Artık para politikalarını sorgulama vakti geldi!
Türkiye’de döviz açığını azaltan sektörlere yönelik projeksiyonlarımıza devam ediyoruz… Mobilya sektörü gibi gayrimenkul sektörü de cari fazla veren sektörlerimiz arasında… İthalatı az, yerlilik oranı yüksek, kazancı çok.
Öncelikle “Malum piyasaların bugün gözü kulağı Merkez Bankası’nda”, diyerek söze başlama niyetindeyim… Oralarda zihinleri meşgul eden, “Yükselen kur ve faize karşı banka acaba nasıl bir müdahalede bulunacak? Ekonomide sıkılaştırma sürecek ama, sıkılaştırmanın mahiyeti ne olacak? Merkez Bankası’nın elini gören piyasa nasıl hareket edecek?” soruları kimleri ilgilendiriyor biliyorsunuz! Burayı fazla kurcalamayacağım!
Bu mutlu azınlığı bir kenara koyacağım ve şunu açıktan söyleyeceğim: Merkez Bankası’nın bu zamana kadar faizi artırması veya düşürmesi ekonomiye artı yönde hiçbir fayda sağlamadı. Yıllardır aynı… Enflasyon hedeflemeleri, fiyat istikrarı gayretleri havayı yumruklamaktan öteye geçemiyor… Para politikaları, reel sektörü, üretimi, üreticiyi desteklemiyor. Sadece birileri faizlerin gölgesinde zengin oluyor, ülke borçlanıyor… Manzara bu!
Görünen köy kılavuz istemez… Şayet mezkûr politikalar devam ederse, fert, işletme ve ülke bazında giderek daha fazla borçlanacağız… Üretim düşecek, işsizlik ve döviz açığı artacak… Beraberinde yüksek faiz ve enflasyon ortamında yaşamaya mahkûm olacağız…
Dolayısıyla reel sektöre yönelik çözüm üretici tedbirler şart! Hükümetlerin teşvik, destek ve sübvanseden ziyade yüksek faiz üreten, üreticinin nefesini kesen, üretimden caydıran politikalara son verilmesi lazım. Hele hele icra iflas ve borçlar alanındaki kanun, tüzük, uygulama, kararname gibi olumsuzlukları ortadan kaldırmadan, ekonomide iyileşmeyi beklemek iyimserlik olur! Bu konuya ileriki günlerde değineceğim…
•
Her neyse, uzun yıllar çeşitli gazetelerde editörlüğünü yaptığım gayrimenkul sektörüne günün önemine binaen köşemden küçük bir pencere açmak istiyorum...
Evet, geçen yıl Ekim ayında Erzurum’da, Aralık’ta da Antalya’da gerçekleştirilen “Gelişen Kentler Zirvesi” toplantıları sektöre umut olmadı değil. Erzurum’daki zirveye bizzat ben de katılmıştım. Antalya’daki zirveyi ise enformasyonla takip ettim. Erzurum’dan önce geriye doğru sırasıyla Balıkesir, Kayseri, Samsun, İzmir, Gaziantep, Konya ve Bursa’da yapılan zirveler sektörde topyekûn kalkınmanın bir ateşleyici fişeği niteliğindeydi. Yine bu ayın ortasında da İstanbul’da yapılan Gayrimenkul Zirvesi oldukça ilgi gördü. Tabi her ilin farklı bir hikâyesi var... Söz konusu hikâyelerin ekonomiye kazandırılması noktasında kamu – özel sektör işbirliğinin elbette önemi büyük!
Bahsettiğim zirvelerin hepsini Gayrimenkul ve Gayrimenkul Yatırım Ortaklığı Derneği (GYODER) düzenliyor. GYODER, kentler zirvesi ve gayrimenkul toplantılarıyla “Türkiye sadece büyük şehirlerden ibaret değil. Topyekûn bir büyümeye ihtiyaç var” mesajları vermeye çalışıyor.
