Kutsal ittifak umudunu HDP’ye bağladı
Son yılların en enteresan seçimlerinden birini yaşıyoruz.
Kim kimin dostu belli değil.
Ortada, denizde tekneleri bozulup günlerce aç kaldıktan sonra, yaşamak için iki arkadaştan birinin diğerini yemek zorunda kalması gibi acayiplikler var.
CHP, seçime hızlı başladı ve hızını alamayarak MHP ve HDP ile koalisyon yapabileceklerini deklare etti. Çünkü CHP için yegâne “düşman” Ak Parti idi. Bu nedenle, Ak Parti’ye karşı kiminle olsa ittifak edebilirdi.
Ancak “evdeki hesap çarşıya uymadı” ve CHP’nin ortağım dediği HDP, “denize düşen yılana sarılır” misali, barajda boğulmamak için CHP’nin oylarına sarıldı.
Yani tam bir “besle kargayı oysun gözünü” paradoksu.
Aslında, HDP’nin din üzerinde başlattığı tartışmaların ve Diyanet İşleri Başkanlığı’nı lağvedeceği üzerine oturttuğu söylemlerinin temelinde, CHP’deki İslami düşünce ve yaşayışa uzak duran kesimlerin oyları yatmaktadır. Bu kitlenin, CHP seçmenin en azından % 5’lik bir dilimini oluşturduğu varsayıldığında, HDP’nin geçen seçimlerde (Cumhurbaşkanlığı seçimi hariç) % 5-7 bandında seyreden oylarının % 10-12’lere taşınması olasıdır. Bu kabul, HDP’nin yanında, aynı zamanda Ak Parti karşıtlarını da mutlu eden bir varsayımdır. Çünkü seçmen kitlesi tarafından fiilen seçimde yarışan siyasi partiler, “Ak Parti ve diğerleri” şeklinde kategorize edilmiş durumda. Bu sınıflandırmada “diğerleri” kategorisinde yer alanlar, MHP dahil, bütün ümitlerini HDP’nin barajı aşmasına bağlamış görünüyor. Bir yönüyle Selahattin Demirtaş, 7 Haziran seçimlerinde muhalefetin çatı adayı konumuna geldi.
Hiç şüphesiz bu konumun oluşmasında temel hareket noktası, her zaman geçerli olmasa da “düşmanımın düşmanı dostumdur” yaklaşımıdır. HDP’nin barajı aşmasının MHP adına bir taşla iki kuş vurma olarak, “çifte bayram” olacağı da MHP’lilerce tartışmasız inanılan diğer bir varsayımdır. Burada HDP’nin barajı aşması halinde, Ak Parti’nin çözüm sürecinde akamete uğrayacağı ve şımarık bir HDP sayesinde toplumdaki “Milli duyguların” galeyana gelerek MHP’ye doğru bir akışın başlayacağı hesap ediliyor.
Öte yandan, son dönemlerin en canlı ve bol vaatli kampanyasını yürüttüğüne inanan CHP’nin, HDP’ye kayacak seçmenleri yüzünden oy kaybedecek olmasına rağmen, kendini olası bir koalisyonda Başbakanlık koltuğunu kapma hayallerine aç tavuk misali iyiden iyiye kaptırmış görünüyor.
Yani madalyonun bu yüzünde muhalefet partilerinin, bunlara milli ittifakta dâhil, oluşturduğu kutsal ittifakın 7 Haziran için ana hedefi, HDP’nin barajı aşarak Ak Parti’ye vereceği zararla “surda bir gedik açmak ve içeriye sızmak ”tır.
Madalyonun diğer yüzündeki Ak Parti için de bu seçim önemli farklılıklara sahne olmaktadır.
Öncelikle, Ak Parti bu seçimde, doğal liderini Aksaray’a göndermiş ve meydanlara yeni bir yüzle çıkmıştır. Diğer yandan kurucu kadrosunun ağır topları dahil yaklaşık dörtte birini “üç dönem kuralı” gereğince kaybetmiştir. En önemlisi de, Cumhurbaşkanı Erdoğan tarafından önüne bir “başkanlık” hedefi konulmuştur. Şüphesiz bu farklılıklar, önceki seçimlerde kazandığı “kolay zaferlere” bir yenisini daha eklemesine, az da olsa olumsuz şekilde etki edecektir.
Bana göre, barajı zamanında % 5’e çekmeyerek hata yapan Ak Parti, HDP’nin % 10 barajını aşmak için aşırı bir motivasyon ve Ak Parti karşıtlarından ummadığı bir destek almasına neden olmuştur.
Her tür olumsuzlukta bile, tek başına iktidarı garanti olan Ak Partinin, başkanlık sisteminde yeterli sayıya ulaşabilmesinin yolu, HDP tabanının, din karşıtı politikaları benimsemeyen muhafazakâr kesiminin desteğini kazanmasından geçiyor.
Doğal olarak bu kitlenin tamamını Ak Parti’ye çekmek çok kolay değildir.
Buradaki temel zorluklardan biri, özellikle kırsal yerleşim yerlerinde HDP seçmeninin özgür davranamaması, diğeri de etnik siyasetin tesiri ile oluşturulan “aidiyetlik duygusu” nun aklın önüne geçmesidir.
Ancak, her şeye rağmen Ak Parti’nin bu kitleden % 1 oy alması durumunda bile, HDP’de % 1 kayıp ve Ak Parti’ye % 1 ilave, sandıktan çıkacak sonuca % 2’lik etki yapacağından, HDP’nin baraja takılma ihtimalini hayli yükseltecektir.
MHP’de, HDP ile zoraki koalisyonda yer almaya zorlanmasına kızan bir grup seçmenin de Ak Parti’ye kayması muhtemeldir.
Sonuç olarak, 7 Haziran terazisinin bir kefesinde seçmen blokunun % 50’sini kontrol eder hale gelen Ak Parti, diğer kefesinde ise % 50’lik Ak Parti karşıtlarının oluşturduğu kutsal ittifak yer almaktır.
Sonucu ise, kefeler arasında engellenemeyen “istem dışı” geçişler belirleyecektir.
Bu durumda bize düşen, sağlam kafa, temiz vicdan, safi kalp ve akılcı yaklaşımlarla Türkiye’nin geleceğine sahip çıkarak sandıkta gereğini yaptıktan sonra;
“Görelim Mevla neyler, Neylerse güzel eyler” deyip, sonuca rıza göstermektir.

