--°--:--
  • İMSAK--:--
  • GÜNEŞ--:--
  • ÖĞLE--:--
  • İKİNDİ--:--
  • AKŞAM--:--
  • YATSI--:--
  • --,--
  • --,--
  • --,--
Son Dakika
Köşe Yazısı

Sayın Başbakan, Size Yapılanlar Az Bile

18. yüzyılın başlarından itibaren gerilemeye başlayan Osmanlı devleti, zaman zaman kısmi düzelmeler gösterse de, hiçbir dönemde bayrağı bir daha eski yerine dikemedi.

20 asrın ilk çeyreğinde yaşanan savaşlar sonunda kurulan Yeni Türkiye Cumhuriyeti de uzun yıllar dünya milletleri arasında son sıralarda yer aldı.

Rahmetli Menderes ve Özal dönemlerinde bu yönde atılan adımlar, yine bildik şer odaklarınca, her iki lider de şehit edilerek, kısa sürede akamete uğratıldı.

28 Şubat ihanet sürecinden bin bir meşakkatle çıkmaya çalışan Türkiye’ye, AK Parti hükümeti ile ilahi bir fırsat daha verildi.

Millet her önüne konan sandıkta üzerine düşeni yaparak bu fırsatı tepmedi. Bunun sonucu olarak;

Demokratikleşme yolunda önemli mesafeler alındı. Artık “insan merkezli” bir hizmet anlayışı uygulanmaya kondu.

Devletin gülen yüzü sadece belli sayıdaki elitlere değil, halka da görünmeye başladı.

Kurulduğundan beri ilk kez, Devletin kadife eldivenli demir yumruğu gariplerin başını, içi de dışı gibi ipek olan bir şefkat eli olarak okşadı.

Sadece yasalarda ve CHP’nin sloganlarında var olan “sosyal adalet” kavramı, ilk kez hayata geçirildi.

Hastalık, yaşlılık ve kimsesizlikler yüzünden beli bükülen, takati kesilen çaresizlere yalnız olmadıkları sözde kalmayıp, fiiliyat ile de gösterildi. 

Çok çocuklu babalar, Allah (cc) ikiden fazla çocuk verdiği için cezalandırılmadıkları gibi, bazı ödemelerinde kolaylıklar gösterilerek ödüllendirilmeye başlandı.

Eşi başörtülü olduğu için soruşturulan, kovuşturulan “mazlumlar”, artık bu “insanlık dışı” muameleden kurtuldu.

Başı örtülü olduğu için görmedikleri zulüm kalmayan “masumlar”, bundan böyle hiçbir kişiye ya da kuruma eğilmeden bükülmeden özgürce girip-çıkabilecek ve hatta isterse çalışabilecek.

Geleceğimizi emanet edeceğimiz yavrularımız, 12 yaşından küçük oldukları için “Yaratıcısı’nı” öğrenmek isteyince, “yasak” denilerek, kapılar yüzlerine kapatılmayacak.

Trafik kazalarında her yıl bir ilçe nüfusunu kaybeden, yüzbinlerce yaralı ve sakatı olan, milyarlarca lira zarara sokan “katil yollar”, iyileştirilmeye başlandı.

Uçtuğunu sadece havada görüp adını dahi bilmediği “tayyare” ye binmek, köyümün Ayşe ninesi için Dünya’da ulaşılması imkânsız bir hayal olmaktan çıktı. 

Kapılarından geçerken, gıpta ile bakmaktan öteye geçemediğimiz alengirli isimlere sahip özel hastanelerimizde köylüsünü de, varoşlusunu da, kentlisini de görmek nasip oldu.

Bir-bir buçuk saatlik bir sürede ancak geçilebilen mesafeyi, iki kıtayı 60 metre derinlikte bağlayan “Marmaray” ile 4-7 dakikada geçmek, ulaşılması imkansız bir rüya değil artık.

Otobüslerle yolculuk ettiğimizde, ciğerlerimize başkalarının zehirli dumanını çekmekten kurtulduk. 

Dünyanın en pahalı yakıtını kullanmamıza rağmen, artan gelire paralel olarak cadde ve sokaklarda arabalarımıza park yeri bulmak nerede ise imkânsız hale geldi.

Ve müzmin muhalefetin yarım asırlık iktidar olma hayalini, en az bir yarım asır daha öteleyen bir istikrar tablosu yakalandı.

İçerde yapılan hamlelerle, AB’ye girmek bir hayal olmadığı gibi, artık bir hedef olmaktan da çıktı. 

AB’nin kapısında bir dilencilikten, yakın bir gelecekte, AB’nin yalvaracağı bir beyefendi konumuna gelmeye çok yaklaşıldı.

Üretilen akılcı politikalarla, etki alanımız genişletildiği gibi, doğru kullanılmak suretiyle hayli aktif bir konuma ulaşıldı.

Çaresiz, zulme uğrayan mazlum milletlerin tutabileceği bir “el” olunmaya az kaldı.

Dünyanın kritik enerji koridorlarının bir kavşağı olunmak üzere büyük adımlar atıldı.

Batılılarca yıllardır bir öcü olarak tanıtılan, ancak kendilerinin özgürce kullandıkları “nükleer korku” kırılarak, devasa adımlar atıldı.

Yıllarca küçümsenen, alay edilen bir sürüngen devletten, son yıllarda aktifleşen dış politikalarla herkesin düşmanlığından endişe ettiği omurgalı bir devlet olma pozisyonu yakalanmaya başlandı.

Bütün bunlarla yetinmeyip, “kendi otomobilinizi, uçağınızı, tankınızı, helikopterinizi, uydu fırlatıcınızı” yapmaktan söz ediyorsanız ve bunları “Vizyon 2023” ile gerçekçi bir hedef olarak önünüze koymuş iseniz; 

Bunlara ilaveten, her yönü ile dış güçlerin bir tertibi olduğu açıkça anlaşılan “güncel ayak oyunlarını”, kırmadan dökmeden boşa çıkaracak adımları atarak, yaklaşan seçimler öncesinde 12 Eylül referandumunda olduğu gibi, Sayın Gülen dâhil her kesimi karizmatik ve katılımcı bir lider olarak kucakladığınız düşünülürse, 

Sayın Başbakan, kusura bakmayın ama, Size yapılanlar az bile, bana göre çok daha fazlasını hak (!) ediyorsunuz…

Prof. Dr. İbrahim Bektaş Diğer Yazıları

Hepsini Görüntüle