Kadına şiddete samimiyetle karşı olanlar: Buyurun İşte çözüm!
Daha fazla tüketim için ihdas edilen ve geçen hafta içerisinde idrak edilen “Dünya Kadınlar Günü” son günlerde bu yönde meydana gelen birkaç müessif olay nedeni ile epey gündemde kaldı.
Anlaşılan o ki, herkes kadınlara şiddet içeren bu illetten bir an önce kurtulmak istiyor. Aynı zamanda, çözümsüz bir vaka ile muhatap olunduklarının da farkındalar.
Çünkü beklenenin aksine, alınan bütün tedbirlere rağmen, şiddet her geçen gün kazandığı yeni bir ivme ile artarak devam ediyor.
Peki, istenmeyen, ancak her gün daha çok ocağa düşen bu ateşi, söndürmenin bir yolu yok mu?
Var! Kesinlikle var.
Yazının sonuna geldiğinizde, gerçek bir çözümün olduğunu da göreceksiniz.
Ben, öncelikle mevcut durumu ortaya koymak, sonra da çözümü irdelemek istiyorum.
KADINA ŞİDDETTE SON DURUM NE?
Son verilere göre, Türkiye’de 2002 yılından beri “şiddet” kapsamında öldürülen kadın sayısı 5000’i geçmiş durumda.
Çok kaba bir istatistik olarak, öldürme olaylarının yaklaşık % 50’si kocaları, % 5’i eski kocaları, % 12’si sevgilileri (Gayri meşru ilişki), geri kalanı da akraba ve diğer erkekler tarafından gerçekleştirilmiştir.
Tuhaf bir durum da bölgelerimizin gelişmişlik düzeyi arttıkça, kadına yönelik cinayetlerin artış göstermesidir. Bu anlamda, en çok kadın cinayeti Marmara Bölgesinde işlenmiş, bunu Ege ve Akdeniz Bölgeleri takip etmiştir. Buradan varılacak kesin hüküm, sanıldığı gibi eğitim seviyesi ya da maddi kalkınmışlık düzeyi artıkça kadına şiddet cinayetleri azalmıyor bilakis artış gösteriyor. “Kadına özgürlük” masalları ile kadına yönelik şiddeti önlemek isteyen eblehlere, bu cümleyi tekrar tekrar okumalarını tavsiye ederim.
PEKİ, BU MESELENİN ÇÖZÜMÜ YOK MUDUR?
Yüce Yaratıcı, insanı yarattığında onun birtakım karışıklıklara sebep olacağını şüphesiz, bilmekteydi. Bu nedenle, bu karışıklıkların önlenmesi için de bazı hükümler ihdas etti. Ve mealen bize demek istedi ki, “Eğer benim koyduğum hükümleri uygularsanız bu âlemde huzurlu yaşar ve öbür âlemde de rahat edersiniz”. Bunu sağlamak adına bize sayılarının 124 bini bulduğu rivayet edilen “Uyarıcılar (as)” gönderdi. Bununla da yetinmedi, okuyalım ve uygulayalım diye kitaplar indirdi.
“Beşer nisyan ile maluldür” derler ya. Bizimki de o hesap. Tarihin her devrinde olduğu gibi, son asırlarda da “çoğunluğumuz yoldan çıkmış ya da Yaratıcı’nın kurallarını hafife almışız”. Bunun sonucunda da kadına şiddet dahil yüzlerce belaya duçar olmuşuz.
Gelelim meselenin tümden halline.
Baştan söyleyelim ki, şu an da alınması düşünülen tedbirlerin hiç biri –ceza artırımı hariç- bu meselenin çözümüne katkı yapmaz, yapmayacak. Rahmetli Erbakan’ın deyimiyle “bunlar pansuman tedbirdir”. Ümit etmem ama, gelecek yılın aynı günlerinde bu hatırlatmayı ömrüm olursa yine yapacağım.
Bu meselenin iki temel ve kesin çözümü var;
Birincisi, kadının, derhal fıtratına ve yaratılışına uygun misyon ve vizyonuna geri dönmesidir. Çünkü işlenen cinayetlerin büyük çoğunluğu buradan kaynaklanmaktadır. Biliyorum, çakma feministler ve sahte demokratlar, ortaçağa dönüş, gericilik gibi saçma yaftalarla bu görüşe “şiddetle” karşı çıkacaktır.
İkincisi, “Kısasın” uygulamaya konmasıdır. Allah (cc) buyuruyor ki “Ey akıl sahipleri! Kısasta sizin için hayat vardır. Umulur ki korunursunuz (Bakara 179)”. Çünkü yeryüzünde kısastan daha caydırıcı ve adil bir ceza sistemi yoktur. Her ne kadar bizim o bildik “kıt akıllılar”, “şeriat geliyor” diye feveran ederlerse de, benim katımda zerre miskal değeri yok.
Görüldüğü üzere, Yüce Yaratan bu Ayet-i Celile’de “akıl sahiplerini” muhatap alıyor. Bizim aydın geçinen akıl fukaraları, muhatap bile alınmıyor. Bu durumda onları ben niye kala alayım ki?
Sonuç olarak, bu iki önerinin birlikte uygulanmasının dışında hiçbir tedbir kadına şiddete kesin bir çözüm getiremez ve getiremeyecek de!
Ömrü olanlarımız yaşayıp görecek!

