“Yaz Kur’an kursları okullarda yapılabilir mi?
Şimdi ben 10 yaşındaki oğluma, “oğlum bizim babalarımız Jandarma basar korkusu ile ahır ve samanlıklarda bin bir gizlilik içinde Kur’an öğrenebiliyorlarmış” desem..
Dahası “60 ihtilalinden sonra hayal mayel ben bile Kur’an’ın gizli öğretildiğini hatırlıyorum” desem, inanmaz (Bu dönemin bir numunesi ile ilgili “anekdotu” aşağıda bulacaksınız).
Hatta 28 Şubat’ta, sivil İslam düşmanlarının gammazlaması ile bunların apoletli uzantılarının baskısı sonucu “kukla siyasetçiler” tarafında şu an üniversite çağında olan ağabeylerine de lise 1’e kadar “Kur’an öğretiminin” yasaklandığını söylesem, ona da “olmaz öyle şey” diyeceğinden eminim.
Bugünleri gören çocuk öyle düşünmekte “Maalesef ki haklı”.
Ama bunları yaşayıp da unutanlara ne demeli?
Neylersin ki, “Hafıza-i beşer nisyan ile maluldür”.
Ne acıdır ki, babalarımızın bizlere unutturmadığı bu acı hatıraları, biz çocuklarımızda yaşatamadık ve her şeyi “tozpembe” gören, “şuursuz ve sorumsuz (!) bir gençlik” türettik.
Bugünlerde camilerimiz “cıvıl cıvıl” çocuklarla şenlendi.
Diyanet’in organize ettiği “Yaz Kur’an kursları”na rağbet her geçen yıl artarak devam ediyor.
Hocalarımıza, onlar istemese de (!) “Hocalar parayı sever (Biz akademisyenler de dâhil)” düsturundan hareketle, “ders ücreti” getirilerek, iş biraz daha ciddileşti.
Kalite de yükseldi.
Ancak, talep o denli büyüdü ki, Camiler artık bu yükü taşıyamaz hale geldi.
“Bir birinden beşer, onar metre aralıklarla kümelenmiş” şekilde yapılan öğretimlerden verim beklemek yanlıştır.
Zaten, öğreticilerimiz de velilerimiz de bu durumdan şikâyetçiler.
Bizim mahallede bu sorunun çözümüne yönelik yeni bir uygulama başlatıldı.
MEB İl müdürlüğü ile temas sonucu, Yaz Kur’an kursunu, caminin yanındaki okulda yapıyorlar.
Öğrenciler de öğreticiler de veliler de şimdilik gayet memnun.
Bu uygulamanın yayılarak devam edeceğini umuyorum.
Ayrıca yine MEB ile görüşülerek, okullara yaz kursu boyunca, bay/bayan beden eğitim ve rehberlik öğretmenleri de görevlendirilerek, çocukların kurs boyunca aralarda, “Muhterem hocalarımızın iman güçleri ile üretmeye çalıştıkları çakma oyunlar” yerine daha “bilimsel ve çocuklarca sevilebilir aktivitelere” yer verilmesi de sağlanabilir.
Çünkü bu yaşlarda, çocuklarımıza yönelik yapacağımız meşru dairedeki faaliyetleri, en az gayri meşruları kadar sevdirmek zorundayız.
Yoksa kendimizi kandırmaktan öteye gidemeyiz.
“Hayırlı işlerin çok muzır mânileri olur (Bediüzzaman)” kabilinden, bu işe en başta belki de “Diyanet’in içinden” bile karşı çıkanlar olabilir.
Tıpkı yıllar önce, (Belli yaşın üzerindekiler istisna), “Hacda sıra sistemine geçilsin” dediğimizde, “Hacca ilgi azalır” türünden gerekçelerle karşı çıkıldığı gibi.
O zaman da sormuştum şimdi de bir kere daha tekrar ediyorum:
-İlgi Hacca mı, yoksa Diyanet’e mi azalır? diye korkuluyor.
Umarım, yine Diyanet camiasından birileri çıkıp, “Camilere ilgi azalıyor, kursların bir amacı da çocuklara camileri sevdirmek ve onları alıştırmaktır” şeklinde bir gerekçe ile “okulda yaz Kur’an kursu” uygulamasına karşı çıkmaz.
Bu endişe hepten haksız sayılmaz.
Ancak “Kur’an kursları, çocuklara camileri sevdirmenin yüz yolundan sadece birisidir”.
Başta Diyanet olmak üzere bütün taraflara sesleniyorum:
“Lütfen diğer “99 yolu” deneyin, eğer başaramazsanız, yine “bu yola” dönün!
VE BİR ANEKDOT
Diyanet radyo, bol ilahileri nedeni ile özellikle araba kullanırken dinlediğim birkaç radyodan biridir. Geçenlerde “Ramazan hatıraları” programını dinlerken Antalyalı ama Ankara’da yaşayan 70 yaşlarında oruç tutan bir hanımefendiye “geçmişte unutamadığınız Ramazan’a dair bir hatıranızı bizimle paylaşır mısınız” diye soruldu.
Hanımefendi derin bir “AH!” çekip başladı anlatmaya…
“Nerede o eski Ramazanlar, herkes aynı düşüncede idi. Şimdi bir grup dinsiz, birileri de çok dindar. Böyle Ramazan hiç güzel değil (özet)”.
İşte sevgili oğlum! Bu hanımefendi, Kur’an okumanın yasak olduğu dönemlerde özel bahçelerde yetiştirilmiş “prototip Müslüman”a güzel bir örnek.
Bilmem ki o pâk havsalan bu kabil absürtlükleri kavrayabilecek mi?

