--°--:--
  • İMSAK--:--
  • GÜNEŞ--:--
  • ÖĞLE--:--
  • İKİNDİ--:--
  • AKŞAM--:--
  • YATSI--:--
  • --,--
  • --,--
  • --,--
Son Dakika
Köşe Yazısı

İdam yetmez, kısas da istiyoruz

Evet, 15 Temmuz’da yapılan alçaklığın açtığı yara ciğerimizi dağladı.

Yüreklerimizi parçaladı.

Allah (CC)’a bin şükür ki, canlar verdik (Allah şehitlerimize rahmet eyleye), ama vatanımızı hainlere teslim etmedik.

Bu alçaklığı yapanların insan olarak muhatab alınması bile yanlış ya neyse.

Öte yandan, 15 Temmuz, “idam” tartışmalarını bir kere daha gündeme taşıdı.

Bu sütundan idamla ilgili görüşlerimi zaman zaman paylaştığım malumunuzdur.

Aynı zaman da, bu tür önemli konuların hissiyattan uzak, sakin kafa ile yapılması da şarttır.

Bu denli hayati konular “hissiyat” ile ele alınırsa, bir tepki sonucu “tartışılırsa”, istenen fayda sağlanamayabilir.

Hele hele, “idam” gibi üzerinde ciddi olarak mütalaa edilmesi gereken konularda, daha soğukkanlı karar vermek zorundayız.

Kaldı ki bugün itibarı ile çıkacak idam cezası askerlerle ilgili istisnalar taşısa da, “yasaların geriye yürümesi” ilkesi gereğince (TCK 7/2) “Hukukta lehte değişikliğin geriye doğru uygulanması aleyhte uygulanamaması” söz konusu olacağından PKK, DAİŞ, FETÖ veya diğerleri için şu ana kadar işlenen suçlara uygulanabilmesi çok da olası görünmüyor.

Vurgulamak istediğim husus, “idam” cezasının getirilmesi, bir yerde trafik kazası olunca, oraya bariyer ya da ışık koyma kabilinden olmamalıdır.

Çünkü idam, zaten insanların bir arada huzur içinde yaşamalarında, hayatın devamlılığının temininde önemli etkenlerden biridir.

Merhameti sonsuz olan Yüce Allah’ın yasaklamadığı bir öldürme fiilidir.

İdam cezasının gerekliliğine bu gözle bakılması daha doğru olur.

Benim burada üzerinde durmak istediğim asıl nokta, idamın tek başına, caydırıcılık ve adaleti sağlama konusunda yeterli olamayacağıdır.

Şu anda ve geçmişteki uygulamalardan bunu görebiliriz.

70’li yıllarda idam vardı, 12 Mart’ta da uygulandı, ama anarşiyi durdurabildi mi, hayır.

Bu nedenle, “illa da idam isterük” yollu talepler haklıdır ama duygusaldır.

Çünkü idam daha çok devlete yönelik suçlara uygulanmaktadır.

Şahsi suçlarda uygulamadaki haliyle, bir tatmin aracı değildir.

80 ihtilalinde “bir sağdan bir soldan” asılanlar, “askeri cuntacılar” hariç, kimi tatmin ya da teskin etti.

80 öncesi anarşik olaylarda, öldürülen ana kuzularının acıları bugün bile taptazedir.

İdam yetersiz ise o halde çare nedir?

Bu yönüyle şahsi suçlarda işletilecek yegâne adalet mekanizması, “KISAS”tır.

Sorarım size, devlete karşı ayaklanan bu şerefsiz darbecilerden birkaçı idam edilse bile, 161 şehit ailesinin acısı dinecek mi?

Çünkü onların şehitlerinin katilleri, hapiste olsa da hâlâ hayattadır.

İşte bu “tatminsizlik” toplumlarda huzurun ve barışın tesisine önemli oranda zarar vermektedir.

Bundan dolayı, “idam gereklidir ama tek başına yetersizdir” diyoruz.

Burada idamın eksiğini giderecek temel faktörün KISAS olduğu açıktır.

Yani “İDAM ve KISAS” birlikte bir anlam ifade edecektir.

İdam ve kısası, suyu oluşturan “hidrojen ve oksijen” gibi düşünebiliriz.

Bu iki gazın biri yanıcı diğeri yakıcıdır. Ama ikisi birleşince söndürücü oluyor.

Tıpkı suyu oluşturan elementler gibi, idam ile kısas birlikte uygulanırsa, insanlık için “ferahlatıcı” olur.

Eğer öyle olmasa idi, Yüce Allah Kitabı Keriminde “Ey akıl sâhipleri, kısâsta sizin için hayât vardır, böylece korunursunuz (Bakara 179)”, diye buyurmazdı.

Ve demokrasi nöbetlerinden bir not:

Çarşamba gecesi Kahramanmaraş’ta kent meydanındayız. Saat 03 suları, meydana baktım ve çoğunluğu hanım kardeşlerimizin oluşturduğunu gördüm.

Çanakkale’de, Kurtuluş savaşında milletinin hizmetinde olan analarımız, bacılarımız, eşlerimiz ve kızlarımız, bugün de “milletinin hizmetinde demokrasi nöbetindeler”.

Bir kere daha anladım ki, düşmanlarımızın anlayamadığı “büyük sır” burada.

Hayırlı nöbetler…

Prof. Dr. İbrahim Bektaş Diğer Yazıları

Hepsini Görüntüle