--°--:--
  • İMSAK--:--
  • GÜNEŞ--:--
  • ÖĞLE--:--
  • İKİNDİ--:--
  • AKŞAM--:--
  • YATSI--:--
  • --,--
  • --,--
  • --,--
Son Dakika
Köşe Yazısı

Bankalar tüketimi mi destekliyor üretimi mi?

Sedat Yılmaz
Sedat Yılmaz

Türkiye’de bankacılığa karşı iyi yaklaşımlar olsa bile, çekinceli duruşlar daha yüksek seviyede. İnsanlar mecburen veya kerhen bankalarla çalışmak zorunda bırakılmış!

Ülkemizde 79 milyon banka hesabında yaklaşık 1,5 trilyon lira mevduat bulunuyor. Aynı hesaplar içinde 544 bin kişi 260 milyar liraya, milyonerler sınıfında dediğimiz yaklaşık 130 bin kişi de 836 milyar liraya sahip.

Sakın ha, yüksek meblağlar hariç, insanların tasarruf maksadıyla hesap açtırdığını zannetmeyin! Hesapların birçoğu tüketime dayalı bireysel bankacılıkta kayıtlı.

79 milyon banka hesabı, aslında Türk insanının bankalara olan soğuk duruşunu sergiliyor.

Yatırım kredilerini bir kenara koyarsak, yeme – içme, çarşı – pazar, elektrik, su, doğalgaz, giyim, eşya satın alma gibi ihtiyaçlara karşı, gelirlerin yetersizliğinden veya dengesiz harcamalardan dolayı krediler alınıyor, kredi kartları kullanılıyor… Doğal olarak karşılığında borçların ödenmesi için bankalarla işbirliği gereksinimi hasıl oluyor… Yani ihtiyaçlar, bankalarla çalışmayı zorunlu hale getiriyor!

BU KADAR BANKA HESABI ÇOK AZ DEĞİL Mİ?

Büyümelerin tüketim ağırlıklı olduğu Türkiye’de bu kadar banka hesabı, olması gerekenin çok altında. Diyeceğim o ki, 81 milyon nüfuslu Türkiye’de 79 milyon banka hesabı oldukça düşük olduğu gibi tasarruflar da yerinde sayıyor… Banka hesapları en az iki katı, yani 160 milyondan aşağı olmaması gerekirdi. Çünkü sadece ülkede mobil telefon kullanan abone sayısı 76 milyon.

Gayri safi milli hasılası 3 trilyon lirayı aşan, yaklaşık 150 milyar dolar altın, belki de bir bu kadar döviz cinsinden bir serveti yastık altında tutan Türkiye’de mevduat yatırma açısından bankalara niçin ilgi az? Asıl bunu sorgulamak lazım!

Geleneksel bankaların ağırlıkta olduğu sistemde, ticarisi, bireyselcisi, yatırımcısı, katılımcısı var ama mudi sayısı ve mevduat miktarı istenilen düzeyde değil! İdari otoritenin en çok şikâyet ettiği nokta da burası zaten… Memlekette biriktirme, biriktirebilme zayıf… Türkiye’de bilinen tasarruflar yüzde 15 oranlarına takılmış, duruyor! İnsanlar bankalara gidip para yatıramıyor… Bankaları sadece tüketim aracı olarak görüyor!

Anlattıklarımın kısa özeti bu!

İNSANLAR BANKALARDAN NİYE KAÇIYOR?

O halde insanlar bankalara niçin ilgi göstermiyor?

Öncelikle halkın çoğunluğu dişinden tırnağından artırdığıyla ancak geçinebiliyor. Gelirini ihtiyaçlarına yetiştiremiyor... Bankaya gidenler de kredi veya kredi kartlarıyla borçlanıyor, borcunu ileriki aylara yayarak hayatını sürdürmeye çalışıyor… Bankaların üretime ve tüketime kullandırdığı kredi miktarlarına bakıldığında manzara ortaya çıkıyor. Faizlerdeki yüksekliğin bir nedeni de bankaların kullandırdığı krediler değil mi?..

