--°--:--
  • İMSAK--:--
  • GÜNEŞ--:--
  • ÖĞLE--:--
  • İKİNDİ--:--
  • AKŞAM--:--
  • YATSI--:--
  • --,--
  • --,--
  • --,--
Son Dakika
Köşe Yazısı

Saygı Duruşuna Saygım Kalmadı!

Özellikle resmi törenlerde başlama vuruşu olarak, o meşhur “Ti” sesi eşliğinde “Saygı duruşu” yapılır.

Arkasından Merhum Akif’in “Bu millete Allah bir daha yazdırmasın” dediği İstiklal Marşımız okunur.

Dini bir yönü olmamasına karşın, İstiklal Marşımızın okunması bu vatanın her ferdi gibi benim de göğsümü kabartır. Milli duygularımı depreştirir. 

Bu nedenle okunmasının en azından benim adıma bir sakıncası yok.

Saygı duruşuna gelince orada işler biraz sarpa sarıyor.

Hemen hepimizin saygı duruşu ile ilgili en azından okulda bir “On Kasım hatırası” vardır.

On Kasım’da genelde Anadolu’nun büyük bölümü özellikle sabahları soğuk olur. 

Okulların önünde saatler öncesinden başlanan törende tiril tiril titrediğimizi ve dişlerimizin bir birine vurduğunu hatırlarız. Artık soğuktan duyularımız devre dışı kalmak üzere iken, o meşhur “9.05” anı gelir ve nereden alındığı pek de belli olmayan (ABD’den ithal edildiği iddiası var) “Ti” sesi ile bir sessizlik her tarafı kaplar. Sanırsınız 1 dakika değil de 1 saattir, bir türlü geçmek bilmez. 

Haylaz çocuklar ise gülmemek için dudaklarını kanatırcasına ısırırlar ama yine de başaramazlar. Birisi kahkahayı bastı mı gerisi gelir. Özellikle sol hükümetler döneminde solcu müdürler varsa, arkadan gülen gülmeyen ayrımı yapılmaksızın bir güzel sopa yersiniz.

Ve zaten soğuktan hissetmeyen sırtınıza ve başınıza bir de sopa yiyince içinizden başlarsınız sayıp dökmeye…

Saygı duruşu pek tabii sadece On Kasımlarda yapılmaz. Önemli önemsiz, resmi, gayri resmi, nerede ise bütün törenlerde de programın başındaki vazgeçilmez yerini alır.

Bunu icat edenler, her halde Batıda katıldıkları törenlerde görüp “Batıda ne varsa bizde de o olsun” mantığı ile zerre kadar üzerinde düşünmeden Türkiye’ye ithal ettiler. Aynı kafalar ne hikmetse, Batıda gördükleri “demokrasi ve insan hakları”na dair hiçbir şeyi getirmediler. 

Kendimize soralım şimdi: Bir dakika sessiz kalmakla ölülerimize nasıl bir katkı sağlıyoruz?

O zaman ikinci soru: Ölüye de, diriye de hiçbir faydası yoksa Batı bunu niye icat etti?

Çünkü tahrif edilmiş İncil’le yetişen Hıristiyan dünyasında bu “sessiz kalış” bir ritüel olarak en azından ölenleri hatırlama adına “minnacık bir katkı” sayılabilir. 

Hâlbuki bizde ölülerimizin defteri amellerine doğrudan hasene olarak yazılacak “yüzlerce dua ve Ayet-i Kerime” var. 

Bunların başında da hiç şüphesiz Fatiha’yı Şerife (Rahmân (ve) Rahîm (olan) Allah’ın adıyla, Hamd (övme ve övülme), âlemlerin Rabbi Allah’a mahsustur. O Rahmân’dır ve Rahîm’dir. Ceza gününün mâlikidir. (Rabbimiz!) Ancak sana kulluk ederiz ve yalnız senden yardım dileriz. Bize doğru yolu göster. Kendilerine lütuf ve ikramda bulunduğun kimselerin yolunu; gazaba uğramışların ve sapmışların yolunu değil!) gelir.

Şimdi akıl ve izan sahiplerine soruyorum: Söyleyin bakalım bir dakikalık anlamsız saygı duruşu mu, yoksa Fatiha’yı Şerife’deki bu “Rabbine yakarışı” mı ölülerinize hediye etmek istersiniz?

Yok ille de ben ölülerimi “yalı kazığı gibi” ayakta bir dakika dikilerek yâd etmek isterim diyen olursa, ona da eyvallah! O dikilmeye devam etsin.

O zaman yetkili yetkisiz, aklı başında herkese bir görev düşüyor.

O da, bu ucube ve beyhudeden öteye bir anlam ifade etmeyen saçmalığa bir son vererek, onun yerine ölülerimiz için “Fatiha okuma” veya dua etme geleneğini törenlerimize adapte etmektir. Bir türlü “İslami kültürü” hazmedemeyen irtica tellallarının, “Bu şeriata kapı açar” türü yırtınmalarına diyeceğim o ki, bu şeriata kapı açmaz ama dünyada yaptıkları yüzünden amel defteri kapanan bedbahtlara belki bir kurtuluş kapısı açar.

Bu nedenle, ben bundan sonra zorunlu saygı duruşu dayatmalarında geçmişlerime Fatiha okuyacağım.

Son olarak ifade edeyim ki artık bu saygı duruşuna zerre kadar saygım kalmadı.

İlgililere “saygı” ile duyurulur.

Prof. Dr. İbrahim Bektaş Diğer Yazıları

Hepsini Görüntüle