--°--:--
  • İMSAK--:--
  • GÜNEŞ--:--
  • ÖĞLE--:--
  • İKİNDİ--:--
  • AKŞAM--:--
  • YATSI--:--
  • --,--
  • --,--
  • --,--
Son Dakika
Köşe Yazısı

İstanbul Kostantiniyye, Ayasofya Kilise Olmadıkça Olimpiyatlar Hayal

Türkiye topuyla tüfeği ile kuşattığı 2020 olimpiyatlarını İstanbul’a taşıyamadı. Oysa çok iyi hazırlandı. En önemlisi de bu sefer başaracağına inandı.
Ama olmadı. Çünkü Türkiye sahip oldukları ile olimpiyat şablonuna uymuyordu. En önemlisi de “olimpiyat ruhunu” taşımıyordu.
Olimpiyatlar, Eski Yunan’da Olympia’da tanrıların kıralı tanrı zeusun onuruna dört yılda bir düzenlenen oyunlardı. Ve Doğu Romalıların asırlarca başkenti olmuş Kostantiniyye bu tanrılar için çok önemli idi. 360 yılında temeli atılan Büyük Kilise Ayasofya ise 921 yıl kilise olarak Hırıstiyanlara hizmet vermiş bir yerdi. O güne kadar her şey normaldi.
Ancak 571’de doğan “Güneş (sav)”,  “Kostantiniye (İstanbul) muhakkak fethedilecektir, onu fetheden emir ne güzel emir; onu fetheden ordu ne güzel ordudur” buyurarak, Kostantiniyye’nin de Ayasofya’nın da kıyamete kadar değişmeyecek kaderini çizmişti.
1453 yılında Sultan Fatih’le hayat bulan bu “kutlu tespit”, Hırıstiyanların ve zeusun torunlarının içine sonsuz bir acı ve intikam ateşi koydu.
İşte 1453 yılında hamile kaldıkları bu acı dolu intikam çocuğunu doğurmadıkça, Batı’nın içindeki acı, kin ve nefret duygusu yok olmayacaktır. Bu ateşin sönmesine Ayasofya Cami’sinin 1934’te müze yapılması da çare olamadı.
İşte Batı’nın kalbinde korlanan bu intikam ateşi olimpiyatların Türkiye’ye gelmemesinin de, Türkiye’nin Avrupa’nın kapısında yıllardır bekletilmesinin de temel nedenidir. Yoksa hazırlık, sunum, altyapı gibi şeyler, olimpiyatların verilmesinde “fasa fiso” kabilindendir.
Peki o zaman “İstanbul niçin finale kadar çıkarıldı, ilk turda elenebilirdi” denebilir. Basit bir tespit ile  “yüksekten düşmenin, alçaktan düşmekten daha fazla acı vermesi” finale kadar yükseltilmesinin bence yeterli bir nedenidir.
Ayrıca, Batı’yı tanımayanlar için soru ilginç gelebilir, ama benim için değil. Çünkü tarih boyunca aynı Batı, bu tür konulardaki rüştünü defalarca ispatlamıştı.
Keriman Halis’in 1932 yılında oylama yapılmadan jüri tarafından dünya güzeli seçildiğini belirten kaynaklar, jüri başkanının bir Türk kızının mayoyla güzellik yarışmasına girmesini, “Osmanlı’nın sonu ve Batı Hristiyan medeniyetinin zaferi olarak” görüp, Keriman Halis’i yarışmadan önce dünya güzeli seçtiğini” yazıyordu.
 TRT, oylamada dönen “ırki ve dini gruplaşmalar” nedeni ile Eurovision şarkı yarışmasına katılmama kararı aldı.
Nihayet, Osmanlılara etmediklerini bırakmayarak, onlar dışardan, maşaları da içerden çalışarak Koca Devleti yıkan, yerine sınırlarını kuşa çevirerek kurdukları ve Lozan hezimetinin üstüne oturttukları “Laik Türkiye Cumhuriyeti” ne de tahammül edemeyerek, her dönemde uzaktan kumanda ettikleri bir örgütle parçalamaya çalışanların kim olduğunu bildiğim için bana tuhaf gelmedi.
Olimpiyatların “bu kutsal ruhu”na uygun olarak hiç bir dönemde Müslüman bir şehre verilmemiş olması, ne müslümanların geri kalmışlığından ne de “organizasyon yetersizliği”ndendir.
Yegane sebep bizim onlardan olmayışımızdır. Tıpkı onların bizden olmadıkları gibi. Başka bir neden aramak biraz fazla saflık olur.
 Bu nedenle, Medeniyetler ittifakının mimarı Sayın Başbakan’ın 2020 için üzülmesine gerek yoktur. Çünkü olimpiyatların düzenleneceği şehir –muhtemelen- Vatikan’dan onay alınarak belirleniyor. Yani, Buenos Aires’e gitmeden, olimpiyatların kime gideceği belli idi.
Yapılanlar ise bir tiyatro gösterisinden başka bir şey değil.
Olimpiyatlara aday olmak gereksiz mi? Hayır, eğer kültürümüze uygun tanıtım yapılırsa faydalı da olur. Yeter ki biz bu tür etkinliklerde “bizim ne kadar Avrupalılaştığımızı” değil, “kendi kültürümüzü ne kadar yaşatabildiğimizi” göstermeye çalışalım.
 Ayrıca, olimpiyatlarda madalya sıralamasında üst sıralarda yer alma başarısını göstermek, bana göre olimpiyatlara ev sahipliği yapmaktan çok daha önemlidir.
Türkiye illa da bir olimpiyat düzenlemek istiyorsa, başlangıç olarak Ayasofya’yı kiliseye, İstanbul’un adını da Kostantiniyye’ye çevirerek işe başlayabilir (!). O zaman İstanbul’da bir olimpiyat düzenlenir.
Ama kim ne kazanır onu bilemem.

Prof. Dr. İbrahim Bektaş Diğer Yazıları

Hepsini Görüntüle