Ortada her şey vardı, azıcık da “Bayram”
Hamd-ü senalar, Ramazan’ı eda edip Bayramla buluşturana.
Son yıllarda millet ve ümmet olarak üzerimize esen hüzün yelleri, hız kesmeden devam ediyor.
Ülkemiz şehitlerinin (Allah rahmet eylesin) ülfetle karşılandığı bir konuma geldi.
Ümmet coğrafyası parçalandıkça acıları çoğaldı.
Acıları çoğaltıldıkça parçalandı.
Atom olsa bu parçalanmaya dayanamaz patlardı.
Lakin mayasındaki “iman cevheri” öyle kolay patlayan türden olmadığı için hâlâ diri kalabiliyor.
Ama nereye kadar ve ne zamana kadar?
Müslüman ölümleri, artık kareta karetta’lar kadar etki uyandırmıyor.
Parçalanmış bedenlerin masum sabileri, timsahtan korunmaya çalışan ceylanlar kadar vicdanlarda makes bulmuyor.
Bu kimin suçu?
En başta benim…
Sonra senin…
Sonra bizim ve sizin…
Daha sonra da onların…
Demek ki bundan “hepimiz” sorumluyuz.
Önce kendini yargıla, nefsini sorgula.
Acizler gibi “ben ne yapabilirim” deme, “ben neyi yapmadım” ya da “eksik yaptım” de.
Öne çıkması gereken bu.
Dışarıdan sorumlu bulmak kolay.
O zaten beklenendir.
Asıl beklenmeyen ne?
Onu bul…
“Bugün de kurtuldum” deme, “bugün de kurtulamadık” de.
Bu mukaddes coğrafyada, bu mübarek günlerde bile kan durmuyorsa, acılar dinmiyorsa, ölümler, zulümler devam ediyorsa, baş sorumlusunu uzakta arama!
Dön ve kendine iyi bak.
Eğer bakabilirsen, bakmayı bilirsen.
Orada her şeyi göreceksin!
Orada her sorunun cevabı, her sıkıntının çözümü var.
Bayrama hasret gönüller, bayrama susamış diller ve bayrama açılan eller,
Boşta kalmasın istiyorsan!
Millet gururunu, ümmet şuurunun arkasına at. Dicle’de yenen kuzudan kendini sorumlu tut.
Kardeşine yer kalmasın diye “Cehennemi kaplayacak bedenler” arzula.
Son nefesinde gelen suyu, kardeşine ikram et.
Müşterinin ikinci isteğini, siftah yapması için komşuna gönder.
Kopardığın salkımların parasını, yerlerine bağla.
Ümmetinde açlar varsa, tok uyuma.
İşte o zaman kan ve gözyaşı diner.
İşte o zaman kardeş kardeşi sever.
İşte o zaman acılar hafifler, tükenir.
İşte o zaman nefretten pas tutan kalpler, Nur-u İlahi ile aydınlanır.
İşte o zaman yürekler toplu çarpar.
İşte o zaman sinelerde toplar parçalanır.
İşte o zaman arzulanana “kün (ol) buyrulur. İşte o zaman bayramlar, GERÇEK BAYRAM olur!

