--°--:--
  • İMSAK--:--
  • GÜNEŞ--:--
  • ÖĞLE--:--
  • İKİNDİ--:--
  • AKŞAM--:--
  • YATSI--:--
  • --,--
  • --,--
  • --,--
Son Dakika
Köşe Yazısı

Niçin İdama “Hayır”, Kısasa “Evet”?

Prof. Dr. İbrahim Bektaş
Prof. Dr. İbrahim Bektaş

Son haftaların flaş konusu “şiddet” olduğuna göre, ortaya atılan çözüm önerileri değerlendirilirken, yeni Türkiye olacaksa yeni önerilerin de gündeme alınması gerekir.

Şöyle kabaca bir göz gezdirildiğinde, şiddetten yakınanların büyük çoğunluğunun aslında gerçekçi çözümlere odaklanmak yerine daha çok günü kurtarma türü açıklamalara yöneldiği görülüyor.

Ancak şunu da itiraf edeyim ki, “idam”, kaldırıldığından beri ilk kez Özgecan olayından sonra bu kadar yoğun tartışılmaya başlandı ki bu iyi bir gelişmedir. 

Ancak konun görünürdeki takipçileri hâlâ popülist yaklaşımlarla “Kadına şiddete hayır” diyerek konuyu mecrasından kaydırıyorlar. Bu koronun bireylerine İslam’da kadına şiddetin nasıl önlendiğine dair bir Hadis-i Şerif nakletmek istiyorum;

Hz. Peygamber (sav), “Müslüman bir kadının başını -iki taş arasında- ezerek öldüren katile aynı cezayı uygulamıştır”. Şimdi söyleyin bakayım, ey şeriat düşmanları, kadına şiddete kim daha fazla karşı? Katilleri uyduruk cezalarla tekrar sokağa salanlar mı, yoksa kadının başını ezenlerin de başını ezerek kısas uygulayanlar mı?

Öte yandan; dünyanın en medeni milletlerinden biri olarak kabul edilen ABD’de idam var ve tartışmalara konu olduğunu da duymadım. Çünkü ABD, Batılı ve Hristiyan bir devlettir.

Ama aynı suçtan dolayı İslam kimlikli ülkelerden birinde idam cezası uygulanacağı zaman, Batı, 7’den 77’ye ayaklanıyor. ABD’deki idamlara “adalet” diyenler, İran veya diğer İslam ülkelerindekilere “cinayet” deyiveriyor.

Yani, çifte standardı kendinden menkul Batı demek istiyor ki “sizin huzurlu olmaya hakkınız yok, o bize aittir”.

Bundan dolayı da Batı’dan gelen bu tür dayatmaları fazla ciddiye almamak gerekir.

Şimdi yeniden gündeme dönersek, niçin idama hayır, kısasa evet diyorum? 

Birçoğumuz “idam” ile kısası” aynı imiş gibi algılayabilir. Ancak, gerçekte temel farklılıklar söz konusudur. Meraklılarımız İslami kaynaklardan detayını öğrenebilir.

Ancak burada vurgulamam gereken husus, idam veya kısasta “nihai kararın” kime ait olduğu noktasıdır. Yani, idamda nihai karar, devlete aittir. Bizim ülkemizde bu yetki TBMM’dedir. Kısasta ise nihai kararı verecek olan maktulün varisleridir. Yani kısasın uygulanması içi son sözü mağdur(lar) söyleyecek. 

Bu ayrıntı beraberinde çok temel özellikler barındırmaktadır. Bir kere, nihai kararı mağdurlar verdiği için, daha sonra verilen cezadan bir tatminsizlik söz konusu olmamakta ve kan davaları bu sayede ortadan kalkmaktadır. Bu da, ülkemizde bugün bile hâlâ kanayan bir yara olan bu tür toplum hastalıklarını önlemiş olacaktır.

Diğer bir hususta, insanın insana karşı işlediği ölümlü suçlarda “kısasın”, kişinin devlete karşı işlediği suçlarda ise “idamın” uygulanmasıdır.

Ancak, devletler genellikle kendilerine karşı işlenen suçlarda “hissi” davranmakta ve çok sayıda haksız idam cezaları verebilmektedir. Örneğin, İhtilal Komitesi’nin başı Kenan Evren’in 12 Eylül idamları hakkında konuşurken, “bir sağdan, bir soldan astık”, “asmasaydık da beslese miydik” gibi hukukla bağdaşmayan tirajedik ifadeler kullanmış olması, konu ile ilgili endişelerimizi teyit etmektedir. Yine, Cumhuriyet yasalarına karşı oldukları gerekçesi ile düzmece mahkemelerde yargılanan binlerce şehit âlim de aynı tirajı-komik nedenlerle idam edilmiştir. Hatta bazıları önce idam edilip sonra yargılanmıştır. Bu nedenle de “idam cezalarına” tümden karşıyım.

Öte yandan; kişilerin bir birlerine karşı işledikleri suçlarda ise idam kararının (kısasın), mağdur olan kişiye ait olmasından dolayı, gerçek manada hukuku tesis ettiği için, “kısasa” sonuna kadar taraftarım. 

Bu aşamada Şer’i hükümlerin tümüyle uygulanması zor görünse de basit bir değişiklikle “Kısas, Türk Ceza Kanunu’na” monte edilebilir. Çünkü mevcut Anayasa’da idamla ilgili yasaklayıcı hükümlere yer verilmiştir. Kısasla ilgili ise her herhangi sınırlayıcı hüküm yoktur. Siyasi otorite “evet” dediği takdirde, hukukçular konuyu araştırabilir. Nihai karar için referanduma da gidilebilir.

Bütün bunlardan sonra, iddiam şudur ki; “Türk Ceza Kanunu’na kısas hükmü konsun, bu ülkede şiddete dayalı ölüm oranları % 1’in altına inmezse, tükürdüğümü yalayacağım ve herkesten özür dileyeceğim. Kısası da gündemimden çıkaracağım.” 

Buyurun işte er meydanı. 

Köşelerinde Özgecanlar için sahte ağıt yakanlar, ortalığı birbirine katanlar, eğer gözyaşlarınız timsahınkinden farklı ise “İDAMA HAYIR, KISASA EVET” yazılı pankartlarla buyurun meydanlara! 

Ve kulak verelim bütün benliğimizle bir kere daha Bakara Sûresi’ndeki İlahi Mesajlara; “Ey iman edenler; haksız yere öldürülenler hakkında size kısas farz kılındı. Hüre karşı hür, köleye karşı köle, kadına karşı kadın…(178)” ve “Ey (sağlıklı) akıl sahipleri, kısasta sizin için hayat vardır. Umulur ki sakınırsınız (179)”!

Başka söze gerek var mı?

Prof. Dr. İbrahim Bektaş Diğer Yazıları

Hepsini Görüntüle