Orlando’da “altın vuruşu” kim yaptı?
Öncelikle nereden ve kimden gelirse gelsin, her türlü anarşinin karşısındayım.
Bu anlamda 49 kişinin öldüğü bir o kadarının da yaralandığı Orlando saldırısını “a gay clup”e yapılmış olsa da tasvip etmiyorum.
Konunun “eşcinsellik” boyutunu dünkü Yeni Akit’te yer alan “Eşcinsellik tedavisi mümkün olan bir sapkınlıktır” başlıklı yazıya havale edip, kapatıyorum.
Ancak, ABD ve diğer egemen güçlere, “İslam coğrafyası”na bu acıların yıllardır her gün yaşatıldığını Orlando saldırısının ardından bir kere daha hatırlatmak isterim.
Ne de olsa “ateş düştüğü yeri yakıyor” değil mi?
Binlerce Müslümanın katledilmesini seyredenler, ona sebep olanlar, besleyenler, büyütenler, arka çıkanlar, bilmeli ki, bu “acımasız ölüm” adres sormaz.
“Kimin kapısını ne zaman çalacağı”, bilinmez.
Ayrıca, ABD’nin 11 Eylül’den sonra içine düştüğü “kanı kanla temizleme politikasının” yanlışlığını artık anlaması şarttır.
DAİŞ’e karşı çıkıp, diğer terör örgütlerini desteklemek, bu yanlışın en son örneğidir.
Huzurlu bir Dünya için, bu gerçeğin anlaşılması kaçınılmazdır.
Buraya kadar madalyonun ön yüzünü seyrettik.
Bir de madalyonun arka yüzüne bakalım.
Kasım ayında ABD’de başkanlık seçimi var.
Demokratlar adına Hillary Clinton, Cumhuriyetçiler adına Donald Trump yarışacak.
Sanırım aşinalığımız ve demokratların ılımlı yaklaşımı nedeni ile Hillary Abla bize daha yakın duruyor.
Kampanyasını, “ABD’den ve mümkünse Dünya’dan Müslümanların kökünü kazımak” üzerine kuran Trump ise Ortadoğu sabıkalısı Bush’un biraz daha katmerlisi.
Şu gerçeği de teyit etmek lazımdır ki, “ABD’yi, temel politikasından -Siyonizm hariç- kimse saptıramaz.
Çünkü ABD’de başkanlar geçici, kurallar kalıcıdır.
Başkanlık seçimlerine bu gözle bakılırsa, kararlar daha isabetli olur.
Başkan adayları belli olduktan sonra yapılan anketler, yarışta Clinton’ın, Trump’ın birkaç puan (Bazı anketler % 12 diyor) önünde olduğunu gösteriyordu.
Hatta otoriteler, seçmenlerin yarısından daha azının sandığa gittiği ABD’de, ilerleyen günlerde Afroamerikanların ve Müslümanların seçime daha fazla ilgi gösterecekleri ve bunun sonucunda Hillary’nin açık ara öne geçebileceğini de öngörüyordu.
Seçimin gidişi tam da bu minval üzereyken, sihirli kutu ansızın açılıyor ve içinden, “Orlando saldırısı” çıkıveriyor.
Saldırıyı yapan da, maruz kalanlarda çok “ekstrem kimlikler”.
Daha enteresan olan ise, saldırganın, ABD’de birtakım güçlerin, görünürde Hillary’yi yakın durmakla suçladıkları çevreden olması.
“Milyonda bir olur” denen türden bir “tesadüf”, tam da istenen zamanda oluveriyor.
Çarşamba günü Orlando saldırısından sonra, ABD basınında Brendan Smialowski (AFP / Getty) imzasıyla “Terör saldırıları Trump’ın şansını artırır mı?” başlıklı bir yorum yayınlandı.
Yazının genelinde, “terör saldırılarının Clinton’dan ziyade Trump’ın menfaatine olacağı” vurgulanıyor.
Yazının sonunda, “muhtemel büyük terör saldırılarından Amerika’yı, ancak Başkan Trump’ın kurtarabileceği” de ifade ediliyor.
Eminim saldırı sonrası yapılacak anketler, yarışta Trump’ın öne geçtiğini gösterecektir.
Üstelik bu olay sayesinde,Trump’ın seçim kampanyasının ana omurgasını oluşturan, “İslam korkusu (Islamophobia)” safsatasının daoturtulacağı bir altlık oluştu.
Bütün bunlar bir yana, benim asıl merak ettiğim ise;
Orlando’da altın vuruşu kimin, kaç puanlık yaptığı?