Başta Başkan Feyzullah Yetgin, başkan yardımcıları Ersun Bayraktaroğlu, Neşecan Çekici ve Prof. Dr. Gürsel Öngören’den Allah razı olsun… Sektörün ülkeye katkısını daha üst seviyelere çıkarma noktasında her zaviyeyi deniyorlar… Kentler ve gayrimenkul zirveleri, kentsel dönüşüm toplantıları hep bu gayretlerin birer göstergesi… Bundan sonra da gayrimenkul ile ilgili büyük küçük etkinliklerin artarak süreceğini tahmin ediyorum.
Gayrimenkul elbette tek başına ekonomiyi ayağa kaldıramaz ama piyasada hareketliliği sağlar, istihdam konusunda işsizliğe gücü nispetinde çare olur. Diğer taraftan yabancıya yapılacak satışlar da döviz açığına katkı verir. Bilakis, orta gelir tuzağından kurtulmada gayrimenkul sektörü arabaya yakıt olabilir…
•
Nasıl mı, şöyle; Erzurum ve ardından Antalya’da gerçekleştirilen Gelişen Kentler zirvelerinin temel amacı, kamu kurumları ve yerel yönetimlerle gayrimenkul sektörünün işbirliğini artırarak ekonomiye reel destek vermek… Mesela Erzurum’a 3 saatlik uçuş mesafesinde çeşitli ülkelerde ekonomimize katkı verecek 300 milyon insan yaşıyor. Dolayısıyla bir kültür merkezi mesabesindeki Erzurum’un alt yapı ve yeniden imarının ekonomiye ne büyük katkılar vereceğini düşünebiliyor musunuz?
Hele Antalya… Türkiye’nin Akdeniz’e açılan kapısı… Yine ardından İzmir ve diğer şehirlerimiz… Turizmin, kültürün, üretimin merkezleri… Gayrimenkul sektörünün buralarda yapacağı o kadar çok iş var ki… İşte GYODER de böyle pırlanta niteliğindeki şehirleri toplantılarıyla ön plana çıkararak yatırımcılara çağrı üstüne çağrı yapıyor… “Gelin kentlerimizin taşını toprağını altına çevirelim…” diyor… Daha ne yapsın!
Faiz ve kur dalgalanmalarına, konjonktürel olumsuzluklara rağmen piyasa hâlâ canlı… İşte rakamlar… Sektör 2017 yılında 1 milyon 410 bin konut satışıyla dikkat çekmiş ve satışlar yüzde 5,1 oranında büyümüş… Bu yıl da satışta büyüme hedefi yüzde 5. En önemlisi geçen yıl yüzde 22 artış ve 22 bin 234 konut satışıyla yabancıda rekor kırılmış. Ülkeye 4,6 milyar dolar para girmiş… Konut-Der Başkanı Altan Elmas’a göre, 2018 yılı yabancıya konut satışı hedefi 10 milyar dolar… Demek ki yabancının Türkiye’ye ilgisi her şeye rağmen sürüyor.
Söyleyeceğim şu ki, gayrimenkul sektörü ekonomiye daha fazla katkı verme çabasında. Sektör vergilerin yanında adaletli, gerçekçi, halkı küstürmeyen, can yakmayan, çevreyi, tarihi ve kentsel dokuyu koruyan, silüetleri bozmayan, yaşanabilir ortamları ve akıllı, teknolojisi yüksek kentsel dönüşümleri hayata geçirecek ve ülkeye yabancı sermayeyi çekecek güçlü bir imar mevzuatı bekliyor.
Diğer yandan inşaat malzemecilerinin de içinde yer aldığı gayrimenkulcüler ekonomiye daha fazla katkı vermek için bilhassa başta Merkez Bankası ve hükümetten sektörün önünü tıkayan yüksek faizlere ve kura müdahale edecek sürdürülebilir politikalar istiyor…


