ABD’nin bitmeyen büyük Roma hülyası!
Önceki yazıma devamla tarihe küçük de olsa bir projeksiyon yapma niyetindeyim…
Hani, ABD öncülüğünde 1948 yılında Truman Doktrini ve Marshall Planı çerçevesinde oluşturulan Avrupa Ekonomik İşbirliği Örgütü (OEEC) ve devamında 1961 yılında Paris Sözleşmesi ile kurulan Ekonomik Kalkınma ve İşbirliği Teşkilatı’nın (OECD) da içinde olduğu, kapsamı genişletilen siyasî ve ekonomik yeni dünya düzeninden bahsetmiştim…
ABD’nin, 4 Temmuz 1776 tarihindeki kuruluşundan bu yana, 1453 yılında Osmanlı tarafından tamamen ortadan kaldırılan Roma İmparatorluğu’nu diriltme planları yaptığını kimse inkar edemez... Özellikle hülyasını gerçekleştirmek için 19 Yüzyıl’dan başlayarak hayata geçirdiği politikalarla, dünyadaki her krizi, her savaşı ve her türlü olumsuzluğu lehine çevirmede aktörlüğün âlâsını oynadığı bilinen bir gerçek…
***
Sözü 20. Yüzyıl’ın başlarına getireyim… ABD’nin hedefinde bu defa devrin büyük devletleri Osmanlı ve Avusturya - Macaristan imparatorlukları var.
Oyununu 1. Dünya Savaşı’nda Almanlar üzerine kuran ABD, ayrıca büyük harbin silah tedarikçisi... İlk etapta savaşın dışında yer aldı. İki türlü vaziyet planı yaptı. İlk hedefi, sağlayacağı silah desteğiyle ittifak ve itilaf devletlerini uzun süre savaştırmaktı. ABD, savaş ne kadar uzun sürerse silah satarak daha fazla para kazanacaktı.
Ancak Amerikan silah ikmali kesilmedikçe Almanların Britanya’ya karşı savaşı kazanamayacağını da iyi biliyordu. İlerleyen zamanda savaştaki öngörüsünde haklı çıktı. Dönemin Alman kralı II. Wilhelm, bir taraftan Fransa’yı boğarken, İngiltere’yi de kısa zamanda düşürmek için Atlantik üzerinden gelen ABD silah yardımını denizaltılarıyla kesme yolunu seçti.
Bunun üzerine silahların ele geçmesiyle Almanların savaşı kazanacağından endişelenen ABD, itilaf devletlerine sattığı silahların parasını alamayacağını düşündü… Silahların bugünkü para karşılığı 50 milyar doların üzerindeydi. ABD, Almanlar tarafından 1915 yılında Atlantik’te batırılan ünlü Amerikan gemisi Lucitania’yı bahane ederek Fransa ve İngiltere’nin yanında 1. Dünya Savaşı’na dahil oldu.
1. Dünya Savaşı’nın sonucu tam Amerika’nın istediği gibi oldu. Neticede bir desise ile Osmanlı’nın da katılmak zorunda kaldığı ittifak güçleri yenildi. Böylece ABD’nin Roma medeniyeti hayali yolunda en büyük engel olarak gördüğü Osmanlı ve Avusturya – Macaristan imparatorlukları tarihe karıştı.
***
Tabi Amerika durmadı… Derin hesaplarını 2. Dünya Savaşı ve sonrasında da sürdürdü. Savaş öncesi Avrupa ve Asya’da faşizmin ve diktatörlüğün zirve yaptığı dönemdi. Silah satışıyla 1. Dünya Savaşı’ndan büyük paralar kazanan ABD aslında bu durumu “Kendi lehime nasıl çevirebilirim” diye ince hesaplar yapıyordu. Silahlanma ve ekonomik büyümesiyle dikkat çeken Japonya’nın Nazi Almanyası’nın yanında yer alması ABD için bulunmaz bir fırsattı. Yok edilmek üzere önce Japonya tahrik edildi. Bunun üzerine 1941 yılında İngiltere’yi vurmaya giden Japon uçakları, yönlerini aniden Amerika’ya çevirerek ABD’ye saldırdı ve böylece ABD, 1. Dünya Savaşı’nda olduğu gibi istediği 2. Dünya Savaşı’na da katılmış oldu. ABD’nin Japonya’ya attığı atom bombası ise savaşın en korkunç yüzü olarak tarihe geçti.
1939 -1945 yılları arasında yapılan ve 35 milyon insanın hayatına mal olan 2. Dünya Savaşı sonunda ABD, İngiltere, Fransa, Rusya, Çin grubuna bağlı Müttefik devletler, Almanya, Japonya grubuna bağlı Mihver devletleri yendi. Barış anlaşmasının şartlarını görüşmek üzere 1945 yılında Potsdam Konferansı’na ABD Başkanı Harry Truman, SSCB’den Josef Stalin ve İngiltere Başbakanı Winston Churchill katıldı.
Savaş sonrasında ortada, siyasi ve ekonomik yönden zayıflamış bir Avrupa, tamamen yıkılmış bir Japonya, ne yapacağını bilemeyen bir SSCB ve Çin kalmıştı. ABD yine dünya için büyük yıkımdan kârlı çıkmış, Roma’ya giden yolda bir engeli daha kaldırmıştı.
Tabi Roma hülyasını sürekli cebinde taşıyan ABD asıl parsayı savaştan sonra toplayacaktı…
Önce iki büyük savaşın zengini olarak 2. Dünya Savaşı’nda yıkılan Avrupa ekonomilerini ayağa kaldırarak kendi pazarı hâline çevirdi. Ülkeler zenginleşti belki ama bir nevi ABD’nin mandası oldu. Sonra İngiltere’nin Ortadoğu’da boşalttığı bölgelere yerleşti ve enerji kaynaklarını kontrol etti. İsrail devletinin kurulmasını sağladı. Rusya, Çin gibi karşıt cephedeki ülkelere karşı, zenginleşen Avrupa ülkeleriyle savunma paktı oluşturarak yayılmacılığına meşruiyet kazandırdı.
Amerika’nın emelleri bitti mi? Elbette hayır… Dedim ya, son hedefi yeni büyük Roma İmparatorluğu…
Gelecek yazımızda ABD’nin Roma hülyasının günümüzdeki durumuna bakacağız…


