Güttüğüm domuzu bana öğretmeyin!
Girmek için çırpındığımız Avrupalıların, böbürlene böbürlene stratejik ortaklık kurduğumuz Amerikalıların ve son dönemde aramız limoni olsa da dost olarak adam yerine koyduğumuz Rusların ortak özelliği “domuz yiyiciliği” dir.
Avrupa, yıllardır teröristleri koynunda besledi.
İslam düşmanlarına en üst seviyeden o kırılasıca “şefkat elini” uzattı.
İçimize fitne sokmak için her türlü “kuklayı” pervasızca kullandı.
Bölmek için akla hayale gelmedik tuzaklar kurdu.
Şimdi kuyruğu kapıya sıkışınca “dost” diye paçamıza yapıştı.
Derdi neymiş?
Müslüman göçmenler gelirse, Avrupa Avrupalılıktan çıkarmış.
Özrü kabahatinden büyük!
Bu sefih medeniyetiniz çöke inşallah!
Bu milletin, beş yıldır hiç tereddüt etmeden kucak açtığı “muhacir kardeşlerini”, sizin o “pis” ellerinize muhtaç etmeden “evelallah” beş yılda, on yılda” hatta kıyamete kadar Ensar misali misafir edeceğinden şüphemiz yok.
Ha! Boşa çabalamayın, siz bunu anlayamazsınız.
Çünkü sizin literatürünüzde “help” sadece foklar için var.
Sizin “Share”niz yalnızca İslam düşmanlarını kapsıyor.
Sizin koynunuzda ancak “yılanlar” beslenebilir.
Şimdi ortalıkta üç kuruş yardım yapacaksınız diye böbürlene böbürlene geziyor, NATO’nuz marifetiyle Ege denizinde “yakaladığınız garibanları” ölü ya da diri aşağılaya aşağılaya geri çeviriyorsunuz.
Bunu da “insanlık” adına yaptığınızı haykırıyorsunuz.
Böyle insanlık yerin yetmiş arşın dibine batsın.
Bir de “Türklere serbest dolaşım” masalı var.
Eğer Türkiye şunu şunu yaparsa, Türkler Avrupa’da serbest dolaşacakmış.
Bakın buraya yazıyorum;
Bunlar mutlaka bir bahane uydurup, pişmiş aşa su katacaklar.
Daha şimdiden kokuları çıkmaya başladı bile.
Birkaç gün önce Alman basınında, “Avrupa Birliği’nin Türkiye’nin vize serbestisini ekleyeceği bir maddeyle sınırlandırmak istediği” yönünde haberler yer aldı.
Temmuz’a kadar Suriye’de asgari müşterekleri içeren bir barış tesis edilebilirse, benim bildiğim Avrupa verdiği sözleri, attığı imzaları çoktan tozlu raflara kaldırmış olacak.
Tıpkı 1963 Ankara anlaşmasında yaptıkları gibi.
Her ne kadar muhataplarını da kendisi gibi safi kalp kabul edip Sayın Başbakanımız, “Avrupa Birliği normlarının en önemlilerinden biri ahde vefadır” dese de, ben bunlara güvenmiyorum.
Öte yandan, Okyanusların ötesinde “dost dost” diye sarıldığımızın da bunlardan aşağı kalır bir yanı yok.
Elimizden gelen her türlü ihtimamı gösteririz.
Bir dediğini iki etmeyiz.
Üslerini bağrımızda besleriz.
Stratejik ortağımız diye övünürüz.
Ama gelin görün ki bunların hiç biri işe yaramaz.
Her 24 Nisan’da uydurma bir “soykırım masalı” ile bir türlü hatırını kıramadığı Ermenilerin sırtlarını gözümüzün içine baka baka sıvazlamaya devam eder.
En üst seviyeden “PYD bir terör örgütüdür, PKK’dan farkı yoktur” diye binlerce defa söylenilmesine rağmen, bunları silahlandırıp bizi arkamızdan vurmakta bir beis görmez.
Türkiye biraz demokratikleşse ve güçlense, anında maşalarını devreye sokarak “ihtilaller tertip etmekten” geri durmaz.
Hele bir de “Trump”ları var ki evlere şenlik.
Eğer başkan olursa, artık Türkiye’nin başka düşman aramasına gerek yok.
Diğer taraftan, Kuzeyden esen soğuk rüzgarlar da içimizi iyice üşütmeye başladı.
“Ayı derisinden post, moskoftan dost olmaz” şeklinde formüle ettiğimiz Ruslar da boğazımıza saldırmaya hazır bir sırtlan gibi fırsat kollar vaziyette pusuda.
İyiden iyiye sınırlarımıza yaklaşmanın haince planlarını yapıyorlar.
Bu amaçla, epeyce bir süredir Türkiye düşmanı teröristlerle düşüp kalkıyor.
Tökezlediğimiz anda (Allah muhafaza) üzerimize çullanacakların başındalar.
Anlayacağınız değerli dostlar, atalarımız ”denize düşen yılana sarılır” demiş ya!
Biz yılandan daha beterlerine sarılmışız.
Biliyorum, düşüncelerime katılmayanlar, karşı çıkanlar, abartılı bulanlar olacak.
Bu doğaldır.
Herkes düşüncesinde “meşru dairede” kalmak kaydı ile serbesttir.
Kim ne düşünürse düşünsün, ancak “güttüğüm domuzu bana öğretmeye” kalkmasın!

