--°--:--
  • İMSAK--:--
  • GÜNEŞ--:--
  • ÖĞLE--:--
  • İKİNDİ--:--
  • AKŞAM--:--
  • YATSI--:--
  • --,--
  • --,--
  • --,--
Son Dakika
Köşe Yazısı

PYD Çözümü Tıkayabilir

Suriye’nin kuzeyinde Türkiye sınırı boyunca oluşturulması amaçlanan özerk Kürt bölgesi, Kürt sorununa yeni bir boyut kazandıracak. Bazı kesimler, Suriye sınırımızdaki bu oluşumu, Kuzey Irak’taki kürt oluşumları ile karıştırarak yada yanlış kıyas yaparak, Türkiye’nin Kürt sorununa bakışını etkilemeyeceğini söylemektedir. Ancak, Demokratik Birlik Partisi (PYD)’nin yeni konumunun Kürt sorununa etkisi, Kuzey Irak’taki Kürdistan Demokrat Partisi (KDP) ve Kürdistan Yurtseverler Birliği (KYB)’nden çok faklı olacaktır.
Buradaki temel fark PYD’nin bağımsız bir Kürt oluşumu değil, PKK’nın Suriye’deki uzantısı olmasıdır. Yani PKK doğrudan bir özerk bölge, belkide yarı bağımsız bir devlet statüsü kazanmış olacak ki, Türkiye’ye etkisi bu noktada başlamaktadır.
Suriye, Mısır meselesi derken, Türkiye bu defa da kucağında PYD sorununu buluverdi. Ya da birileri bilerek kucağına oturttu. Kimden ve nasıl gelirse gelsin bu yeni durum, Türk dış politikasına sıkıntılı ve dolambaçlı bir kapı daha açmış görünüyor.
Hükümetin uzun süredir, bir çok tepkiyi göğüsleyerek sonuca ulaştırmaya çalıştırdığı Kürt sorunu, PYD’nin sahneye çıkışı ile birlikte yeni bir sıkıntılı sürece girdi. Bunun manası, Dış İşleri Bakanlığının ışıklarının sıcak yaz ayları boyunca sönmeyecek olduğudur.
Akil insanlar ne düşünür, Hükümet nasıl bir yol haritası oluşturur kestirmek zor. Ancak iki yoldan başka seçenek de görünmüyor.
Birincisi, Hükümet Kürt sorununda tekrar Güvenlik kuvvetlerini cepheye sürer ve PKK ile her şey 21 Mart 2013 öncesine döner. Aynı zamanda, PYD için de Kuzey Suriye’ye tıpkı Irak’ın Kuzeyine olduğu gibi dalışlar başlar. Yani, Türkiye yeni bir cephe de Suriye için açar. Bu politika yıllardır pusuda bekleyen kurtlara, özledikleri dumanlık günleri gösterebilir. Yine bu seçenek, Türk siyasetine de doğrudan etki yapacaktır. Aşırı eğilimli siyasi partiler bu durumdan net olarak kazançlı çıkacaktır. AK Parti hükümetinin kurulduğu günden beri kararlılıkla mücadele ettiği demokrasi dışı oluşumlara da gün doğabilir. Terörle mücadelenin bu alana kayması, Başbakanın Çankaya’ya çıkacağını varsaydığımızda Erdoğan’sız ilk seçimde, AK Parti için çok riskli bir sonuca neden de olabilir. Sonuçta terör tekrar hızlı bir ivme ile tekrar tırmanışa geçebilir.
Acaba Başbakan ve AK Parti hedefe oturttukları 2023 vizyonundan vaz mı geçecek?  Bu soru sadece AK Parti’nin değil, en azından Türk milletinin % 70’ine yakının da yakından ilgili olduğu hayati bir husustur. PKK da henüz PYD ile ilgili isteklerini Türkiye’nin önüne koymadı. Muhtemelen PKK bu günden sonra, beklentilerinde çıtayı yükseltecek ve hükümeti şartlarını kabule PYD rüzgarını arkasına alarak zorlayacaktır.
Kürt sorunun da ikinci yol ise, mevcut çözüm sürecinin PYD’yi de içine alacak şekilde revize edilmesidir. Bu yol da ne yazık ki Türkiye için dikensiz gül bahçesi değildir. PYD, Türkiye için her açıdan zor bir süreçtir. Sürece PYD’nin dahil edilmesi, PKK’dan daha zordur. Çünkü PKK doğrudan Türkiye’nin muhatabıdır. Oysa PYD Abdullah Öcalan’ın kontrolünde görünse de bir Suriye siyasi partisidir ve Türkiye’yi doğrudan muhatap kabul etmeye yanaşmayacaktır. PKK’nın ana hedefi Güney Doğu Anadolu bölgemiz olmasına karşın, PYD’nin faaliyet alanı Güney komşumuz Suriye’nin kuzeyidir. Yani, PYD doğrudan Türkiye’ye yönelik bir tehdit oluşturmamaktadır. Bundan dolayı da Türkiye’ye “bana karışamazsın” yollu efelenebilir.
Bu durum, Türkiye’nin önünde fazla seçenek bırakmıyor. 1 Mart 2003 tezkeresi ile Türkiye’yi Irak  bataklığına çekemeyenlere, uzun süredir bekledikleri “altın fırsatı” sunmuş olacaktır. Bu yönüyle, PYD oltaya takılmış zehirli yem olacak ve Türkiye’den de “oltaya gelip ağa düşmesi” beklenecektir. PYD’yi sadece Kuzey Suriye’de PKK uzantısı siyasi oluşum olarak görmek yanlıştır. PYD aynı zamanda, iki yılı aşkın bir süredir Suriye’de cereyan eden ve kimlerin lehine ne zaman sonuçlanacağı kestirilemeyen çetrefilli bir mücadelenin parçasıdır. Bu açıdan değerlendirildiğinde PYD, Türkiye’yi Suriye batağına çekmenin bir feromonu olabilir. Suriye batağında Türkiye’yi yalnızca PYD ve Esed güçleri değil, ABD’den İsrail’e, El Kaide’den Hizbullah’a ve İran’a kadar çok farklı bir aktör yelpazesi bekliyor.
Türkiye oltadaki yeme atlayacak mı? Yoksa her şeye rağmen, soğuk kanlılıkla akl-ı selim politikalar üretmeye devam mı edecek? Bekleyip göreceğiz.
Önümüzde yaz sıcakları var, ancak yaşanacak ani gelişmeler Türkiye’de havaları her an kızgın çöl fırtınasına dönüştürebilir. Herkesin hazırlıklı olmasında fayda var.

Prof. Dr. İbrahim Bektaş Diğer Yazıları

Hepsini Görüntüle