Balıkçılıkta başarı hikâyesi yazmak zorundayız!
Dünya gıda kaynakları, yüksek sanayi ve teknolojilere rağmen giderek azalıyor. Tohumlarıyla oynanan GDO’lu ürünler dâhi ihtiyaçlara cevap veremez halde. Bilhassa insanlar gıdaya ulaşmada başta artan fiyatlar sebebiyle büyük sıkıntılar yaşıyor. İnsanlığın gıdada geleceğini denizlerde araması boşuna değil. Ancak gıdaya ulaşırken çevre de ihmal edilmeyecek kadar mühim!
Dünya nüfusunun 2040 yılında 11 milyara ulaşacağı düşünüldüğünde potansiyeli olan ülkeler, özellikle su ürünleriyle ilgili ciddi çalışmalar yapıyor. Zirâ dünyada su ürünleri tüketimi giderek öne çıkıyor… Küresel üretim hâlen yıllık 200 milyon ton civarında… Dolayısıyla Gıda ve Tarım Teşkilatı (FAO) verilerine göre, gelecek 20 yıl içinde küresel su ürünü üretimi ikiye katlanmalı ki, insanların artan gıda ihtiyacı karşılanabilsin…
Bir gerçek daha var… İnsanlık, gıda kaynaklarını tasarruflu kullanmak zorunda. Ürün elde ederken deniz, göl ve akarsulardaki su ürünleri potansiyeli de korunmalı. Kuzey Doğu Atlantik Balıkçılık Komisyonu tarafından 13-16 Kasım 2018 tarihleri arasında Londra’da gerçekleştirilen yıllık toplantıda küresel balıkçılıkla ilgili alınan kararlar hakikaten kayda değer. Bilhassa balık neslinin korunmasına ve denizlerdeki balık hareketiyle ilgili anlık raporların değerlendirilmek üzere komisyona ulaştırılmasına dâir yapılan sözleşme, dikkatlerden kaçmıyor.
***
Tabii önemli olan Türkiye’nin su ürünlerinde bulunduğu yer… Hâlen ülkemiz iç su kaynakları ve denizleriyle yaklaşık 25 milyon hektarla kapsamlı bir alana sahip…
Önemli bir ayrıntı vereyim… Her şeyden önce 8 bin 333 kilometrelik bir kıyı uzunluğumuz var. Su ürünlerimiz yüzde 65 avcılık ve yüzde 35 yetiştiricilik yoluyla sağlanıyor. 200 kadar doğal gölümüz, 300’ü aşkın baraj gölümüz, 33 büyük akarsuyumuz ve 750 kadar göletimiz denizlerimizin yanında su ürünleri üretimine destek veriyor. Hâlen ülkemiz yıllık 750 bin tonluk su ürünleri üretimiyle dünya sıralamasındaki yerini yukarı yönlü yükseltiyor.
Fakat, ülkemizde stoklar üzerindeki av baskısının azaltılması ve su ürünleri avcılığında sürdürülebilirliğin sağlanması maksadıyla 15 yıldır avcılık faaliyetinde bulunmak isteyen yeni gemilere ruhsat verilmiyor. Meselâ avcılık yapan 10 metre ve üzerinde boy uzunluğuna sahip 1011 balıkçı teknesi son 5 yıl içinde bakanlık tarafından faaliyetten men edildi.
Bugün ruhsatı bulunan 18 bin balıkçı gemisinden 15 bin 680’i denizlerde avcılık yapıyor. Bunların yüzde 90’a yakını boyu 10 metreden küçük tekneler. Binâenaleyh su ürünleri üretiminde dünyada 30’uncu sıradayız. Avrupa Birliği ülkeleri arasında ise ilk 5’teyiz.
***
Yeniden üretime dönersek, Türkiye’nin bu minvalde avcılık yoluyla üretimi artırma imkânı yok gibi. Akdeniz’den Karadeniz’e geçişte deniz ürünü adedinde azalma, buna karşılık popülasyon oranında artış gözleniyor. Tabii ki denizlerimizin farklı özellikler taşıması avcılık ve yetiştiricilik faaliyetlerini de etkiliyor. Ancak ülkemizin 2014 yılında Avrupa Birliği tarafından belirlenen Ortak Balıkçılık Politikası çerçevesinde balık üretiminin artırılması gayesiyle 2020 yılına kadar bir fonu devreye aldığı da biliniyor.
Su ürünleri yetiştiriciliğimiz ise daha plânlı. Yüzde 40’ı iç sularda, yüzde 60’ı ise denizlerde gerçekleştiriliyor. Su ürünleri yetiştiriciliğinde 2 bin 400 işletme faaliyet gösteriyor. Yetiştiricilik alanında en fazla levrek, çipura ve alabalık üretimi yapılıyor. İç sularda üretimin yaklaşık tamamı alabalık şeklinde. 2017 yılı verilerine göre yetiştiricilikte toplam 300 bin ton su ürünü elde etmişiz.
1970 yılında başlayan ilk alabalık çiftliği ve 1985 yılından itibaren çipura ve levrek besiciliğiyle büyüyen balık üretiminde ilk ciddi yatırım Çeşme Ildır’da Pınar A.Ş.’ye âit…
Üzücü gerçek ise, dünyada su ürünleri tüketimi olarak çok gerilerdeyiz. Kişi başı balık tüketimimiz yıllık sadece 7 kilogram. Dünya ortalaması ise 15 kilogram. İzlanda 95 kilogramla dünyada en fazla balık tüketen ülke. İkinci sırada 52 kilogramla Norveç, 49 kilogram ile Japonya, 42 kilogramla İspanya, 19 kilogramla Yunanistan dikkat çekiyor.
***
İhracatta iyi noktada sayılırız... 155 ülkeye balık ve su ürünü satıyoruz. Su Ürünleri Sektör Kurulu Başkanı Ahmet Tuncay Sagun, bu yılın ilk 7 ayında 564 milyon dolarlık ihracat gerçekleştirdiklerini ve 2018’de 2017 yılsonu rakamı olan 852 milyon doları geçeceklerini ifade ediyor. Ama su ürünlerinde yaklaşık 300 milyon dolarlık ithalatımız olduğunu da unutmayalım.
Tabii su ürünleri yetiştiriciliğinde çevrenin korunması çok önemli. Özellikle denizlerdeki balık çiftçilikleri üretime ciddi katkı vermesinin yanında çevrecilik açısından dikkat edilmesi gereken ciddi bir aktivite. ÇED yönetmeliğini ihlâl etmeden yatırımların artırılması elbette istenen en haklı talep ve en doğrusu. Zirâ yatırımlar ÇED yönetmeliğiyle sâdece jeolojik değil kimya, biyoloji ve fiziksel oşinografi çerçevesinde inceleniyor. Maamafih mezkûr yönetmelik, denize balık çiftlikleri kurulması konusunda bölgenin habitat ile morfolojik haritasına ve akıntı rejimine bağlı sedimantasyonuna bakıyor.
Dünya gıdada giderek balığa ve su ürünlerine yönelirken biz boş oturamayız... Mutlaka bir şeyler yapılmalı! Türkiye’nin balıkçılıkta Bodrum merkezli örnek alınması gereken bir başarı hikâyesi var. Bu hikâyenin baş aktörleri Kılıç Holding ve yöneticileri Orhan Kılıç ile İhsan Bozan... Sadece hatırlatmak istedim.
Önemine binâen bu konuya devam edeceğiz...