İkincisi, finansal sistem içindeki birikimlere uygulanan vergiler... Söz konusu vergiler, ekonomideki sorunlara paralel yeni vergilere veya oransal büyüklüklere sebep olabiliyor. Dolayısıyla sistem içine çekilmek için uygulanan altın tahvili gibi enstrümanlara rağmen yastık altı, halk tarafından hâlâ en çok tercih edilen birikim modeli oluyor.

Üçüncüsü, küresel finansal piyasalar üzerindeki baskılar, dünya ekonomisinde genele yayılırken beklentiler de bozuluyor. Bozulan beklentiler ise ekonomileri hızlı para trafiğinde günü kurtarma seçeneklerine kaydırıyor…

İşte bankaların bu konjonktürde mevduat toplama, kredi kullanma ve kullandırmada kendilerini insani çerçevede check etmeleri gerekiyor! Dolayısıyla insanlar, bankalardan insani yaklaşım göremiyor…

GÖLGE BANKACILIK İŞLEMLERİ YAYGINLAŞIYOR

Başka bir tehlike daha var… Mevduat toplamada zorluklar yaşayan global sistem, maalesef gölge bankacılığa sıcak bakmıyor, diyemiyoruz. Büyüme konusunda zorlanan gelişmiş veya gelişen ülke ekonomileri, bugün 80 trilyon dolar büyüklüğe ulaşan gölge bankacılığı girdabına doğru kayıyor…

Gölge bankacılık 15 trilyon dolarla ABD’nin elinde. İkinci sırada 4,7 trilyon dolarla İngiltere yer alıyor… Üçüncü sırada da ABD’nin ticaretine kota koyduğu Çin var… Yani büyükler çalıyor, küçükler oynuyor!

Peki, gölge bankacılıkta hangi enstrümanlar var, ona bakalım… Para piyasası fonları, emeklilik ve büyük ölçekli hedge fonları, kurumsal yatırımcıların ve finans kurumlarının birbiriyle ilişkisinden doğan ilişkiler…

Gölge bankacılıkta ana kaynak repo piyasası, risk payı yani bilanço dışı işlemler… Özellikle kırılgan ekonomiler risklere karşı hazır olmalı, diyorum.

Dolayısıyla halk böyle ortamlarda bankaların insafına da güvenemiyor!

İSLAMİ BANKACILIK, PARADAN PARA KAZANMAZ

Halkın bankalardan uzak durmasının diğer sebebi de, “Finans kurumlarının, Müslüman mahallesinde salyangoz satması”… Bugün aklı başında hiçbir Müslüman, faizli müesseselerle para – sermaye ilişkisine girmez! Çünkü İslami finansın bir şubesi olan İslami bankacılık, bahsettiğim konvansiyonel veya geleneksel bankalar gibi paradan para kazanma üzerine çalışmaz. Sermaye direkt üretime yatırılır. Üretimden gelen kâr, sermayedarlar arasında paylaşılır. Finansman desteği; kâr – zarar ortaklığı, leasing, mal karşılığı vesaik alım – satımı şeklinde gerçekleştirilir.

Türkiye’de İslami bankacılıkta yüksek bir potansiyel olmasına karşılık, destek ve teşviklerin daha çok dünyada yaygınlığı olan geleneksel bankacılık üzerinde yoğunlaşması, diğer taraftan katılım bankacılığının henüz günün ihtiyaçlarına cevap verememesi, “sukuk” ve “sigorta” gibi konular başta olmak üzere katılım sektörünün kendini tam olarak ifade edememesi, kâr payı ve faiz ile ilgili zihinlerdeki istifhamların giderilememesi halkı yüzde 5 büyüklüğe sahip katılım bankacılığından uzak tutuyor…

Ezcümle, tercihler paradan para kazanma değil, üretimden kazanan ve kazandıran bir finans sisteminden yana... 

 

Sedat Yılmaz Diğer Yazıları

Hepsini Görüntüle