--°--:--
  • İMSAK--:--
  • GÜNEŞ--:--
  • ÖĞLE--:--
  • İKİNDİ--:--
  • AKŞAM--:--
  • YATSI--:--
  • --,--
  • --,--
  • --,--
Son Dakika
Köşe Yazısı

“Oy ”un üzerinde oynanan “Oyunu” fark et Türkiye

8 Haziran’da Türkiye’de yeni bir dönemin başlayacağı şüphesiz.

Şüphesiz olan diğer bir husus da “kimin yeni Türkiye” sinin 7 Haziran’da onay alacağı.

Bunun için bütün aktörler son güçleri ile virajları almaya çalışıyor.

Bu esnada bariyerlere toslamamak, olası bir yol kazasına uğramamak için azami dikkat sarf ediyorlar.

Ak Parti öncesi dönemdeki vaat dağıtma âdeti tekrar nüksetti. Vaatler havada birbirine karışıyor, seçim tahminlerinde biri diğerini yalanlıyor, seçmenin kafası da alabildiğine karışıyor.

Bütün bunlar içi dünyamızda da yaşanıyor.

Oysa bu seçimin bir de dış dünyası var.

ABD’nin öncülüğündeki dış dünya, bize şekil vermek, bizi istediği kalıba sokmak, başaramazsa kefen biçmek için epeydir çalışıyor.

Birinci Dünya savaşına un yüklü gemilerden top çıkararak bizi bulaştıran ve 600 yıllık cihan imparatorluğunu parçalayan dış dünya, ikinci cihan harbine bulaşmayarak akıllık ettiğini sanan zamanın basiretsiz yöneticilerinin de ihaneti ile 1946 yılında 12 adamızı Paris’te Yunanlılara teslim etti.

Sonra, Ermeni iddiaları ve ASALA terörü ile burçlarda gedik açmaya çalıştı.

ASALA tutmayınca, kılık değiştirerek, sağ-sol, Türk-Kürt, Alevi-Sünni gibi suni kutuplaşmalar icat ederek, şansını o alanda denedi.

Bunlar yetmeyince de, Türkiye’nin boynuna iç uşakları vasıtası ile her on yılda bir ihtilal yaftası astı.

Bu girişimlerinin her biri Yüce milletin bağrında derin yaralar açtı. Babayı oğula, kardeşi kardeşe düşman etti. Ancak bunlar da, “Pis Dünya” nın habis emellerine ulaşmasına yetmedi. İstediklerini tam olarak elde edemedi.

Sonunda, ülkenin temel dinamiği olan “İslamiyet’i ve dindarları” tümüyle çökertmeden bu işin olmayacağı kanaatine vararak, 28 Şubat’ta o yönde son bir hamle daha yaptı.

Bunun için “irtica paranoyasını” iç kuklalarının kanına enjekte ederek meydanlara sürdü.

Şahlanış “bin yıl” sürecek ve bu sayede “Müslüman Türk efsanesi” bir daha dirilmemek üzere defnedilmiş olacaktı.

Böylece, ABD önderliğinde ve İsrail kontrolündeki dış dünya, 11 Eylül sendromu ile yakaladığı fırsatla karşısındakileri hizalamak için türettiği BOP vb. projelerini rahatlıkla uygulayabilecekti.

Bundan böyle, Yahudiler tarafından bir bir toprağa düşürülen Filistinli kuzuların gözyaşlarını silen olmayacak. Myanmar’da diri diri gömülen Müslümanların çığlıkları kimseyi rahatsız etmeyecekti.

Libya’da, Mısır’da, Irak’ta, Suriye’de, Afganistan’da, Pakistan’da, Habeşistan’da, Nijerya’da, Yemen’de ve diğer İslam coğrafyasında akıtılan kanın hesabını soran olmayacak ve yapanların yanlarına kâr kalacaktı.

Öyle ya! 28 Şubat mezarlığına kefensiz defnedilen delikanlı artık “imdat” seslerini duymayacak. Yahudi mezalimine “One minute” diyerek direnemeyecek, Gazze’de aç susuz yavruların sesini duyurmak için Akdeniz’in serin sularına körpe bedenlerinden mukaddes kanlarını bırakan Furkanlar olmayacaktı.

Bundan böyle kahbe emellerine ulaşmak için, “Bir”in sevdalılarına toslanmayacaktı.

Onlara göre, Muhammed’in (sav) muhabbet fedailerini bir bir yutmak için “Her Şey” tamamdı.

Fakat! Hesaba katmadıkları “Bir Şey” vardı. Başı Everest kadar dik, kökleri magma kadar derin, alnı Mekke kadar ak, duyguları Medine kadar asil olan “Bir Şey”.

28 Şubat’ta el birliği ile defnettikleri mevta, Bir Şeyle dirilip, ayağa kalkıvermişti.

“Bin yıllık habis hayaller” on yıl bile süremeden Bir Şey’in gücü ile hâk ile yeksan olmuştu.

Normal süresinde bir türlü alt edilemeyen, yüreklerde dal budak saran Bir Şey’i de yenmek için geriye son bir şans kalmıştı: 7 Haziran’da oynanacak uzatmalar.

Bu safhada atılacak bir gol, her şeyi değiştirebilirdi.

Esasen bu “oy-unun” kazanılması için başkaca bir yol da görünmüyordu.

Ve bu gol’ün atılması kurallar hiçe sayılarak, için her yol mubah sayıldı. Bir Şey’e hücum başladı.

Bütün bunları niçin mi anlattım?

Mensubu bulunduğun “Yüce Birliğe” sahip çıkman için, “oy-unun” farkına vararak “oy-una” alet olmaman için…

Ne demişler: Anlayana sivrisinek saz, anlamayana davul zurna az.

Bilmem anlatabildim mi?

Prof. Dr. İbrahim Bektaş Diğer Yazıları

Hepsini Görüntüle