Hâlâ! On Dört Şubat’ta Eşinden Çiçek Bekleyen Dindar Hanımlar Var mı?
“On dört şubat” dinli dinsiz bütün dünyada sözde “sevgililer günü“ olarak her yıl pişirilip pişirilip servis ediliyor.
Kapitalist dünyanın tahakkümünden kurtulabilen aklı başında insanlar, bu tür hikâyelere gülüp geçse de, Müslümanların da içerisinde bulunduğu büyük çoğunluk bu tür oltalara kolayca takılıyor.
Ülkemiz dâhil, İslam Dünyası’nın kahir ekseriyeti bir kapital aracı olarak önümüze konan bu tuzaktan bir türlü kurtulamıyor.
Medya ve sosyal iletişim araçları bu tuzağı o denli süslüyor ki, adeta idrakimiz ipotek altına alınarak, robotvari bir şekilde bu çılgınlığın bir parçası oluveriyoruz.
Haftalar öncesinden başlayan sömürü kampanyası, evlerimizin içine kadar giriyor. Gayrı meşru lezzetleri “altın tepside” nefsimize nefes nefes özümsetiyor.
O zaman soralım, nedir bu “sevgililer günü” ve nereden türetilmiştir bu “Valentine’s Day” kepazeliği?
Ansiklopedilerde rivayet edilen bilgilere göre, İmparator II. Claudius savaşı olumsuz yönde etkilemesin diye askerlere evlenmeyi yasaklar. Fakat rahip Valentine bu yasağa uymaz ve sevgililer arasında gizliden gizliye nikâh kıyar. Tabii çok geçmeden yasağı deldiği ortaya çıkar ve 270 yılında 14 Şubat’ı 15 Şubat’a bağlayan gece idam edilir. Hıristiyanlık Avrupa’da kabul gördükten sonra 496 yılında Papa Gelasius, Aziz Valentine’i onurlandırmak için 14 Şubat’ı “Valentine’s Day” olarak ilan eder.
Gelin görün ki, Valentine gençleri günahtan kurtarmak için nikâh kıyarak ilişkileri meşrulaştırmaya uğraşırken, sonraları onun adına kutlanan bugün tamamen farklı bir mecraya girer. Öyle ki genç kızların isimleri birer kâğıda yazılıp bir sepete konur. Delikanlılar bir meta’ gibi çektikleri kura sonucu paylarına düşen kızla gayri meşru şekilde birlikte olurlar.
Hatta bu ahlaksızlık o kadar ileri gider ve yaygınlaşır ki, buna isyan eden bazı Hıristiyan din adamları bu günün yasaklanmasını bile ister.
Şimdi madalyonun bize bakan yüzüne geçelim.
Türkçemizde “Sevgilinin” algılanışını da irdelediğimizde, “Sevgililer Günü” diye meşrulaştırılmaya çalışılan bu çılgınlığın aslında hiç de algılandığı gibi masum olmadığı da görülür.
Çünkü güncel literatürümüzde “sevgili” kelimesi istisnaları dışında daha çok “gayri meşru ilişkiler” için kullanılır.
Bu durumda da hepimizin uzak durmamız ve bu gayri meşru oyunun bir oyuncağı olmamamız gerekir.
Bütün bu gerçekler ortada iken, hâlâ Müslümanlık iddiasında olanlarımızın, özellikle de dindar hanımların eşlerinden bir gayrı meşru kapitalizm dayatması olan on dört şubatı kast ederek, “sevgililer gününde bana…” diye başlayan cümleler kurmalarını nasıl anlayacağız.
Ve daha da kötüsü, sırf bir Müslümanca asla hatırlanmaması gereken “bu günü” hatırlamadı diye, yuvasının huzuru için hayatın bin bir zorluklarına katlanan fedakâr kocalara dindar eşleri tarafından gösterilen ölçüsüz tepkileri, aldığımız İslami terbiyenin neresine oturtacağız?
“Allah katında hak din İslam.(Al-i Imran,19)” olduğuna göre, bu inanca sahip her Müslümanın, batıl inançlara simge olmuş her türlü şerden uzak durması gerekirken, bunu ıskalamasını nasıl açıklayacağız?
Peygamber (sav) Efendimiz, bir hadis-i Şeriflerinde: “Kim bir kavme benzemeye özenirse, o da onlardandır” buyurmuşlar. Bu hadisi şerifin bugün içinde bulunduğumuz “Özenti ve taklitçilik” ile bire bir örtüştüğü gün gibi ortada iken, hâlâ aramızda İslami değerlerden dem vurup, aynı zamanda on dört şubatta çiçek getirmedi diye eşine “sitem” eden dindar hanımlarımız varsa, vay ki vay bize…

