hedefine ulaşmayı planlayan bir söylemle hareket etmesi, tavsiyelerine yer veren OECD, ekonominin yeniden rayına oturtulmasıve sosyal iyileştirmelerin yapılabilmesi için “iş piyasasının modernizasyonu” gereğine parmak basıyor ve Türkiye’nin tüketimle büyüme yerine ihracat odaklı büyüme modeline geçmesini öneriyor.
Elbette dış ticarette fazla vererek büyümek en sağlıklısı… Bugünkü dış ticaret verilerini önümüze koyduğumuzda OECD’nin tavsiyesini yerine getirebilmek belki yıllara yayılacak bir süreç… İhracatta henüz kilogram başı 1,5 dolara ulaşamamış ve 2023 yılı ihracat hedefi 500 milyar dolar olmasına karşılık bugün 170 milyar dolar seviyesinde gezinen ihracatın, tam anlamıyla büyümeye net katkı vermesi; kısa vadede tabi ki beklenemez.
Orta ve uzun vadede başta yapısal reformlar olmak üzere yapılacak fazlaca iş var. OECD de raporunda “iş piyasasının modernizasyonu”ndan bahsediyor. Demek ki biz daha üretim safhasında eksik ve açıklarımızı kapatamamışız ki, büyük dış açık verdiğimiz ülkelere karşı dış ticarette istenilen seviyeyi yakalayamamışız.
***
2018 yılının ilk yarısını tamamladık… Dış ticaret rakamlarımıza baktığımızda, Haziran itibariyle ihracatın ithalatı karşılama oranı yüzde 70,2… Yani mevcut ihracatla ithalatın ancak yüzde 70’ini karşılayabiliyoruz… Kaba hesapla ilk 6 ayda ihracatımız 82 milyar dolar, ithalatımız 117 milyar dolar… İlk altı ayda verdiğimiz dış açık 35 milyar dolar… Yılsonu bu rakamlar tahminen iki misli olacak.
Yıllardır rekor kıran otomotivde ilk 6 ayda 13,8 milyar dolarlık bir ihracat söz konusu. Ancak tamamına yakını yabancı sermaye olan otomotivdeki ihracatın ne kadarı bize ait, orasını siz hesap edin!
2017 yılında 157 milyar dolar ihracata karşılık 233,7 milyar dolarlık ithalat yapmışız. Dış ticaret açığımız 76,7 milyar dolar olmuş. Aynı yıl 15 milyar dolarla en fazla Almanya’ya ihracat yapmışız. Bu ihracatın 5 milyar doları otomotiv… Yine ikinci sıradaki İngiltere’ye 9,6 milyar dolar ihracat yapmışız. Burada da otomotivin payı 2,5 milyar dolar… Üçüncü sırada ihracat gerçekleştirdiğimiz Birleşik Arap Emirlikleri’ne (BAE) 9,1 milyar dolar ihracatımız var. Bu ihracatın 6,7 milyar doları kıymetli metal, mücevherden oluşuyor…
***
Gelelim en fazla ithalat yaptığımız ülkelere…
Geçen yıl 23,3 milyar dolarla Türkiye’nin en fazla ithalat yaptığı ülke Çin. Bu ülkeden ithalat son 10 yılda yüzde 50 artmış... Mesela Çin’den 2018 Haziran’da 1,8 milyar dolarlık ithalat yapmışız. Çin’e gerçekleştirdiğimiz ihracat 100 milyon dolarla ifade ediliyor… Bir gerçek var, Çin’e yıllık yüzde 30’a yakın dış ticaret açığı veriyoruz.
2017 yılında birçok “ıvır-zıvır”ın yanında Çin’den en fazla metal, makine ve elektronik eşya almışız. Bu malların toplam rakamı 11,1 milyar dolar. Sadece akıllı telefon ithalatının artış oranı da yüzde 75. Çin’den ithalatı yapılan diğer ıvır-zıvır malların tutarı 12 milyar dolar. İthalatın dökümünü yapsak ağzınız açık kalır! Bir okuyucumuzun dediği gibi BRICS ülkelerine yönelik dış ticaret açığımız da Çin’den farklı değil.
Almanya’dan ithalatımız 21,3 milyar dolar. Mevcut ithalatın 9,4 milyar doları otomotiv. Alman arabalarını çok seviyoruz! Bu ülkeye karşı verdiğimiz dış açık geçen yıl 6,2 milyar dolar oldu. Almanya açığımız yüzde 7. Diğer yandan Rusya ise ithalatımızda 3’üncü sırada. Rusya’dan 19,5 milyar dolar değerinde ithalat gerçekleştirmişiz… Sadece doğalgaza 11,4 milyar dolar ödemişiz. Rusya’ya karşı verdiğimiz dış açık yüzde 25.
Dolayısıyla 2017’de ithalat sıralamasında ilk üçü oluşturan Çin, Almanya ve Rusya’nın toplam ithalat içerisindeki payı yüzde 27,4…
Böyle bir manzarada elbette kurdaki yükselişlerin olumsuz etkisi de var…
Ama neticede, maalesef “dış ticaretin kerrakesi” böyle!


